-Reklam-
Anasayfa KÜLTÜR SANAT Metafordan hayatlar

Metafordan hayatlar

Tanıdık olmayan bir şeyle karşılaştınız diyelim. Önce şaşırır ama çok geçmeden Alice gibi davranırsınız: “Her şey bilmediğim bir dilde yazılmış… Öyle ya, Ayna kitabı bu elbette! Aynaya tutarsam sözcükler doğru yöne döner!” (Lewis Carroll). Yabancı olanı metaforun aynasına tutuyoruz ve birden yabancılığından arınıp tanıdık bir imgeye dönüşüyor. Metafor, bir anlamı bir yerden başka bir yere taşıyor. Bildik bir anlamı bilinmedik, tekinsiz olana yansıtarak yabancı olanı temellük ediyor, tanıdık ve anlaşılabilir hale getiriyoruz. Metafor, yeni olanla karşılaşmamızı eskitiyor, sayesinde eskitilmiş ilişkiler yaşıyoruz. Kullanılmaktan lime lime olmuş metaforları yabancı olana giydirerek kendimize benzetiyoruz.

Mevcut olanı alt üst edecek bir olayı da eskitiyor ve hiç şaşırmıyoruz. İncil’de yazdığı gibi “güneşin altında yeni bir şey yok”. Çünkü metaforlarımız var bizim. En tekinsiz karşılaşmayı tekinli hale getiren, en rahatsız edici yabancıyı bile evcilleştirip kendimize benzeten metaforlar. Metaforlarla düşünmek evden hiç ayrılmamaktır. Ya da evimizi her yere taşımak. Evimizi her yere taşıdığımıza göre her yeni karşılaşma evin tanıdık bir nesnesine dönüşecek. Ve metaforlarla düşündüğümüzde evi her yere taşımakla kalmıyor, hiç dışarı çıkmadığımızı da fark ediyoruz. Oysa José Saramago “kendinizi terk etmezseniz asla keşfedemeyeceksiniz kendinizi” diyordu. Platon’un mağarasından çıkamadığımız için, izledikleri gölgeleri gerçek sanan tutsaklar gibiyiz.


Gölgeleri metaforlarla dışarı taşıyoruz; gölgelerin gölgelerini. Mağaranın bildik anlamlarını dışarıya yansıttıkça dışarıyı, yabancı olanı mağaraya dahil ediyoruz. Mağaranın, evin tonundan kurtulamayacak mıyız? Zor tabi evden kurtulmak. Ama başaranlar var, on iki ton müzisyenleri: “Önceleri gene eninde sonunda eve, asıl tona dönülüyordu; ama yavaş yavaş öyle uzaklara gidilmeye başlandı ki artık temel tona dönmeyi gerektiren bir duygu kalmadı” (Webern). Ton metafordur; her yere bu tonu taşımak fetihçiliktir, yabancı toprakları fethetmek. Evden, tek tondan dışarı çıkmayanlar, on iki tonu, yani çokluğu asla işitemeyecekler. Siz hiç yabancı oldunuz mu? Yabancı olmak, dünyaya bir çocuk gözüyle bakabilmek ve şaşırmaktır; yeryüzünün tüm seslerini kucaklamak. Ve aynı anda eşitsizliğe, sömürüye ve katliamlara şaşırmak. Ama biz her şeyi o kadar kanıksadık ki dışarı çıktığımızda da bu despotik havayı soluyoruz. Kurtulalım bu eril, despotik tek tondan! Gerekirse kekeleyelim, kekelemek iyidir. Gerekirse tökezleyelim, dengemiz bozulsun ki çoklukla birlikte yeni denge oyunları icat edelim ve yeni bir dil.

Kekeledikçe çokluğun çok sesli dilini birlikte keşfedebiliriz. Dil zoraki bir dengeyse ve bu denge tüm tahakküm ilişkilerini içinde barındırıyorsa kekelemek gerekecek. Sözcükleri çatlatmadan, grameri parçalamadan başka bir dünya mümkün değil. Başka bir dünya yaratmaktan söz edenlerin dillerine hiç baktınız mı? Eski dünyanın tüm tahakküm ilişkilerini barındıran bir dil kullanıyorlar. Dil, bir hapishanedir ve tahakküm ilişkilerini barındıran bir dilden yeni bir dünya çıkmaz. Dilden firar edemeyenler, çok sesliliğin özgürlüğünü solumayanlar yeni olanla, yabancıyla hiçbir zaman karşılaşamayacaklar. Dil hapishanesinin duvarlarını çatlatıp firar etmediğimiz sürece erilliğin, tahakkümün, eşitsizliğin dilini üreteceğiz birlikte. Firar etmeliyiz, gerçekliğin çölüne.

Gerçek, sözcüklerin ve dilin ötesinde, ele geçmeyen bir akıştır, sonsuz bir oluş hali. Ve bir metafor olarak dilin kendisi gerçekle karşılaşmamızı engelliyor. “Ağaçlardan, renklerden, kardan ve çiçeklerden söz ettiğimizde şeyler hakkında bir şey bildiğimizi sanıyoruz; fakat özgün varlıklarla hiç örtüşmeyen metaforlardan başka bir şey yok elimizde” (Nietzsche). Siz hiç ağaçla karşılaştınız mı? Karşılaşmıyoruz, ağacı dil hapishanesine kapatıyoruz çünkü. Bir ağaçla, yabancıyla karşılaşsaydık, ağacın dili dilimizi çatlatacak ve doğanın çok sesliliğiyle yeni bir denge, yeni bir dil yaratacaktık. Ağaçla karşılaşsaydık, başka bir dünya kuracaktık. Gezi’de nasıl da çatlatmıştık dilimizi? Çünkü o biricik, eşsiz ağaçla karşılaşmıştık. Unuttuk sonra, yine basmakalıp metaforlara gömüldük.

- Reklam -

SON HABERLER

Sürdürülebilir dünyanın mutfaktan geçen yolu

Konuk Yazar: Dicle Dilan Salman - Beslenme Uzmanı

Garanti Bankası’nın ismi değişiyor

Türkiye Garanti Bankası'nın yüzde 49.85 oranındaki İspanyol hakim ortağı BBVA, bankanın unvanını...

Metrobüste tacize tutuklama: Biz değil siz utanacaksınız

KARDELEN TATARİstanbul’da, metrobüste bir adamın, aynı araçta...

Küçükçekmece’de çocuğa cinsel istismara karşı tepki çığ gibi büyüyor: Çocukları korumak zorundayız!

MERAL DANYILDIZKüçükçekmece’de 5 yaşındaki bir kız çocuğu,...

Tıpta gericileşme kongresi başladı

DİLAN ESENCumhurbaşkanlığı ve Sağlık Bakanlığı himayesinde gerçekleşen...

CNN Türk’ten ‘Ekrem İmamoğlu’ kararı

CNN Türk'ün, ‘Ekrem İmamoğlu görevi devraldı’ haberinde fotoşoplu resim kullandığı gerekçesiyle Ana...

Gerici çevrelerin aşı reddine karşı hekimlerden uyarı: Aşı her yıl 3 milyon hayat kurtarıyor

Dünya genelinde aşı karşıtlığı gün geçtikçe artarken, Türkiye’de son 6 yılda aşı...

Meslek liseleri sermayeye devredilemez

İzmir Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı ile TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi...

CHP’den linç girişimine ilişkin yeni veriler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıya ilişkin parti içinde oluşturulan araştırma...

CHP Oğuzeli İlçe Başkanı öldürüldü!

Antep'in Oğuzeli ilçesinde CHP'li İlçe Başkanı İlhan Keskinsoy öldürüldü. Antep Valiliğinden yapılan...

Sonraki haber