"Mezar taşı" bilgisi ve "Saray" sırrı
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Tartışmaya nereden başlamalı? Tepeden mi, yoksa temelden mi? Tepe, bir makam değil, bir kişi; temel ise, halk değil sadece, yaşam mekânı aynı zamanda.

Sıralama şöyle: Yaşam kaynağı ve mekânı olarak yeryüzü; yaşamın bileşenlerinden biri olarak insan; siyasal örgütlenme olarak devlet.

Şu soru önemli: Yönetimler üzerinde düşünürken, neden önce ülke?

20. yy. sona ererken, siyasal öğretileri ciddi bir biçimde sorgulayan “insan hakları ideolojisi”, 21. yy. başında, yaşamın bileşenlerini bir bütün olarak kucaklamak durumunda: Ekosistem ve sürdürülebilir bir yaşam mekânı.

Bu ne demek? Temsili hükümet dönemi geride kaldı; yarı-doğrudan ve doğrudan demokrasi yolları öne çıkarılmalı.
“Özgür-eşit ve haysiyetli bir yaşam” için, hukukun yapımında ve kararların alınmasında bireylerin işlevi nasıl somutlaştırılabilir? Konuya “çevresel demokrasi” açısından bakıldığında, şu üçlü süreç öne çıkar: Bilgilenme hakkı, katılım hakkı ve (kural koyma dâhil) karar alma hakkı.

Bu bakış açısı, yönetenler ve yönetilenler ayrımında ortaya çıkan siyasal rejimler ve egemenlik kurgusu ile farklılaşan devlet biçimlerini birlikte düşünmemizi gerekli kılar.

Çevresel demokrasi ve doğrudan demokrasi, ancak adem-i merkeziyetçi yönetimde kurulabilir. Bu, çevrenin anayasalaşması ile birlikte, katılım ve karar alma düzeneklerini ülke geneline yayma olgusunu da beraberinde getirir.
Demokratik rejimin altyapısı olarak insan hakları, yaşamın bileşenlerini “ekosistem” çerçevesinde bir bütün olarak kavramak durumunda. (…)


Mezar taşı ve Saray arşivi!
Siyasal rejim arayışı, böyle bir ön sorgulama testinden geçmez ise, o zaman yanıtlanması mümkün olmayan sorularla karşılaşmak kaçınılmaz hale gelir: Dedelerin mezar taşındaki yazıyı okuma seferberliği ile rejimi fiili yolla değiştirme kaldıracı olarak Çiftlik Sarayı hakkındaki bilgilerin halktan kaçırılması.

Bu derin çelişkinin anlamı şu: “Aile bağları zayıf bir sürü” şeklinde gördükleri yurttaşları, vergileri yoluyla gerçekleştirilen (Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin en büyük) inşaat bilgilerinden yoksun kılmak. Yurttaşların bildiği şununla sınırlı: “Mahkeme kararı-mararı tanımam” diyen bir kişi, Başbakanlık binası olacağını söyledi; sonra o kişi CB seçilince, “Saray benim olacak” dedi.

Oda sayısı bile tartışmalı olan bu devasa bina, hangi plân ve proje gereği tasarlandı? Karar mercii kimdir ve hangi amaç tescil edildi? Ne kadar harcama yapıldı? Sayıştay bunu denetleyebilecek mi?

Bugün, 77 milyonun meçhulü olan bu vb bilgiler, devlet arşivinde yer alacak mı? Dedelerinin mezar taşındaki yazının anlamını öğrenmek için seferber edilen bugünkü kuşakların çocukları ve torunları, ülkelerinin en büyük resmi binasının arşivine ulaşabilecek mi?

Bilgi kirliliği sınır tanımıyor…
Böyle bir ortamda “ilke tartışması” yapılamaz; çünkü, bilgi kirliliği ağı çok yoğun: Seçimlerde ’luk baraja ilişkin sözler, koalisyon hükûmetleri, siyasal istikrar ve hükûmet istikrarı arasındaki fark; Anayasa’ya aykırılıklar zinciri; hukuk-siyaset ilişkisi; Anayasa’nın üstünlüğünün anlamı ve dahası…

Ya sorular?
-Yüzde baraj kararında hak ihlali saptarsa Anayasa Mahkemesi lağvedilir mi? HDP, seçimlere -parti olarak- girer ve barajın altında kalırsa, bunun sonuçları ne olur?
-CB’nin halk tarafından seçilmesi, Anayasal hükümlere aykırı söylem, işlem ve eylemleri meşru kılar mı?
-Gezi’den sonra, rejime artık “otoriter” diyebilir miyiz? Türkiye’nin geleceğinden umutlu musunuz?
-Başkanlık rejimi arayışı, fren ve denge düzenekleri bakımından siyasal rejim ve siyasal sistem ayrımı ne ifade eder?
-Artık bu Anayasa’yı değiştirmeye gerek var mı?
-Paralelcilere darbe operasyonuna neden karşısınız?
Daha birçok soru öğrencilerden, Genç Hukukçular Kulübü tarafından düzenlenen Haydarpaşa yerleşkesindeki konferansta (15 Aralık Pazartesi). Yanıtların özü ne?


Askerler bile Anayasa ile başladı
Seçim öncesi ve seçilme ile göreve başlama anı arasındaki zaman diliminde tanık olunan aykırılıklar, hayli geride kaldı. Saray’ın çifte tefrişatı, başkancı rejimi fiili yolla kurma adımı. Tefriş maliyeti konuşuladursun, kurulması öngörülen 13 daire başkanlığı, üst-hükûmet görünümü vermekte ve bunun Anayasa’da yeri yok. Gizli kararname yoluyla düzenleme ise, Saray muamması ile örtüşmüyor değil.

Askerler bile yasal düzenlemeleri Anayasa yazımından sonra yaptı. Şimdi ise, fiilen başkancı rejim oluşturulduktan sonra; olan oldu, geriye “anayasal çatı” kaldı, denilecek.
Böyle bir ortamda rejim tartışmasının anlamı var mı? Var; çünkü gençler sorguluyor; sorgulamalı da. AKP’li gençlerin bile derdi “mezar taşı edebiyatı” değil.

“Baş”larca sürekli Anayasa ihlali karşısında, “bizim bu sıralarda oturmamızın anlamı ne?” diyebilen öğrenciler önünde, rejim tartışmasına, “yaşamın bileşenleri”nden başlamak,. “örtüler”i bütün olarak gösterebilmenin yolu olabilir.