Mezarsız Ölüler
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
İnsanlık kadar eskidir işkence. İnsanlar kimi zaman açıkça ortaya koymaktan çekinmedikleri zevkleri için, kimi zaman da yüce, kutsal ilkeleri içinmiş gibi göstererek işkence emişlerdir.

Filozof J.P.Sarte’ın Mezarsız Ölüler oyunu, Anadolu topraklarında sondan başa doğru derin bir utançla parça parça şimdi’de sahnelenmekte. Oyunda geçen replikleri hatırlayalım.    

«… Sorbier: ben de bir kere oradan geçtim. Hapishaneyi de gördüm hatta. Duvarlarının önünde boydan boya incir ağaçları vardı. Demek sen bu duvarların içinde, bense dışındaymışız öyle mi… ne tuhaf.»

« Canoris: tuhaf evet. »

« Sorbier: Ya seni hırpalarlarsa… Aletleriyle işkence yaparlarsa? »

Tanıdık geldi mi? Ülkenin dört bir yanını işkencehaneye döndüren cebberrut zihniyetin sarıp sarmaladığı girdapta; sessizlik…

Yaşadığımız toprak parçasında varoluşumuz(sosyolojik/psikolojik/fizyolojik), oyundaki karakterlerle benzerliğimizi ele vermekte. Aramızda katlanılması güç bir birliktelik var. 

Kardeşinin ölümünü onaylayan, yağmur sesi toprak kokusuyla hayatı hatırlayan karakterler gibiyiz. JİTEM’in işlediği cinayetlerle nasıl ve ne şekilde yüzleşeceğimizi tedirgin şafaklara düşünmekteyiz.

Uğursuz beter kapkaranlık gecelerde gömülen bedenler, karların kapladığı kış günü soğuktan mı yürekten mi kaynaklandığı kestirilemeyen titremelerle günyüzünde. Kazıcılar iş bırakıyor… Hakikat, kemikler gibi fışkırdıkça fışkırıyor.

Girift, zehirli, aldatıcı bir çağda zaman dönerken; tasarruf ve sarfiyatlarımızla, benzersiz distopyamız.

Geçmiş, değiştirilebilir mi? Belleğin dehlizlerinden sökün eden aidiyet, üzerine inşa edilen gelecek. Hikâye hep böyle şekillendi.

Birey, geçmişiyle oynayabilir mi? Belleğine kazınanlar değişebilir mi? Mümkün müdür? İhtimal diyebilirim. Kolay değil doksan yıllık teşkilatla, anlatılan resmi yalanlarla, büyük felaketlere yol açmış zalimle hesaplaşmak.

Evet, zor ama imkânsız değil. Umudumu yitirmiyorum, yitirmiyoruz! Ortak akla olan tutunma çabamızı, beş yıldır peşini bırakmadığımız davamızı düşündüğümde; umut zaman zaman yok olsa da hep var. Günışığının berraklığında.  Kimlikliksizleştirilen, yok edilen her bir kemiğin hesabının sorulacağını, yıllar boyu gizliden gizliye birbirimize fısıldarken, artık haykırmaya başladık.

Binlerce kayıp vere vere, umut ilkesine kararlı kavrayıcı ruhla tutunmaya başladık. Şüphe duymuyorum.      

Yapıbozumun baş döndürücü karakteri, metinlerin kitap kapaklarıyla sınırlı düzen içindeki bir dizi kelime toplamı değil bir kaos havzası olduğunu fark ettiğimizde ortaya çıkar. Yapıbozuma, yapısöküme hazır olmalı… Cesaret!