Millet amir, devlet memur; tek efendi de iktidar!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

O kadar çok konu var ki; Yavuz Bingöl’den Alev Alatlı’ya, işten çıkarılan maden işçilerinden, yüzde 10 barajı tartışmalarına, Meclis Soruşturmasında ortaya dökülenlerden Anayasa Mahkemesi’nin darbeci yasalara bağlanmasına, ya da hem Türkiye’de hem Türkiye de yükselen yolsuzluk algılarına...

Hepsi, üzerinde durulması gereken konular. Ancak geçen yazı şöyle bitiyordu: Başbakan Davutoğlu’nun, geçen Salı günkü grup toplantısında, “kimse devletin önünde diz çökmeyecek, kimse devleti temsil eden kişilerin elini öpmeyecek. Çünkü bundan sonra amir olan millettir, memur olan devlettir” yolundaki sözleri de “siyaset bilimine giriş” olarak okutulabilir! Gündem izin verirse, haftaya bu derse gireriz!

Şimdi, denileni yerine getirmek gerekiyor. Konu dallı budaklı; söylenecek şey çok; yerimiz de malum! O nedenle, “giriş dersine giriş” deyip, çeteleyi kısa tutacağım.

İlk söylemek istediğim; Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana “hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” denilen bir ülkede yaşadığımız!. Bakanlık, mahkeme, okul duvarları bu büyük laflarla kaplanmış durumda. Peki olan ne? Bu söylem ne kadar kullanılırsa, o kadar korkmak gerektiğini öğrenen “amir veya efendi millet!” Yalnızca, AKP’nin diline doladığı tek parti dönemimde de değil... Bütün iktidar dönemlerinde “amir” denilen bu millet”, memur devletin, bir yandan dayağı, işkencesi, fişlemesi, sürgünü altında inleyip durdu, öte yandan benim vatandaşım, milli irade, millete hizmet, adalet, ahlak nutukları altında yoksulluktan da, yolsuzluklardan da çok çekti. Çektirene devlet dendi ama, uygulayıcısı hep iktidarlar oldu!

İkinci önemli nokta, bugünkü durumun farklılığı! Öyle farklı ki, Batı ne derse desin, çağdaş değerler neyi işaret ederse etsin, başta demokrasi olmak üzere her kavramın yeniden tarifi yapılmakta ki, AKPceyi çözmeye çalışmamız da bundan! Birkaç örnek:

Erkler ayrılığı mı? İşte, Meclis’in yasama faaliyeti, torba yasalar, Meclis komisyonlarının çalışması gibi erk ayrılığının yükünden “kurtulma” çabaları!

Anayasal otorite mi? İşte, Cumhurbaşkanı’nın, anayasa dışında kişisel olarak her tür “yetki tayinine” sahip olma serüveni!

Hukuk devleti mi? İşte 17 Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzluk davalarını kapatılması, Meclis soruşturmasına yayın yasağı konulması; işte HSYK’nun oluşumu!

Medya özgürlüğü mü? İşte, bir yandan yandaş veya havuz medyası, öte yanda yalnız yolsuzluk olayında değil, Reyhanlı Saldırısı, böcek soruşturması, MİT tırlarına baskın, Musul Başkonsolosluğu’nun kaçırılması gibi, daha birçok olayda getirine yayın yasakları. Daha olmazsa da, neyin yazılıp, neyin yazılamayacağına ilişkin talimatlar!

Anayasa Mahkemesi’nin güvencesi mi? İşte, uygun gördüğü yasaları onayladıkça anayasa mahkemesini onaylayan, yüzde 10 barajı gibi demokrasi için iyi olan bir konu gündeme aldığında ise, “darbe yasasına “bağlayan zihniyet!

Daha birçok örnekten söz edebiliriz; ancak bir de şu amir milletin haline bakmak lazım ki, meselenin bu ikinci boyutu da önemli!

Mesela işsizler! Yani, yaklaşık 3 milyon dolayında “millet”. Geçici işler düşünülürse sayı, 5-6 milyonu bulur. Mesela, asgari ücret alan 2,5-3 milyon insan; büyük kısmının evli ve çocuklu olduğunu düşünürsek, 900 TL ile geçinen en az 6-7 milyon vatandaş (millet) eder! Amirlikse, kim kaybetmiş ki, buluna!

Aslında, yaklaşık 16 milyonu bulan ücretli çalışanlardan, “amir millete” yakın duracak kaç kişi bulunur; bilemeyeceğim! Sendikalılar desem, sayıları giderek azalır ve sürekli taşeronlaşma, işten çıkarma vs. tehdidi altında çalışırlarken, efendi olmaları zor! Beyaz yakalılar desem, onların da çoğu hem ücret hem güvence açısından mağdur; kamu personeli desen, devletle daha doğru dürüst bir toplu pazarlığa bile oturamıyorlar, ne efendiliği!

Ücretliler dışında, taş ocağı, maden, termik santral, HES diyerek tarım arazilerini kaybeden köylüler; kentsel dönüm rantıyla evlerinden olan kentliler de var tabii: Ama bir dinleyeni bile bulmakta zorlanırlarken, onların da amir olmaları zor!
Bir de, seçim-sandık diyorlar ya, merak ediyorum! Sokakta tepki koyan bunca insanın yaptığı da bir seçim değil mi; yoksa milletten mi sayılmıyorlar?

Kısacası arıyorum da, bulamıyorum. Yalnız, “milletten” çok “illet” olabilecek birileri aklıma geliyor ki, olsa olsa “amir” olan bunlardır diyorum!