“Milli” düşman!
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER

Bir an için Ankara Merasim Sokak’taki katliam sonrası Devlet adına açıklama yapan Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Hükümet Sözcüsü’nün ve AKP elitlerinin şöyle bir açıklama yaptıklarını düşünün:

“Katliamı MOSSAD gerçekleştirdi!”

Ya da “Katliamı Rus Gizli Servisi gerçekleştirdi!”

Ya da “Canlı Bomba Alman Gizli Servisi mensubu çıktı!”

Ya da “Patlamada kullanılan araç 17 Kasım örgütünce kiralanmış!”

Ya da “Saldırı emri Muheberattan!”

Ya da “Saldırıyı ‘Üst akıl’ planladı; NSA, CIA ve FBI birlikte gerçekleştirdi!”

Ya da “Emir Pensilvanya’dan, uyuyan FETÖ hücreleri harekete geçti!”

Ya da “Katliamı IŞİD gerçekleştirdi!”

Bu açıklamalar toplumun ne kadarı için saldırıyı üstlenen TAK kadar inandırıcı olurdu, ne kadarı sorgulardı? Bu soruyu özellikle AKP’ye destek veren yurttaşlarımız soğukkanlılıkla değerlendirmeli. Çok açık ki, saldırı sonrası Hükümetin; “Saldırının sorumlusu PYD’dir” açıklamasına inanan yurttaşlarımız, bu açıklamalara da inanacaktı. İnanmaları bir yana politik ve sosyal konumlanmalarını da buna göre belirleyeceklerdi. Bu durum ülkemizin saldırılar açısından nasıl kırılgan hale getirildiğinin göstergesi olduğu kadar, AKP elitlerinin, “maddi gerçek” ne olursa olsun “söylediklerine” inanan bir tabana dayandıklarını da gösteriyor.

Hatta daha ileri gidelim, bilmem kaçıncı Muhtar şeysinde Cumhurbaşkanı’nın şöyle açıklamalar yaptığını düşünün:

“Canlı bomba Gezici!”

“Emri veren Taksim Dayanışması!”

“İnkâr etseler de, eylemi gerçekleştiren CHP Bağcılar Gençlik örgütüdür! Hesabını soracağız!”



Kaç muhtar, kaç AKP’li milletvekili “Hadi oradan!” derdi, diyebilirdi?

Olası böyle açıklamalardan sonra gazetelerin, televizyonların, akademisyenlerin ve uzmanların kahir ekseriyetinin hiç sorgulamadan, bu iddiayı delillendirmek ve halkı inandırmak için nasıl çaba harcayacağını zaten herkes tahmin edebilir.

Bu tespitimi, Haziran seçiminden bu yana Hükümet’in propagandasının belkemiğini oluşturan “millilik/yerlilik” kavramıyla ilişkilendirmek istiyorum. En son örneğini Artvin halkının Cerattepe direnişinde gördük. Hukuka ve doğa haklarına aykırı olduğu açık olan bir maden girişimine direnen halka destek verenleri gayri milli, terörist, vatan haini ilan etti iktidar. Kendi sorumlu olduğu her olayda, her felakette hep aynı argümanları kullanıyor. Bir yandan sorumluluğunu gizlemesine yarıyor bu tutum, diğer yandan muhalefeti de millilik yarışına sokuyor.

Burada yapılması gereken, AKP elitlerinin, toplumun nerede ise yarısını her fırsatta düşmanlaştıran bu sahte ve alabildiğine oynak “milli /yerli” kavramlarını reddetmek ve cepheden karşı çıkmaktır. Aksi taktirde aynen, “Muhafazakar seçmeni küstürmeyelim, hoş görünelim”le başlayıp laikliğin ortadan kaldırılmasına ses çıkarmamaya varan süreci yaşarız.

Maalesef muhalefetin ve yurttaşların birçoğunun bu tuzağa düşmüş olduğu anlaşılıyor. Bunu görmüş olan AKP, aklımızla dalga geçer gibi bir ay önce ‘’milli’’ diyerek desteklememizi istediği bir politikanın ya da tutumun, tam tersini yaparken de destek istiyor. Her durumda da toplumun geniş kesimlerini hain ilan ederek üstelik!

Adeta milli düşman ilan ettiği, muhalefet partilerini, meslek örgütlerini, aydınları, sanatçıları, nerede ise toplumun yarısını, kendi tabanı nezdinde her fırsatta düşmanlaştırıyor.

Bu kadar düşmanlaştırma ve ortak iyi, ortak doğru kavramlarının tahrip edildiği bir toplumda, bunlar göz ardı edilerek “devlet adamlığı sağduyusuyla” açıklamalar yapmak, olsa olsa felaketlerin sorumlularına hayat öpücüğü olur.

Hiçbir ahlaki hukuki engel tanımayan, fren/denge mekanizmalarını boşaltmış, giderek devletleşmiş bir iktidara “devlet ve hükümet” ayrıdır diyerek yaklaşmak, iktidarın sopası olan kurumların ırkçı, mezhepçi ve hukuk dışı politikalarına meşruiyet verir. Siyasi sorumluluğunu gizler. İktidarın adamları bir gün devlet şapkasını giyer ertesi gün hükümet! Masayı devlet kurar hükümet devirir! ya da tersi olur. Artık hangisi işine gelirse!

Ortak doğru ve ortak iyilerimizi yeniden inşa etmek zorundayız. Dış politikada da, taziye tartışmalarında da, Cerattepe’de de, Akademisyen Bildirileri’nde de, milli yarar/ulusal çıkar adına yapılanlarda da bunu yapmalıyız. Birkaç cahil ve ufuksuz muhterisin, bizleri, düşmanlaştıran kavramlara hapsetmesine izin vermeyelim.