Milli Eğitim’de yeni müfredat tartışmaları
22.01.2017 11:36 BİRGÜN PAZAR
Müfredat değişikliklerin ortak noktasının ve yarattığı tartışmanın memleket sathındaki ideolojik-politik yarılmalardan bağımsız değerlendirilemeyeceği aşikâr. O halde yapılan değişikliklerin Cumhuriyet’in kazanımlarının karşısında kümelendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz

ORKUN SAİP DURMAZ - Akademisyen, Kocaeli Üniversitesi

13 Ocak Cuma günü ilk ve orta öğretimde uygulanması planlanan yeni müfredat taslağı kamuoyuna açıklandı. Anayasa değişikliği tartışmaları memleketin en önemli gündemi olsa da, müfredat değişikliği önerisini de gözden kaçırmamalıyız. Çünkü hiçbir otorite salt zora dayalı olarak tesis edilmez. Her zor az ya da çok bir rıza mekanizmasına, ideolojik bir hegemonyanın tesis edilmesine mutlaka bağlıdır. Dolayısıyla Anayasa değişikliği ile öngörülen fiili başkanlık sisteminin işleyebilmesi daha itaatkâr nesillere, daha az yurttaş daha çok tebaa olan bir insan toplamına ihtiyaç duyacaktır. Bu bağlamda anayasa ve müfredat değişiklikleri aslında bir rejim değişikliğinin iki önemli unsurudur.

Kuşkusuz Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı taslak henüz kesinleşmediğinden kapsamlı bir akademik değerlendirme için değişiklik önerisinin nihai halini beklemek gerekir. Özgür medyamız ise çoktan müjdeyi vermiş durumda ve yandaş basının dışındaki merkez medyada da taslak memnuniyetle karşılanıyor. “MEB’de yeni müfredat! Sanat ve spor derslerinin saati artıyor” başlığıyla verilen haberler ve “Öğretmenlerin mail ve cep telefonlarına bilgiler gidecek” diye atılan ara başlıklar da o memnuniyetin kanıtları gibi. Biz ise taslak hangi aşamada olursa olsun başlarken üç noktayı gözden kaçırmamalıyız: Birincisi, karşımızda “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı” olduğu dönemin Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanmış bir siyasi iktidar var. Eğitim, AKP için sıradan bir hizmet alanı değil; tam aksine siyasal İslamcı bir çizgide işlenmiş “dinine ve kinine bağlı nesiller yetiştirme” projesinin en önemli ayağı. İkincisi, bu taslağın nasıl sonlanacağı –yani, yeni eğitim-öğretim yılında nasıl bir müfredatla karşılaşacağımız- toplumsal mücadelelerin seyrine sıkı sıkıya bağlı. Dolayısıyla, “Ortalığı velveleye vermeyin. Önce taslağın son halini görelim”ci bir ertelemeciliğin lüzumu yok. Üçüncü olarak ise Memur Sen’in hazırladığı ve müfredat taslağının kamuoyuna duyurulmasından kısa bir süre önce bir basın toplantısıyla ilan edilen “müfredatın demokratikleşmesi” başlıklı raporun siyasi iktidar tarafından fazlasıyla dikkate alındığını not etmek gerekir. Başka bir deyişle, AKP’nin sendika bürosu olarak hizmet veren bir konfederasyon ve ona bağlı sendikaların işlerini layıkıyla yerine getirdiğine kuşku yok! Biz bu kısa yazıda müfredat taslağında öngörülen başlıca değişiklikler ve o değişikliklerin ideolojik-politik çerçevesiyle, bütün bu olan bitene karşı örülmesi gereken mücadele hattının köşe taşlarını saptamakla yetineceğiz.

Taslakta; ilkokullarda okutulan “Hayat Bilgisi” derslerindeki Atatürk vurgusunun azaltıldığını; “Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi” dersi kapsamında anlatılan İsmet İnönü’ye yer verilmediğini; “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” ünitesinin biyoloji müfredatından çıkarıldığını; ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulan “Temel Dini Bilgiler” dersinde “pozitivizm” ve “sekülerizm” gibi düşünce akımlarının “inanç problemleri” olarak nitelendirildiğini ve yine aynı derste “vatana ve millete karşı görev ve sorumluluklarımız”dan birinin de “cihad” olarak belirlendiğini görüyoruz. Bu değişikliklerin ortak noktasının ve yarattığı tartışmanın memleket sathındaki ideolojik-politik yarılmalardan bağımsız değerlendirilemeyeceği aşikar. O halde yapılan değişikliklerin Cumhuriyet’in kazanımlarının karşısında kümelendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Müfredatta Atatürk’e daha az yer verilmesini müfredatın sadeleştirilmesi olarak normalleştirmeye çalışan MEB’in Mustafa Kemal’i genç kuşakların gözünde sıradanlaştırmaya çalıştığı söylenebilir. Her sıradanlaştırmanın doğrudan ya da dolaylı yollardan itibarsızlaştırmaya çıktığı günümüz siyasal atmosferinde siyasal İslamcı bir projenin böyle bir sadeleştirmeye neden gittiğini anlamak zor olmasa gerek. Nitekim aynı sadeleştirme Osmanlı güzellemeleri ve İslami yorum ve değerlendirmelerle dolu tarih dersleri için gündeme dahi gelmemiş, aksine o derslerde sadeleştirme yerine “zenginleştirmeye” gidilmiştir. İsmet İnönü’nün müfredat dışı kalmasına gelince, bu durum aslında Cumhuriyet’i Atatürk üzerinden eleştirmeye cesareti olmayan Türkiye sağının seksen yıllık İnönü düşmanlığının müfredattaki izdüşümünden ibaret. Bu düşmanlığı eğitim-öğretimde uygulamaya geçirmek ise AKP’ye nasip oldu ve bunda da şaşılacak bir şey yok! Erdoğan Cumhuriyet'in kurucu belgesi olan Lozan Antlaşması için “hezimet” dediğinde, Lozan kahramanı İsmet Paşa’nın müfredattan çıkarılması emrini de vermişti zaten.

Evrim ise biyoloji müfredatına girdiği günden bugüne dinci-gericiliğin ajandasındaki baş düşmanlardan birisi olagelmiştir. Kimi zaman ortaöğretim seviyesinde anlaşılması zor bir ünite olduğu, kimi zaman evrimin doğa yasası değil sadece bir “teori” (1) olduğu, kimi zaman ise öğrencilerin gündelik yaşamlarında inanç kırılması yarattığı gibi gerçek dışı suçlamaların muhatabı olan evrim teorisinin nihayet müfredattan çıkarılması öngörülüyor. Böyle bir düzenlemenin yapılmasında etkili olduğunu bildiğimiz ve yukarıda bahsi geçen sendikanın yetkilisi ise taslak kamuoyuna açıklanmadan önce şöyle diyordu: “Devlet, eğitim ve öğretim alanında yüklendiği görevlerini yürütürken, anne ve babaların dini ve felsefi inançlarına saygı göstermek zorundadır." Evrim teorisini müfredattan çıkarmak suretiyle, yaşamın başlangıcını veya türlerin varlığını kendi doğallıkları içinde açıklayabilen bilimsel düşünceyle hesaplaştığını sanan gerici cüretin bir gün o bilimsel düşüncenin ışığında tespit edilen gerçeklerin duvarına toslayacağı muhakkak. Ancak o günün gelmesinin verilecek siyasal mücadeleye, o mücadelenin akıbetinin de kökleri bu topraklara –yani, yurtsever bir aydınlanmacılığa- dayanan karşı bir siyasi hat örülmesine bağlı olduğunu unutmamız gerekiyor. Çünkü karşı taraf çok kararlı ve siyasal programını hiç unutmuyor. Mesela Şuurlu Öğretmenler Derneği (2) Genel Başkanı, “Biyoloji dersinden evrim çıkarılmış, ancak yaratılış ile ilgili bir şey yok. Yaratılış bölümü geniş işlenmeden sadece evrimi çıkarmak doğru değil. Yanlışı çıkarıp doğruyu koymamak büyük eksiklik olur” derken kendi cenahına “durulmaması gerektiğini” tembihlemekte, dahası “durmayacaklarını” da ilan etmektedir. Şu cüretin bugün ahkâm kesebilmesinde laiklikten inanç özgürlüğü dışında başka bir şey anlamayan, memleketin ilerici atılımlarını “otoriter” bulup onlara burun kıvıran, AKP’nin iktidara gelişini “muhafazakâr-demokrat inkılap” olarak görüp selamlayan liberal/sol-liberal alıklığın payını da unutmayalım.
milli-egitim-de-yeni-mufredat-tartismalari-236305-1.
“Temel Dini Bilgiler” adlı seçmeli din dersindeki değişikliklere de daha detaylı bakmakta fayda var. Öncelikle böyle bir derste “sekülerizm” ve “pozitivizm” gibi düşünce akımlarının işlenmesi dahi başlı başına bir sorundur. Normal bir eğitim-öğretim müfredatında bu akımlar felsefe ve tarih derslerinde ele alınması gereken, bilim felsefesi ve modern siyasal düşünceler gibi ünitelere tekabül eden konulardır. Ancak din, bir inanç öğretisi olarak değil de, bir siyasal program olarak tasavvur edildiğinde, haliyle kapsama alanı da genişlemekte, her şey hakkında söz hakkı olan aşkın bir din kavrayışı ortaya çıkmaktadır ki; siyasal İslamcılık da tam olarak böyle bir kavrayışa sahiptir. Sekülerizm ve pozitivizmin, “satanizm” ve “sahte peygamberlik” gibi konularla birlikte “inanç problemi” başlığının altında ele alınması ise vasat-altı bir zekâyla da olsa açık bir niyet beyanı, ciddiyetle deşifre edilmesi gereken bir itibarsızlaştırma hamlesidir. Son olarak o hamleleri yaparken “laiklik” yerine “sekülerizm” diyebilen cesaretsizlikle harmanlanmış taşra kurnazlığının da altını çizelim. Aynı dersin içeriğinde yapılması öngörülen bir başka değişiklikle de -memleketimiz de dahil olmak üzere- dünyanın birçok bölgesi cihatçı terör tehdidi altında inlerken “gerçek cihat bu değil” denmiş ve “cihad” “vatana ve millete karşı görev ve sorumluluklarımız” arasında tanımlanmış. Modern bir yurtseverlik bilinciyle alakası olmadığı gibi Türkiyeli de olmayan ve bölge insanının siyasal ihtiyaçlarına bu kadar yabancı bir müfredat ancak böyle hazırlanabilirdi.

Gericiliğin süregelen kuşatması altında kıymetini her geçen gün daha çok anladığımız Cumhuriyet, çürümüş ve yarı sömürgeleştirilmiş bir saltanatın küllerinden, 20. yüzyıldaki kurtuluş hareketlerine emsal teşkil edecek kadar önemli bir yurt savunmasıyla kuruldu. Ancak vatan savunması da dahil bir direnişin tek başına bir inşa süreci başlatmaya yetmez. Modern Türkiye tarihinde de öyle olmuş; Kurtuluş savaşını veren önder kadroların önemlice bir kısmı Atatürk’ün önderliğinde aydınlanma, uluslaşma ve hayatın hemen her alanında modernleşme atılımı başlatmışlardır. Bugüne çözülememiş önemli sorunlar bırakmış olsalar da, yarattıkları kazanımların, başta laiklik olmak üzere, Türkiye’nin demokratik devrim sürecinin en ileri ve henüz aşılamamış kazanımları olduğunu bilince çıkararak işe koyulmalıyız. Gericilik karşıtı mücadelenin genelinde olduğu gibi, laik bir eğitim için mücadelede de radikalizm güzellemelerine, iyi niyetli olmasına rağmen biraz Polyannacılık biraz da Mevlanacılık’tan ibaret “bütün seküler güçler birleşmeli” temalı ayağı yere basmayan çıkışlara ya da Türkiyeli olmayan ittifaklara değil; memleketin ilerici birikimine dayanan gerçek bir cumhuriyet cephesine ihtiyacımız var. Ya böyle olacak ve çocuklarımız biyoloji derslerinde evrim dersi görmeye devam edecek ya da başka türlü olacak ve hep beraber daha çok bilimsel düşüncenin ve aydınlanma değerinin “inanç problemi” olarak kodlandığına şahitlik edeceğiz. Eğer başka türlü olursa, muhalif olma durumunun Brüksel uçağına alınan bir biletle eşanlamlı hale geleceğinden şüphemiz olmasın. Karar bizim!

DİPNOT
(1)Teori sözcüğünün gündelik dilde “görüş” ya da ”iddia” anlamında kullanıldığı bilinir. Ancak bu kullanımın bilimsel bir karşılığı yoktur. Dahası pozitif bilimlerde teori, deney ve gözlem yoluyla kanıtlanmış “yasa”ları ifade etmek için kullanılır. Bu anlamda evrim teorisi yerçekimi yasası kadar bilimsel, dolayıs��yla da gerçektir.
(2)Derneğin adı gerçekten bu. Gönderme yapıyor ya da herhangi bir imada bulunuyor değilim.