Milli havuz ve dertli irade
HARUN TEKİN HARUN TEKİN
Öyle bir havuz ki kardeşim, tek rakibi Türk Hava Yolları. Daha bir hafta önce “İslam dünyasına yönelik operasyonlarda yer almak demek, Türkiye’nin Ortadoğu vizyonunun çökmesi demek.” diyordu Abdülkadir Selvi.

Öyle bir havuz ki kardeşim, tek rakibi Türk Hava Yolları. Daha bir hafta önce “İslam dünyasına yönelik operasyonlarda yer almak demek, Türkiye’nin Ortadoğu vizyonunun çökmesi demek.” diyordu Abdülkadir Selvi. Biz de gündem belirlesinler diye değil, reaksiyon vermek için de değil, sadece saçmalığını not düşüp bu tutumun sürdürülemez olduğunu anlatmak için hatırlamıştık (bkz. Öyle Bir Dünya Yok). Hop, bu haftaya “IŞID’a karşı koalisyonun neresindeyiz?” makamından girdik. Makam farkı zaar, biz sıradan kulların yetişmesine imkân yok.

Hareket kabiliyetine, esnekliğine ve pragmatizmine yetişmeyi asla düşünemeyeceğimiz bir başka büyüğümüz de kimine göre boş, kimine göre dopdolu bir salona konuştu ta Amerikalarda. Bu konuşmanın yaşandığı saatlerde, (liderleri sırasıyla ABD Başkan Yardımcısı ve Başkanı ile görüşecek olan) Yeni Türkiye ile Yeni Mısır’ın bir kahve içecekleri bile rivayet olundu ki, paralel iftirası mı, stratejik derinlik mi tam bilemedik.

Ama o bizi yine şaşırtmadı ve hem orada hem de burada, Dünya Ekonomik Forumu İstanbul toplantısında, Birleşmiş Milletler’e (BM) çattı. “Dünya 5’ten büyüktür” dedi. Yani BM Güvenlik Konseyi’nin her şeyi veto edebilen 5 daimi üyesine, daha doğrusu bu sisteme itirazı var milli iradenin.

Bu itirazın gerçekten de haklı yanları var. Bir çeşit vesayet. Güçlülerin borusu ötüyor. İkinci Dünya Savaşı’nı kazananların. Ve zaten bu sistem epeyce bir süredir tartışma konusu. Fakat milli irade, bu derin bir mevzu!
Şöyle ki, İkinci Dünya Savaşı bitince kurulan bu statükoda “güvenlik” konseyinin veto hakkına sahip üyeleri, dünyanın en çok silah üreten altı ülkesinden beşi. Yani, kurdukları düzen, Hitler’i alt etmiş olmanın moral meşruiyetine ve savaş kazanmış olmaya dayalı olsa da, orman kanunundan hallice. Dolayısıyla bu sisteme itiraz etmek de gayet makul ve meşru.

Makul ve meşru da, niçin itiraz ediliyor? “Bu düzen barış getirmiyor” diye mi? “Müslümanlar eziliyor” diye mi? “Ahlaki değil” filan diye mi? “Bakın şöyle bir şey yapsak daha sağlıklı olur” diyerek mi?
Hayır. Temel olarak, şöyle: “Bir süredir dünyaya aynı yerden bakmıyoruz, biz ahlaki ve politik olarak doğru yerdeyiz, siz değilsiniz” diye. Vallahi böyle. E ama siz bir hafta önce “İslam dünyasına yönelik operasyon” dediğiniz koalisyonun içine girmek üzeresiniz? Kim ne zaman doğru yerde?

Ya milli iradenin değişmesi teklif dahi edilemez başı ne diyor: “Tüm dünya bir üyenin iki dudağının arasına mahkûm mu?”
Çok doğru soru. Mahkûm mu? O iki dudak “haydi her şeyi Türkiye nasıl isterse öyle yapalım” dese peki? “Esad’la Sisi yok olsun ama aranızın iyi olduğu Sünni diktatörler dursun, İran bi soluklansın, İsrail zaten beter olsun, Ermeniler sesini kessin, IŞİD de o kadar şey yapmasın” filan dese tamam mı yani?

Ayrıca mahkûm mu dediniz? Türkiye’de de bir kişinin iki dudağının arasına mahkûm “kanaat önderleri” var. Ve mahkûm oldukları iki dudak da diyor ki “tüm dünya bir üyenin iki dudağının arasına mahkûm mu?”
Değil. Ne tüm dünya bir üyeye mahkûm, ne de tüm ülke bir kişiye.

Yani dünyanın 5’ten büyük olduğu doğru ama, Türkiye de 1’den ibaret değil.