Milli karne hediyelerimiz!
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Ana kimlik Sünnilik üzerinden kurgulanan “Yeni Türkiye’de” cuma günü karne sevinci yaşandı.

Milli irade tekeli kurtarıcı önder, darbe/komplo mücadele mitosu etrafında Saray’da kurulumu tamam, “yeni rejime” yakışır karne ödül ve takdirleri peş peşe gelmişti.

Fatih Milli Eğitim Müdürlüğü karne günü öğrencilere dini kitap dağıttı ve bu kitapları okuyanlar arasında yapılacak yarışmada çeyrek, yarım ve tam altının yanında 1000, 1500, 2000 TL ödüller dağıtılacak duyurusu yapıldı.

Piyasacı düzenin “bireyci rekabet kültü” ile dinci totaliter pedagoji böylece sıkı sıkıya tokalaşıyordu.

Zonguldak’ta ise ilkokul öğrencilerine “sana ölüm gelinceye kadar ibadet et” önsözüyle başlayan “İslam’a inanmayanların cehennem ateşiyle yanacağını” yazan Kuran kursu kitapları dağıtıldı.

İslam’ın tek katı yorumuna dayanan bu mahşeri ifadeler küçüklerin somut kavrayışına uygunluğu hiç dert değildi. Çünkü beş yaşındaki çocuklara anaokullarında “Sünni değer eğitimi” başlıyordu.

Ne de olsa Yeni Türkiye geçmişe dönük restorasyonunu 12 Eylül faşist rejiminin güya kalın “laiklik vurgusu” altında siyasi bilinci iğdiş ettiği, Türk-İslam milliyetçisi, din dersi zorunlu “Milli Müfredatı” katıksız “İslamileştirerek” gerçekleştirecekti.

Batıda Yunanistan’da SyrIza dinamizmiyle yükselen “güneşe” inat Yeni Türkiye, siyasi iklimde milli komşu olduğu Vahabi-Selefi eksenden ilham alıyordu.

Tepeden inme kamu varlık yağmacısı, rant ekonomisi; Muhafazakâr Türkiye kapitalizmi, tıkadığı birikim yollarına yenilerini katmak, ayyuka varan sınıfsal eşitsizliği, proleterleştirdiği kitleleri ve onların çocuklarının “etkinlik gücünü” kırmak için acil “paradigma” değişikliği şarttı.
Bu paradigma değişikliği ancak İslami devlet ideolojisinin gündelik ve kamusal hayatın her anına nüfuz etmek ve zihinleri yönetmekle olanaklıydı.

9-10 yaşındaki küçük kızların okullarda başörtüsü takmasını “inanç özgürlüğü” diye takdim eden totaliter pedagojik hamle 4+4+4 yasasıyla zaten en derin vuruşunu yapmış.

Yani “laik eğitimi” piyasalara devrederek “metalaştırmış” özel okullara öğrenci teşvikinde 500 küsur milyon teşvik vermiş ve kamusal eğitimi tedrici politikalarla “İslamcı Milli Eğitim seferberliğine” çevirmişti.

Çünkü  “ucuz ara eleman vatanı” olduğunu gururla söyleyen, doğumda çeyrek altın iliştirilmiş aile teşvik paketleriyle fiiliyatta kadını iş hayatından kovan, meczup ve ciddi hastalıklı  dinci söylem patlamasıyla  kadın varlığını kamusal alanda adeta “şeytanlaştıran”, evrensel hukuki normların yerine dini referansları ikame etmeyi “meşru” gösteren yeni rejimin, en sadık  ideoloji kaynağını İslamcı Milli Eğitim oluşturacaktı.

Sosyal, politik bilinç ve birey olma gücüne küçük yaşta el koyulmuş, dogmatik-dini eğitimle zihinleri kalıplanmış milyonlarca çocuk, elbette “metalaşmış” laik ve bilimsel eğitimi  “parayla” satın alan müşteri çocuklarla aynı ülkede büyüyeceklerdi.

Fakat ne yazık ki piyasalaşan “laikliğe” karşı “kamu gücünün” arkasında hukuk kuralları değil, çoğunlukçu bir İslami yorumun “tabu” dini referansları duracaktı.

Eğer hâlâ fark etmediysek devlet dininin, devletin kurucu tek ideolojisine tam olarak dönüştüğü zamanlardayız.