‘Milli’ robot teknolojisi!
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Dünyanın ‘elektronik tüketim fetişizmine’ ürün yetiştiremeyen Apple, Samsung gibi markaların Tayvan merkezli tedarikçisi Foxconn, geçen hafta 60 bin işçinin yerine robot kullanmaya başladığını açıkladı.
Çin’e yuvalanmış küresel tekeller daha hızlı kâr için yeni imkânlar ararken, 1 cent’lik maliyet farkının piyasalarda ciddi rekabet yarattığı malumken ‘köle işçi intihar kampı’ Foxconn robot teknolojisine geçtiğini duyurmuştu.
Bilişsel kapitalizm uzak Asya’da milyonlarca kadın, genç ve çocuk emeğine dişlerini geçirmiş kemirirken tabii ki post endüstriyel çağ yalanına inanacak değildik.
Ayrıca robot teknolojisi, ‘canlı emek’ kavramının bittiğini değil robotlarla hali hazırda çalışacak olan işçi emeğinin daha da değersizleşip, sömürünün kıyasıya derinleşeceğine işaret ediyordu.
Dolayısıyla pagan çılgınlığıyla ‘yeni ürün modelleri’ tüketici kuyruklarında bekleyen dünyanın en kârlı tekeli Apple’a, köle işçilerine ‘intihar etmeme’ sözleşmesi dayatarak üretim yapan ‘branda ve dikenli tellerle kaplı’ Foxconn işbirliğini ‘otomasyon’ sıçraması gibi okuyamazdık.
Ama bu küresel kapitalist sömürü ‘paydaşlığından’ Yeni Türkiye’ye doğru uzanan köle işçilik ve robot teknolojisi ‘ilişkisine’ bakmak gerekirdi.
Çünkü İstanbul’da alçıpan surların önünde dünyanın en büyük 3D sahnesini kurup İslamcı-milliyetçi ideolojisine İstanbul’un fethinden mitoloji çıkarmaya uğraşan ‘kostüme’, Yeni Türkiye TÜBİTAK’ın öncülüğünde ‘Tatlı Kelam’ projesiyle ‘Haccın farzlarını yerine getiren’ Hacı Robot üretmeyi başarmıştı.
Yeni Türkiye’nin geçirdiği bu bilimsel teknolojik atak projesinde, üç ortaokul öğrencisi muhtemelen Foxconn üretimi bilgisayarda küçük robota ihram elbisesi giydirip, Kabe’yi tavaf ettirip sonra Arafat vakfesini yaptırmayı başarmıştı.
‘Yerli-milli’ eğitim seferberliğiyle dua ile bitki büyüten, EKG önlüğü ile mahremiyet nasıl gizlenir sorunsalını çözen, kötü söz söylenen kavanozdaki peynirin hızla ‘küflendiğini’ gözlemleyen ve yana yakıla ‘başkanlık isteyen’ gençlik... Yeni rejimin canlı-itaatkâr, ‘dinci yazılım’ yerleştirilmiş robotları halinde geleceğe hazırlanıyordu...
Zaten Meclis’te sessiz sedasız kabul edilen ‘Kiralık İşçi Yasası’ değiştirilemez ‘alınyazısı’ gibi onları bekliyordu.
Küresel emek piyasasının Çin’i olmaya hevesli Yeni Türkiye’nin ‘kiralık işçilik’ yasası, on milyonlarca insan emeğini ‘pazarlayıp’ kâr yapacak özel istihdam bürolarına ‘canlı sermaye’ olarak aktaracaktı.
‘Milli’ değerler harekete geçirilmiş, patron- velinimet, kamu talanı- Büyük Türkiye zenginliği, emekçi ücreti- patron zekâtı, şirket kârlılığı- Allah’ın bereketi, fazla mesai- ibadet, sosyal hak talebi ve sendika örgütlenme,‘örgüt militanlığı ve vatan hainliği’ yanlış bilinciyle kitlelere benimsetilmişti.
İş ya da işyeri seçme hakkı kalmamış kiralık işçiler, günlük çalışma saatleri belirsiz, yakın bir gelecekte kurulacak ‘köle emek pazarında’ gündelikçi gibi çalışacaktı.
Patronu ‘komisyonu’ peşin Özel İstihdam Büroları olan ve bir yılda üçer aylık boşluklar halinde işyeri ve işkolu değiştirecek, kiralık işçilik Yeni Türkiye’nin canlı emek sömürüsünde çığır açacaktı.
Bu işçiler maliyetsiz çalışma koşulları eğer, izin verir yaşarsa 40 yılda emeklilik hakkını elde edebilecekti.
Her işyeri bir ‘maksimum sömürü kampına’ dönüşecek ve kiralık işçilerin ne adı, ne kişiliği, ne de insan olma hakları kalacaktı.
Umulan ise Müslüman ailelerin üç çocuğunu, küçük oyuncaklara ihram giydirip hareket ettirince bilimsel çalışma ve ‘robot otomasyonu’ sandıkları ülkelerinde ömür boyu ‘kiralık işgücüne’ katmaktı.
Sonuçta ister fetih kostümü giysin ister ümmet tiratları atsın İslamcı Rejim kapitalist sömürünün 19. yüzyıl arkaik kölelik şartlarını, sermaye sahiplerinin yüzünde güller açtırarak yasalaştırmıştı.