Milton Friedman, Detroit’te
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
GM’in duvara toslaması, “Amerikan rüyası”nın sona ermesi anlamına geliyordu. Obama’nın danışmanları GM’i yeniden kârlı bir...

GM’in duvara toslaması, “Amerikan rüyası”nın sona ermesi anlamına geliyordu. Obama’nın danışmanları GM’i yeniden kârlı bir firma haline getirmek için öncelikle, emeklilere sağlık
hizmeti sağlama yükümlülüğünden kurtulma çabasına giriştiler
Sendika, yüzde 60 hissesi hükümete geçen şirketin tekrar ayağa kalkacağı varsayımıyla bu durumu kabullendi. İşçilerin uğradığı hak kayıpları göz önüne alınırsa,  bugünlerde Detroit semalarında Marks’ın değil Friedman’ın ruhunun dolaştığı söylenebilir
Hidayet Türkoğlu’nun formasını giydiği Doğu Konferansı şampiyonu Orlando Magics bugünlerde Los Angeles Lakers ile NBA şampiyonluğu için kozlarını paylaşıyor. Hido’dan önce Memo, yine bir Türkiyeli Mehmet Okur, Detroit Pistons formasıyla NBA şampiyonluğu madalyasını boynuna takmıştı. Mototown olarak da bilinen Detroit, ABD otomotiv endüstrisinin başkenti. Basketbol yanında, yıllarca buz hokeyi takımı Red Wings ile de gurur duymuştu kent sakinleri. Şimdi ise, Detroit bir yandan General Motors (GM) firmasının iflasıyla çalkalanırken, bir yandan da yüzde 13’e varan işsizlik, hacizli evlerin rekor sayıya ulaşması gibi dertlerle cebelleşiyor.
Eski ABD çalışma bakanı Robert Reich’a göre; GM’in ölümü bir dönemin kapanmakta oluşunun ifadesidir. Daha yarım yüzyıl önce Amerikan orta sınıfının refahı demokratik kapitalizmin en büyük zaferlerinden biriydi. Bu dönemde Amerikan ailelerinin hemen hemen yarısı orta sınıf mensubu sayılırdı. Çoğu aile reisi bir profesyonel meslek sahibi veya yönetici konumunda değil, vasıflı veya yarı vasıflı fabrika işçileriydi. İşler sürekli, sağlık garantisi sağlamdı. Amerikalılar gittikçe daha eşit hale geliyordu. [1]

‘AMERİKAN RÜYASI’ TABUTA GİRDİ
Bu anlamda GM’in duvara toslaması, ‘Amerikan rüyası’nın kesinkes sona ermesi, işçi sınıfının ve halkın geniş kesimlerinin yaşam standartlarının yükseldiği kapitalizmin ‘Altın Çağı”nın tabutuna son çivilerin çakılması anlamına geliyordu. Aşırıya kaçıp GM’in ideal firmayı temsil ettiği gibi bir yanılsamaya kapılmak da gereksiz. GM, montaj hatlarının başdöndüren bir hızda akıp gittiği, askeri bir disiplin altında üretimin sürdüğü, sendika karşıtlığının alıp başını gittiği bir işyeriydi. Buna karşın Birleşik Otomotiv İşçileri Sendikası (UAW) daha 30’larda kanun dışı fabrika işgallerini, polislerle ve Ulusal Muhafızlar’la çatışmayı da içeren militan bir sendikacılıkla yaygın bir örgütlenme gerçekleştirmişti. 1970’lerde sendikanın üye sayısı 450 bini aşıyordu. GM’in ABD iflas yasasının 11 maddesi kapsamına alınması ile birlikte üretim devam edecek, ama kapanan 14 fabrika UAW’nin üye sayısını da 61 binden tahminen 40 bine çekecekti. Sendika gerek ücretler, gerekse sosyal haklar konusunda Amerikan işçi sınıfı için emsal oluşturmuş, ama 70’li yılların sonlarından başlayarak gıdım gıdım geri adımlarla bugüne gelinmesini engelleyememişti. Gerçi ne UAW’nin, ne de örgütlediği işçilerin enternasyonalist dayanışmaya yatkın olduğu, sıkı bir sınıf savaşımı verdiği söylenemezdi.
Monthly Review dergisinde emek hakları savunucusu bir öğretim üyesi Michael Yates, UAW’yi şöyle anlatıyor:
“... Az sayıda yerel unsur ve yöneticinin dışında sendika milliyetçi bir terane okuyordu. Bir kez Pittsburgh yakınlarında bir fabrikada UAW işçilerine eğitim verdim. Bir hafta boyunca sınıflarda yüksek dozda şovenist bir akıl yürütme eşliğinde Japon ve Meksikalılardan hiç hazedilmediğini gözlemledim. “Amerikan malları alın” demek dışında sendika liderleri onların eğitimi için hiçbir gayret göstermemişti.” [2]

FAZLA OTOMOBİL ÜRETİLDİ
Tüm bu zaaflara karşın, UAW “Üç Büyükler”, GM, Chrysler ve Ford’da örgütlülüğünü sürdürmüş, “yıkılmayıp ayakta kalan” az sayıda sendikadan biri olmuştu. Peki Amerikan otomotiv endüstrisi bu perişan hale nasıl sürüklendi? Çok yönlü nedenleri ekonomist Alejandro Reuss “Üç Büyükler” üzerine kapsamlı bir makalede şöyle sıralıyor:
Kronik kapasite fazlasından kıvranıyorlar, satabileceklerinden fazla otomobil üretiyorlar ve sonunda zarara satmak zorunda kalıyorlar. Otomobilleri nitelik, estetik ve güvenilirlik açısından uluslar arası rakiplerinin arkasından nal topluyor. Önce büyük, fazla gaz tüketen modellere yatırım yaptılar, şimdi de hibrid arabalarda Toyota ve Honda’yı yakalamaya çalışıyorlar. Rakiplerine karşı, özellikle emekli personelin sağlık ve emekli aylığı haklarından kaynaklanan ciddi bir maliyet dezavantajıyla yüzyüzeler. Üstüne üstlük derin ekonomik durgunluk otomobil satışlarını vurdu. [3]
İşte tüm bu faktörlerin birleşik etkisi geçtiğimiz hafta GM’in iflasının resmen ilanına kadar vardı. Bu sadece bir firmanın yuvarlanıp gitmesinin ötesinde bir tarih sayfasının kapanması anlamında sembolik önem de taşıyor. GM 1908’de “her keseye, her amaca” uygun taşıt üretme sloganıyla işe koyuluyor. 1954’te ABD otomotiv piyasasında yüzde 54’lük bir pazar payına ulaşıyor. Tüm gerilemesine karşın, yakın zamana kadar çoğu unvanını korumayı başarıyor. Ne var ki son 2 yılda ABD’nin en fazla istihdam sağlayan şirketi koltuğunu Wall Mart’a, dünyanın en büyük otomotiv üreticisi etiketini de Toyota’ya kaptırıyor. Ama hâlâ yüzde 20 payla ABD pazarına en fazla satış yapan marka. ABD’de 91 bin, küresel anlamda da 235 bin istihdam sağlıyor. İflasın ardından GM’in itibarına belki de en büyük darbeyi, Citigroup ile birlikte Dow Jones sanayi endeksinden ihraç edilmesi vurdu. Uzun yıllardır dahil olduğu ABD’nin 30 sektör lideri sıralamasının dışında bırakıldı, yerine teknoloji şirketi Cisco Sistemleri geçirildi.

ABD’NİN ÇÖKÜŞÜNÜN ALAMETİ Mİ
Bilindiği gibi GM yaygın bir efsanenin, “GM için iyi olan ABD için de iyidir” sloganının da öznesiydi. Gerçi somut gerçek, hatırlanandan biraz farklıydı. 1953’te GM yönetim kurulu başkanı “Motor Charlie” Wilson’a, cumhurbaşkanı Eisenhover tarafından savunma bakanlığına atanmadan önce Senato komisyonunda, “ABD’nin çıkarına ama GM’in çıkarlarına aykırı bir karar verebilir misin?” diye sorulduğunda, “hep ABD için iyi olanın GM için de iyi olduğunu düşünmüşümdür” şeklinde cevapla karşılaşılır. Ama bu anekdot ABD’nin son tahlilde büyük şirketlerin çıkarlarının temsilcisi olduğunun somut kanıtı sayılmıştır.
Acaba GM’in üretime devam edecek olsa da, hukuken iflasının ilan edilmiş olması, ABD’nin de “nihai çöküşünün” bir alameti mi? Bu konu uzun yıllar tartışılmaya devam edecek, Çin ve Hindistan başta olmak üzere, “çevre ülkeleri ekonomilerinin” önümüzdeki dönem göstereceği performans sorunun cevap anahtarı anlamına gelecek. Yalnız daha önce tartışılması gereken iki önemli konu var. Birincisi, GM’in yeniden yapılandırılması sırasında UAW’ye şirketten pay verilmesi hayırlı bir uygulama mıdır? İkincisi ise, ABD yönetiminin 60 milyar doları aşan bir faturayla otomotiv sektörünü ayakta tutma çabası isabetli midir?

İŞÇİ SINIFI AÇISINDAN SAKINCALI DURUM
Bir zamanlar GM hisseleri işçilerin mülkiyetine geçiyor diye bir haber bizleri sevindirir, “herhalde ABD’de devrim oluyor!” raddesine varan yorumlara neden olurdu. Oysa GM hisseleri dibe vurup da, 1 doların bile altına düşünce Obama’nın aklı evvel danışmanları GM’i yeniden kar eden bir özel sektör firması haline getirmek için öncelikle, emeklilere sağlık hizmeti sağlama yükümlülüğünden kurtulma çabasına giriştiler. Bunun için de, 20 milyar doları aşan bu sosyal yükümlülüğe karşılık olarak şirketin yüzde 17.5 hissesini sandığa devretme maddesini dayattılar. Sendika dara düşünce, yüzde 60 hissesi hükümete geçen şirketin tekrar ayağa kalkacağı, hisse değerlerinin yükseleceği varsayımıyla bu durumu kabullendi. Ayrıca GM’in sorunlu varlıkları ayrı bir şirkette toplanıp, “iyi GM” ve “kötü GM” iki ayrı kurumsal yapı oluşturulması da sendikayı iknayı kolaylaştırdı. Bu varsayımları gerçekçi kabul etsek, önümüzdeki yıllarda şirket hisselerinin çıkışa geçeceğini varsaysak bile, işçi sınıfının “kolektif çıkarları” açısından sakıncalı bir durum söz konusu.
Evet, çalışanların kurumlarını yönetmeleri ve denetlemeleri istenen bir durumdur, sosyalist demokrasinin bir gereğidir. Amma velakin, serbest piyasa koşullarında, borsaların yüzünü güldürecek, hisselerine tavan yaptıracak; kurumlar vergisinin düşürülmesi, grevlerin yasaklanması, ekolojik kısıtların gevşetilmesi gibi kararlar, emeğin kolektif çıkarlarına aykırıdır. Ama şirket ortağı bir sendikanın, dolayısıyla o şirketin işçilerinin kısa dönemli çıkarlarına uygun düşeceği için, onların desteğini alabilir. İkincisi, halen çalışan işçilerle emeklilerin çıkarlarının ters düşmesi söz konusu olabilir. Toplu sözleşme sırasında olası bir ücret artışı emekliler için hisse senedini aşağı çekecek bir maliyet unsuru iken, çalışanlar açısından mevcut refahlarını yukarı taşıyacak olumlu bir nitelik taşır. Bu nedenle sendika masanın her iki tarafında da oturmak gibi garip bir pozisyonda kalabilir. Peki GM kurtarılarak (buna Chrysler, Ford da dahil) ABD otomotiv endüstrisinin ayakta kalması mutlak gerekli midir? Yine Robert Reich’a kulak verirsek:
“Bana göre kurtarmanın tek pratik amacı, GM’in gerileyişini yavaşlatarak işçilere, yedek parça üreticilerine, komisyonculara ve yerel halka nihai ölüme kadar zaman kazandırmaktır. Eğer amaç buysa, GM’i satın almak için 60 milyar dolar ayırmaktan daha iyi yollar vardır. Fonlar, Ortabatı’nın otomobil üretiminden başka sektörlere kulvar değiştirmesi için kullanılabilir. Nakit otomotiv işçilerinin yeniden eğitimi için sarfedilebilir, bu sırada onlara uzun süreli işsizlik sigortası uygulanabilir.” [4]

MARX’IN DEĞİL FRIEDMAN’IN RUHU
Film yönetmeni Michael Moore da GM fabrikalarının toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda dönüştürülmesi için çağrı yapıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında otomobil imalatının askeri üretime seferber edilmesi örneğini hatırlatıyor. Ekonomik kriz ekolojik dengeleri de tahrip eden bireysel otomobil kullanma histerisinin atlatılması, toplu taşımaya ağırlık verilmesi için “kapıyı çalan bir fırsat” olarak da değerlendirilebilir; sırf Amerika’da değil, Almanya’da, Meksika’da, Çin’de, Güney Afrika’da haliyle Türkiye’de de…
Marksist felsefeci Mario Tronti 60’larda “Marx Detroit’te” başlıklı bir makale kaleme alır. Tezi, Marksizmden beslenen komünist ve sosyal demokrat partiler Avrupa’da etkiliyken, işçilerin yüksek ücret ve kapsamlı sosyal haklara Amerika’da ulaştığıdır. Tabii ‘Amerikan Rüyası’nın simgesi de Detroittir. Giovani Arrighi de Çin’in yükselişini anlattığı dev eserine Tronti’den esinlenerek “Adam Smith Pekin’de” başlığını koyar. İşçilerin uğradığı hak kayıpları gözönüne alınırsa, bugünlerde Detroit semalarında Marx’ın değil Milton Friedman’ın ruhunun dolaştığı söylenebilir. 

Not: GM Avrupa’nın birçok ülkenin müdahil olduğu, ayrı bir yazının konusu olacak ölçüde kapsamlı bir serüveni var.
[1] Robert Reich, Financial Times June 1 2009.
[2] Monthly Review, July / August 2000 s.54.
[3] Alejandro Reuss, Dolar and Sense Kolektifi web sitesi.
[4] Reigh, a.g.m.