Minor Empire'dan Özgü Özman: Şarkılarımız çalınan geleceklerin ve hayallerin anısına…
08.04.2018 10:57 BİRGÜN PAZAR

Burak Abatay

Minor Empire takipçilerini hayal aleminde sürükleyebilen bir grup. Bu nedenle uzun bir süredir hayatımızda. Halk müziğini modern ve batı ezgileriyle harmanlayan grup, ‘Uprooted’ adlı albümünü Türkiye’de dinleyicileriyle buluşturdu. Minor Empire’in yeni albümünü grubun vokali olan Özgü Özman’dan dinledik

■ Öncelikle Kanada maceranızı dinlemek isterim. Kanada’ya yerleşmeden önce müzikal çalışmalarınız var mıydı?
Müzik zevkim şekillenmeye başlamıştı ama sesimle ne yapacağımı bilmiyordum. Kendini tanımak için kendinle baş başa kalmaya ve etrafında çok büyük bir boşluğa ihtiyacın var. Kanada bana onu verdi. Kanada’da geçirdiğim ilk birkaç yıllık süreç sonrası kafam gayet net bir şekilde müziğe başladım. Ozan da kendine ait bir süreçten geçmişti, kendine ait çok niş bir tarz geliştirmişti ve Auxetic Pulse adında bir proje başlattık. İngilizce bestelerimizden oluşan, trip hop / art pop tarzında bir proje idi. Müzik maceramız o şekilde başladı. Sonra o proje biraz şekil ve yön değiştirdi ve en sonunda da Minor Empire olduk.

■ Batı için Doğu müziği algısı nasıl? Batılılar nasıl seyrediyor doğu müziğini?
Egzotik bir kültür olarak yaklaşıyorlar. Melodiler, vokal mikrotonları, enstrümanlar, makamlar, aksak ritimler onlara yüzyıllar öncesine, masalsı bir dünyaya gitmiş hissi veriyor. Müzisyenler içinse müthiş bir ilham kaynağı.

Türkiye’de halk müziğine ilgi var
■ Artık Doğu’da Batı müziği çok olağan ve sıradan. Kültürel bir tahakküm müdür bu olan?
Popüler Batı müziği insanın varolduğu her yerde var, artık evrensel bir müzik. Ama bu dominasyonun en büyük kurbanının Doğu olduğunu düşünmüyorum. Batı’nın da bir halk müziği var ve popüler Batı müziği yanında bizim halk müziğimizin ezildiğinden daha fazla ezilmiş durumda. Batı’da folk müziğinin varolma mücadelesi çok acı. Yeni nesil içinde ilgi yok, televizyon ve başında yer almıyor, tükenmek üzere. Türkiye’de halk müziğine karşı güçlü bir ilgi var, medyada yer veriliyor, bütün ülkede takip edilen halk müziği sanatçıları var. Yani bence popüler Batı müziğinin kültürel dominasyonu Batı’da çok daha belirgin ve yıkıcı.

■ Türküleri, özgün formlarının dışında farklı bir şekilde yorumlamanın hep tehlikeli olduğu söylenir. Sizin “Deforme edersek ya da yanlış anlaşılırsak neler olur?” gibi endişeleriniz var mı?
Hayır. Amerikalı bir yazar “Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez” demiş, ben de o şekilde yaklaşıyorum. Benim üstüme düşen kendimi en iyi şekilde ifade etmek, anlaşılma kısmı ilgim ötesinde. Bence “sanatçı” yanlış anlaşılma endişesi taşıyamaz, o endişe ile yaratamaz. Ama bu konuda birkaç şey eklemek isterim. Türkülerin özgün formu bağlama ve ses. Bunun ötesinde bir şeyler yapanlar hep özgün formun dışında yapmış oluyor zaten. O noktada kim daha çok “deforme” etmiş tartışması yapmak anlamsız. Kim daha çok kendinden katmış diye düşünmek lazım. Bir diğer önemli nokta, türküler herkese ait. Herkesin dilediği şekilde işlemeye, kendi dünyası içine almaya hakkı var. Birileri bir türkünün “orijinali”nden bahsettiğinde de çok ilginç geliyor bana, iki yüzyıllık türkünün orijinal halini tabii ki de bilmiyorlar, demek istedikleri “alışılagelmiş yorum tarzı”. Birçok değerli halk müziği sanatçısı var, onlar “orijinal” formu devam ettirsinler, türküleri farklı bir evrene taşımak isteyenler de taşısın. Kimse kimseye zorla müzik dinletmiyor, herkesin seçim hakkı var.

Uprooted, sisteme itiraz edenlerin öyküsü
■ 13 eserden oluşan ‘Uprooted’ albümü Türkiye’de de müzikseverlerle buluştu. Nasıl bir hikâyesi var albümün?

Uprooted nerede yaşarsa yaşasın yurtsuz ve gurbette hissedenlerin, sistem ile doku uyuşmazlığı olanların, kendine dikte edilen dünyayı kabul etmeyen ve olması gerekende diretenlerin, dünyayı bu düzenden kurtarıp gerçek sahiplerine verme hayali ile yaşayanların öyküsü. Çalınan geleceklerin, hayallerin, çocuklukların ve genç kızlıkların anısına yazıldı.

■ Albümden ‘Yurtsuz’ adlı şarkıya da nefis bir klip çekildi. Aslında görüntü-kıyafetler ve coğrafya bize çok tanıdık olmayan şeyler. Nasıl bir kurgusu var klibin?
Motel odasında göçebe bir hayat hayalleri kuran bir kadını anlatıyor. Sistemden uzak, doğanın bir parçası ve kendi kendinin efendisi olarak yaşadığı bir hayat… Çekim için kullandığımız mekan Kuzey Ontario’nun Kızılderili nüfusu yüksek olan Mattawa kasabasında çevre aktivisti bir aile tarafından işletilen bir çiftlik. Sahibi Smithsonian Institute için çalışmış, yıllarca dünyayı gezip insanoğlunun doğa soykırımını belgelemiş, sonra kendi türünden nefret eder bir şekilde geri dönüp bu çiftliği kurmuş. Göz alabildiğine vahşi doğa, ormanlar, nehirler, hayvanlar... İnsanoğlunun talancı elinin değmediği bir alan. Müthiş güzellikte. Biz oradayken hava -20 dereceydi, bizden sonra -40’lara düştü. Çekimi iki günde yaptık, elektrik, su vs. yok. Hayatımda o kadar parlak bir gökyüzü ve o kadar sayıda yıldız görmedim.

minor-empire-dan-ozgu-ozman-sarkilarimiz-calinan-geleceklerin-ve-hayallerin-anisina-448840-1.

■ Minor Empire’ın Türkiye’de bu kadar ilgi çekmesi sürpriz miydi sizce?
Müziği yaparken bir beklenti veya endişe taşımadığımızdan sonuç hakkında da pek bir öngörüde bulunmuyoruz. Müziği yapıp evrene bırakıyoruz. Ama özel ve farklı bir tını yakaladığımızın farkındayız. Doğru insanları bulacağımızı ya da onların bizi bulacağını düşünüyoruz ve bugüne kadar da öyle oldu. Bence Türkiye’deki popülarite standartlarına göre biz bayağı yeraltıyız aslında.

■ Grubun nasıl bir müzik felsefesi var?
Hedefimiz bünyemizde biriktirdiğimiz müziği en dürüst şekilde dışarıya çıkarabilmek. Yaptığımız müzikte iki kültürün kafa kafaya bir arada varolması bizim için çok önemli. O yüzden “füzyon” olarak tanımlanmak hoşumuza gitmiyor. Füzyon iki veya daha fazla şeyin birbiri içinde eriyip şekillerini değiştirmesi demek. Biz ise kendilerinden ödün vermeden aynı hissiyat içinde varolmalarını sağlıyoruz. Bu, 70’lerden beri süregelen füzyon akımının tuzaklarından ders alınmış, taze bir bakış acısı.

■ Grup peki kimlerden ilham alıyor?
Müzik zevkimizin şekillenmesinde rolü olan birkaç müzisyen oldu. Pink Floyd, Miles Davis, Eivind Aarset, Erkan Oğur… Bunlar hep severek hayranlıkla dinlediğimiz grup ve müzisyenlerdi. Ama uzun bir zamandır görsel kurgu sanatçılarından çok ilham alıyoruz. Hikâye kurgusu, anlatımı, estetik, dinamikler… Ozan film konusunda çok meraklıdır. Bütün akımları, tarzları takip eder, multi-medya projeleri vardır. Bir Mike Cahill filmi izledikten sonra girip 5 dakika içinde parça yazdığına tanık olmuşluğum vardır.

■ Kanada’da müzik yapmanın Türkiye’de müzik yapmaya göre avantajları var mı? Misal devletten destekler alıyor musunuz?
Kanada’da müzik yapmak zevkli, çünkü özgür bir yaklaşım var, kısıtlayıcı değil. Kalite ön planda, özgünlük ön planda. Yenilikçi, progresif fikirlere heyecanla yaklaşıyorlar. Kimse kestirme yol meraklısı değil, emeğe değer veriliyor. Yaratıcı müzik için devlet destekli müzik organizasyonları var, burs veren. Bunlar yarışma tarzında işliyor, projeni sunuyorsun, yüzlerce proje ile yarışıyor. Projenin sanat değerine göre değerlendiriyorlar. Şunu da belirtmek lazım, bu organizasyonların finansmanı devlet tarafından sağlansa da devlet onların iç işlerine kesinlikle karışamıyor. “Arms length” denen bir şey. Politika ile sanat arasında o şekilde çok kalın bir çizgi çizilmiş. Bu albümü yapmak için bu organizasyonların hepsinden destek aldık.

İnsanlar konser sonrası saatlerce konuşmak istiyor
■ Konserlerinize gelen kitleyi de izliyorsunuzdur sahneden. Türkiye dışında konserlerinizde nasıl bir ortam yakalıyorsunuz?
Pür dikkat izliyorlar, müzikle çok derin bir bağ kuruyorlar. Parçaların melodileri, enstrümanların kullanımı, aranjmanlar, hikayeleri… Her şeye dikkat ediyorlar. Ve konserler sonrası saatlerce bu konularda konuşmak istiyorlar.

■ Minor Empire’ın sıradaki hedefleri neler?
Ana hedef hep aynı. Kaliteli ve kendimize özgü işler yaparken, bir yandan da müzik önündeki klişeleşmiş engelleri kaldırmak, müziği özgürleştirmek ve ileri götürmek.

***

Dinleyicilerimiz endişe etmesin

minor-empire-dan-ozgu-ozman-sarkilarimiz-calinan-geleceklerin-ve-hayallerin-anisina-448841-1.

■ Sosyal medyada hakkınızda yazılanları okuduğumda insanların büyük bir beklentisi varmış albümle ilgili. Sonuç olarak da beklentileri karşıladığınız görünüyor. Üstelik sizin tanınmanızdan da şikâyetçiler. İlginç bir durum. Bu sahiplenmeyi nasıl karşılıyorsunuz?
Onları çok iyi anlıyorum. Genel dinleyici kitlesi her şeyi bilinçsizce tüketen cinsten. Bizim dinleyicilerimiz kendilerini o kitleden farklı görüyorlar, o kitle tarafından keşfedilirsek kaybolacağımızı düşünüyorlar. Anlıyorum, ama bizim idealizmimiz oldukça sağlam, endişe etmelerini istemiyorum.