Monokrasi ve demokrasi ikilemindeki Türkiye
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Gerçek iktidarın devlet başkanının iradesine dayandığı yönetim biçimi (monokrasi) ve iktidarın halka dayandığı hükümet şekli (demokrasi) ayrışması, giderek daha görünür bir hale geliyor. TBMM’ye sunulan AKP-MHP ittifakı için yasal çerçeveyi amaçlayan öneri, ayrışmayı derinleşecek görünüyor.

‘Cumhur ittifakı’, sanal bir adlandırma; çünkü bu bir halk ittifakı değil, TBMM’deki en büyük parti ile en küçük parti arasında 16 Ekim 2016’da başlayan ‘fiili anayasa’ yolculuğunun monokrasi için yasal temele oturtulması. Bu da, 16 Nisan oylamasına göre seçmenlerin en çok yüzde 51,4’ünü temsil ediyor.

Öncelikle şu aldatmaca hatırlanmalı: Yüzde 10 seçim barajının kaldırılmasına sürekli karşı çıkan parti, “nasılsa artık baraja gerek kalmayacak” söylemini, 6771 sayılı Kanun’u oylatmada gerekçe olarak kullandı. Başka bir deyişle, seçim barajının kaldırılacağı yönündeki umut, ‘evet yüzdesi’ni pekiştirdi.

‘Cumhur’ dedikleri ittifak, AKP-MHP-BBP sacayağına dayanıyor. Buradaki pazarlık şu: Her üç parti, adaylığını destekleyecekleri kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesi için yüzde 50+1 oy almasını sağlayacak; buna karşılık, MHP ve BBP, baraj engelinden kurtarılarak, TBMM’de temsil edilebileceği gibi muhtemelen hazine yardımından da yararlanacak.

Sakıncalı ve iktidar için…
Bunun olası sakıncaları, kısaca:

Bu ittifaka katılmayacak veya önerilen yasaya göre ittifak oluşturmayan partiler açısından yüzde 10 seçim barajı kaydı geçerli olacak.

Hukuken açık bir eşitsizlik oluşturan böyle bir ayrım, siyasal açıdan da, ülkede ‘biz ve ötekiler’ ya da ‘ittifak bloku’ ve dışında kalanlar biçiminde bir ayrışmanın derinleşmesine yol açar… Güvenlik veya bölge barışı açısından ise, daha büyük bir tehlike; Afrin harekâtı ile yaratılan ittifakın, monokrasi için kullanılma ihtimalinden kaynaklanıyor.
Anayasal açıdan; 6771 sayılı Kanun düzenlemesini uygulamaya geçirmek için yapılan ittifak, 16 Nisan halkoylamasını teyit ve pekiştirme sürecini de beraberinde getirecek.

Anayasa, OHAL ortamında kotarılmıştı; iktidar ittifakı ise, hem OHAL hem de savaş ortamında…
“Artık baraj sorunu kalmayacak” sloganı ile Anayasa değişikliği yapıldı; şimdi ise monokrasi ittifakı ile, çok partili yaşamı tehdit edici daha yüksek baraj yaratılıyor. Kısacası, ittifak, Türkiye için değil, kendilerini kurtarmak için yapılıyor.

Kavramları değersizleştirmek
Müttefikler, ya anayasal bilgi yoksunu ya da kasıtlı olarak bunu yapıyor.
Anayasa değişikliği, “tam da kuvvetler ayrılığı öngörüyor”: Bir kez kuvvet değil, iktidar (erk). Ama şu da gerçek: 6771 sy.lı Kanun düzenlemeleri, ‘kuvvet’ ve kullanımı anlayışında örülmüş: Yürütmenin tümünü elinde tutan ve yasamanın aslan payına sahip olan kişi, kılıcını yargı üstünde sürekli sallandırabiliyor. Bunun adı, en ılımlı kavramıyla ‘monokrasi’.
Sonra, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS) kavramının yanlışlığına sürekli dikkat çektim. Hükümetin ve sözcüğün teknik anlamında Cumhurbaşkanının, hatta sistemin olmadığı yerde ‘CBHS’ deyimi, propaganda malzemesi olmanın ötesine geçemez.

Üçüncüsü, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları (KKNMK) için yanlış olarak sivil toplum kuruluşu (STK) denmesinde de, anayasa ve siyaset bilimi kavramlarının içeriğini boşaltarak, resmi-kamusal ve sosyal alanlar bütününe monokrat ve yandaşlarını hâkim kılma iradesi yatmıyor mu?

Anayasal demokrasi için…
Monokrasi ittifakı karşısında meşru, hukuki, demokratik ve ahlaki birliktelik, ancak ‘demokratik hukuk devleti için anayasa’ ekseninde yapılabilir. Bu konuda öne çıkan partiler, şimdilik, CHP-HDP-İYİ Parti ve Saadet Partisi.
-Monokrasi karşısında demokrasi ve anayasa diyalektiği, öncelikle, halka dayanan meşrulukla sağlanabilir: demos+kratos (halk+iktidar).

-Bu birliktelik, Osmanlı-Türkiye Anayasa mirasını sahiplenme anlamında, ‘anayasal kimlik-ulusal kimlik’ örtüşmesini de aynı eksende kullanabilir.

-Demokratik hukuk devleti ve haklar toplumu hedefi ise, ilk iki meşruluğu pekiştirir.

Fiili güç ve hukukun gücü
Monokrasi ittifakı, anayasal demokrasi yanlısı siyasal partileri, çekingen ve ürkek tavırdan uzaklaştırarak, Türkiye’nin özgür ve güvenli geleceği için birlikteliğin itici gücünü oluşturabilir.

Çünkü üçlü ittifak, Anayasa halkoylamasında yapılandan daha çok devlet olanaklarını kullanacak; “beka ve birlik” gibi kavramların arkasına sığınarak Afrin harekâtını, kendi kalıcı iktidarı yolunda seferberlik başlatacak. Bu yolda, bütün araçlar mubah görülecek…

Böyle bir hileli çifte harekât karşısında, anayasal demokrasiden yana olan toplumsal ve siyasal akımlar, dayanışma halkalarını daha meşru(haklı) ve rasyonel (akli) temellerde geliştirebilirler. Unutulmamalı: Şu anda güç müttefiklerin; haklılık ise, onların sürekli ötekileştirmeye çalıştığı, insan hakları, demokrasi ve hukuk devletinden yana olan toplumsal kesimlerin. Fiili güç geçicidir. Kalıcı olan ise, hukukun etkili olduğu siyasal sistemdir.