Muharrem Erbey’in sorusu
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Muharrem Erbey, sayıyla, 900 gündür tutuklu.
           
“Muharrem Bey’i niye tutukladılar abey? Herkese yardımcı olan birisiydi” demişti, Diyarbakır’da bir esnaf. Verdiğim karşılık, istediği karşılık değildi. İstediği karşılık, onun dışarda olmasıydı. Soruyu ben ona sorsaydım; onun sorusundaki yanıt, bana verdiği yanıt olacaktı kuşkusuz: “Herkese yardımcı olan birisi...” Böyle bir özellik yaşamsal bir risktir bu ülkede.
    
Bu “birisi” bir de yazar olunca, zaten herkese yardımcı olmak gibi tehlikeli bir seçimi olan kişinin riski bir kat daha artar.
    
Yardımcı olunan herkes, aslında belli özellikleri olan bir “herkestir.” Yani, zorda, darda kalan, hakkı ihlal edilen, edilecek olan... Bunun karşısında ise, insani dara, zora sokan, insanın hakkını ihlal edenler bloku içinde kesin, künt bir varlık yer alır; iktidar.
    
Muharrem Erbey, sadece yazar değil, hukukçu. Bu durumda risk bir kat daha artar. Sonra, insan haklarını savunan bir hukukçu üstelik. Böyle olunca, katlanarak artmış olan risk, birkaç kat daha artmaktadır. Görüldüğü gibi hesap giderek kabarıyor; Muharrem Erbey’in suçu artıyor.
   
900 gündür tutuklu olan Muharrem Erbey, daha ağır bir suçlu elbisesine sahiptir;  Kürt’tür. Bu ülkede hala onca demokrasi söylemine karşın, Kürt ve iktidar kavramı yan yana gelince derhal tehlikeli elektriklenmeler ortaya çıkmaktadır. Ve iktidarın elektriği her zaman bir Kürde çarpmaktadır.
    
Bütün bu yüklerin, suçların üstüne üstlük, Muharrem Erbey Diyarbakır’da yaşamaktadır. Daha ne olsun! Sorunun cevabı,  yani niçin 900 gündür tutuklu olduğunun birden çok cevabı budur; Yazardır, aydındır, hukukçudur, insan hakları savunucusudur ve Kürt’tür.
   
Son ayrıntı; Muharrem Erbey insandır. İnsan olmanın gereği olan sorular bilince çarptığı ve bu soruların yanıtının peşine düştüğü için 900 gündür tutukludur.
    
Siyasal iktidarın faşizan, baskıcı uygulamaları insana ağız tadıyla  yumuşak bir kültür sanat yazısı yazmaya olanak vermiyor. Muharrem Erbey’i, 900 gündür tutukluluğu ile değil, öyküleri ile yazmak daha keyifli olmaz mıydı?
         
Muharrem Erbey’in kamuoyuna mektubu şöyle bitiyor: “…İHD kurulduğu 1986’dan beridir kimsesizlerin kimsesi oldu. Saygın, onurlu duruşuyla dünyada hep örnek oldu. Herkesle toplumsal sorunları konuştuk, tartıştık, hiçbir otoriteden emir, talimat almadık, hiçbir yere, güce tabi olmadık, şiddeti, ölümleri, saldırıları eleştirirken, kınarken hiç kimseden de çekinmedik. Bizler toplumsal sorunların güvenlik, askeri tedbirlerle değil, uluslararası barışçıl çözüm yöntemleriyle çözülmesi gerektiğine inandık. Kimsenin kimseden üstün olmadığına, herkesin kendi diliyle, kültürüyle, rengiyle eşit ve özgür bir şekilde yaşaması gerektiğine inandık. Sivil, eşitlikçi bir anayasa istedik. Askeri vesayete, darbelere karşı çıktık. Toplumda inanç özgürlüğüne, başörtüsü önündeki yasakların kaldırılması gerektiğine inandık. İnançları dolayısıyla insanların fişlenmesinin, dışlanmasının karşısında durduk. Herkes için, her inanç için insan hakları dedik.”  Ve soruyor; “Özgürlüğe, Barışa Kaç Zaman var?

Haftanın dizesi; “hiç ölmeyecek kadar ölümü bildim” (Cenk Gündoğdu, Issız, Kırmızıkedi)