“Mühür Gözlüm”: Zeki Müren’den Neşet Ertaş’a
Murat Meriç Murat Meriç
Zeki Müren ve Neşet Ertaş’ı birleştiren, sadece “Mühür Gözlüm” değil, halk nezdindeki kabulleri. Sevmeyeni, dinlemeyeni elbette var ama bu kadar büyük bir hayran kitlesine sahip başka iki şarkıcı daha yok

Bu aralar bir Kalben şarkısına takıldım: “Sadece”. En çok şu dizesi yüzünden: “Yine mi sen? / Bayram günü gibi gelen?” Bir bayram gününde, eski bayramları anan, bayramlık şarkılardan söz eden bir yazı yazabilirdim yine ama “bayram” kavramını ortadan kaldıran günlerden geçiyoruz. İyisi mi, üç gün sonra uğurlayacağımız Eylül’ün aldığı iki mühim müzisyenden söz edeyim…

Hep söylerim: Eylül, yılın en güzel ayı. En sevdiğim. Çok acı yaşattı, ayrı. 6 - 7 Eylül’den 12 Eylül’e “memleket acılar tarihi”ni bir kenara koyup sadece Eylül’de ölen müzisyenleri hatırlamak bile yeterli: Ruhi Su, Fikret Kızılok, Zeki Müren ve Neşet Ertaş, farklı yıllarda, birbirini takip eden günlerde gitti. Bela Bartok, Maria Callas, Richard Wright, Jimi Hendrix, Miles Davis ve Victor Jara da Eylül’de bu dünyayı terk edenler. Her biri diğerinden özel ama Neşet Ertaş ve Zeki Müren’in yeri ayrı. Sadece müzisyen olarak değil, insan olarak da öyle. Neşet Ertaş, tartışmasız en büyük kaynaklardan biri. Zeki Müren, sadece yaşadığı dönemde değil, sonrasında da insanları etkileyen bir güce sahip. Sadece yorumu değil, yaşantısıyla da…

Üstadımız Feridun Nâdir, B. B. King’in ardından yazdığı 17 Mayıs 2015 tarihli yazısında şu tespiti yapmıştı: “İnsanları birleştiren şeyler vardır. Bir çeşit iletişim aracıdır o şeyler. (…) Yaygın yahut düşük dozlu versiyonları vardır. Neşet Ertaş yaygın versiyona iyi bir örnektir. Murat Meriç’le kaç kere denemişliğimiz vardır. Hem de 90’larda. Neşet Ertaş muhteşem dönüşünü yapmamışken. Formül basitti: Sosyalleşmek yahut boyut değiştirmek, yeni muhabbet açmak mı istiyorsun? Bir ses kaynağı bulup Neşet Ertaş yerleştir. Muhabbetin göbeğine oturacaktır. Esengül var bir de... Tolga Arvas’la da Esengül denerdik. O daha az insan toplardı. Ama o toplananlarla canciğer kuzu sarması olma garantisi vardı.” Zeki Müren de bu “birleştirici”lere örnek. Çalarsınız, muhabbet dallanır. Arkadaşlığın seyrini belirleyecek bir mevzudur Zeki Müren: Sadece şarkılarına değil, yaşantısına bakış da önemli elbette. Geçtiğimiz yıl, bir lisede, “şarkılı memleket tarihi” anlatırken perdeye yansıttığım Zeki Müren fotoğrafı, öğrencilerden birini şiddetle rahatsız etmişti: “Kadın mı erkek mi belli değil, görmek istemiyorum bunu” demişti itirazında. Gençti, heyecanlıydı, karşılıklı konuşarak mutabakata vardık ama kimileriyle anlaşmak mümkün olmuyor. Zeki Müren’e bu bakışla yaklaşan az. Bilakis memleketin değişik kesimlerince seviliyor olması, her zaman bana enteresan gelmiştir. Şüphesiz eşsiz yorumu çok önemli. Bir şarkıyı Zeki Müren’den dinlemek, o şarkıyı sahiden dinlemek anlamına geliyor. Temiz Türkçesi, tane tane ve vurgulayarak okuduğu sözcükler, şarkıyı anlamamızı ve duymamızı sağlıyor. Kendimden örnek vereyim: Sadettin Öktenay’ın meşhur şarkısı “Sevil de Sevme”de geçen “inan ki gençlik gül tende solar” dizesinin öyle olmadığını, yıllardır bu dizeye böyle eşlik ederken, aslının “inan ki gençlik gülden tez solar” olduğunu, Zeki Müren’den dinlediğim gün anladım ben. Sadece bu değil: “bir masalmış geçen yıllar / taç yapraklar elimizde” diye eşlik ettiğim dizelerin ikinci kısmının “kaç yaprak var elimizde” olduğunu da o öğretti bana. Zeki Müren, şarkının nasıl söylenmesi gerektiğini gösteriyor bize.

İnce bir insan, Zeki Müren. Bir yandan “devrim” sayılabilecek adımları atarken, diğer yandan usul usul ortamı ve halkı kolluyor. Geçtiğimiz yılın sonunda açılan “İşte Benim Zeki Müren” sergisinin küratörlüğünü yapan Derya Bengi, kendisiyle yaptığımız bir söyleşide, bu hali şöyle anlatmıştı: “Bodrum’da, 1984’te verdiği meşhur son konserinde, finale doğru göbek atmaya başlar… ‘Hayriye’yi söylerken hani… TRT, konseri baştan sona kaydetmiş, ertesi gün yayınlarken bu bölümleri kesmiş. Gazetelerdeki ‘TRT konseri makasladı’ haberleri üzerine, gidip Zeki Müren’e durumu sormuşlar. Böyle bir durumda ne dersin, ‘vay, sen beni nasıl sansürlersin’ demez misin? Ama o demiş ki: ‘İyi ki öyle yapmışlar, çünkü TRT bütün Anadolu’ya yayın yapıyor ve Anadolu’da çok mutaassıp insanlar yaşıyor. Onlar benim danslarımı, şarkılarımı kaldıramayabilir.’ Neyse ki sonunu güzel bağlamış: ‘Ama ben de Zeki Müren’im, o göbeği atarım!’ TRT’yi hep kolluyor gerçi, şarkı sözlerini değiştirdiğini, ‘TRT standartlarına’ uygun hâle getirdiğini biliyoruz. ‘Entarisi ala benziyor / Şeftalisi bala benziyor’daki ‘şeftali’, onun ağzında ‘hoş sözler’e dönüşmüştü mesela…”
Alaturka repertuarındaki neredeyse bütün popüler şarkıları söylemiş Zeki Müren, biri hariç. Derya Bengi’yi dinlemeye devam edelim: “Neyi söylemezmiş, biliyor musun? ‘Çamlıca Yolunda’ şarkısını! ‘O benim sağımda / Ben onun solunda / Çamlıca yolunda…’ der ya o şarkı, bunu çok saçma buluyor. ‘Tabiî ki öyle olacak, o senin sağındaysa sen de onun solunda olacaksın. Böyle dize mi olur? Asla okumadım bu şarkıyı!’ diye notu var. (…) Güftelere çok özen gösteriyor. Mesela, defterindeki başka bir notunu söyleyeyim: ‘Ağlama Değmez Hayat’ plağını dolduracak, belli ki hazırlık yapıyor. 1968’e ait bir ajandaya şarkının sözlerini yazmış, kenara bir ok çıkartmış ve ‘yaşantı sözcüğü geçiyor’ diye not etmiş. ‘Rüya gibi her hatıra / Her yaşantı bana’ dizesi. Sözcük henüz yeni yeni dile giriyor ve bir şarkıda kullanılması dikkatini çekmiş. Tereddüt etmiş herhâlde. Sevmiş mi sevmemiş mi bilmiyoruz ama okuduğuna göre benimsemiş.”

Zeki Müren repertuarındaki en önemli eserlerden biri, Batılı bir düzenlemeyle yorumladığı “Mühür Gözlüm”. Bir anlamda, Anadolu-pop’un ilk örneklerinden biri. Kaynaklarda Neşet Ertaş türküsü olarak geçer ama aslında Âşık Ali İzzet Özkan’ındır. Bu karışıklığı, yıllar önce bir söyleşi yapma olanağı bulduğumuz Neşet Ertaş’a sormuş, Zeki Müren’i işaret eden bir cevap almıştık: “Bundan aşağı yukarı 30-35 sene evvel, Zeki Müren, ‘Mühür Gözlüm’ü şairinden, tapusuyla, yani bestesiyle, her şeyiyle büyük bir para ödeyerek satın almıştı. O dönemde Ali İzzet’in Zeki Müren’le beraber resimlerinin de gazetelerde yayınlandığını görmüştük. Zeki Müren, Türkan Şoray’la beraber ‘Mühür Gözlüm’ün filmini de çevirdi [“Düğün Gecesi”, Osman F. Seden, 1966]. ‘Mühür Gözlüm’ filmini seyretmeye gittik. Sözler güzeldi, ama şarkı aranjman olarak okunmuştu. ‘Mühür Gözlüm’ün sözleri kulağımda kaldı, ben bunu kendi yorumumla söyledim. Gidip geldiğim yerlerde, düğünlerde, şurada burada çalıyorddum, tekrar tekrar çaldırıyorlardı. Bu şekliyle radyoda okumak istedim. O zaman Ankara radyosuna emisyonlu sanatçı olarak, yani program sanatçısı olarak imtihanla girmiştim. Bunu çalmak istediğimde teknisyenler beni durdurdu. Halk müziği şube müdürünü çağırdılar; ‘Neşet Ertaş ‘Mühür Gözlüm’ü okuyor, ne diyorsunuz?’ dediler. O da geldi, anlayışlı bir insandı. ‘Neşet çal bir dinleyelim’ dedi bana, ben çaldım dinledi. Benim de kırılmamam düşüncesiyle ‘kayda alalım, gene de yayınlamayalım’ dedi. Kayda alındı ve sonradan yayınlandı. Yayınlandıktan sonra halk bunu, benim yorumumla benden istemeye başladı ve o günden bu güne benim yorumumla bu türkü duyuldu. Herkes benim yorumumla okudu. Şimdi televizyonda çıkan bazı hazırcılar görüyorum. Evet Âşık Ali İzzet Sivaslıdır ama bu yorum onun değildir. Bunu gözümüzün içine baka baka televizyondan ‘Bu Kırşehir’in değil, Sivas’ındır’ diyenleri duyuyorum. Onlar kendilerini bilseler, şunu da bilirler ki tonlarca söz var kitaplarda ama bunca şarkıyı kulaklara ileten yorumdur, melodidir, havadır. Bunlar kendilerini bilmedikleri için gözümüze baka baka ‘Bu Sivas’ındır’ diyorlar ve ben de buna üzülüyorum. Hiç olmazsa sözleri Ali İzzet Özkan’a, yorumu Neşet Ertaş’a ait olan bir Sivas türküsü diyebilirler.” (“Türkiye’de müziğin adı: Neşet Ertaş”, söyleşi: Metin Solmaz, Müzük 4, Mayıs 1996)
Zeki Müren ve Neşet Ertaş’ı birleştiren, sadece “Mühür Gözlüm” değil, halk nezdindeki kabulleri. Sevmeyeni, dinlemeyeni elbette var ama bu kadar büyük bir hayran kitlesine sahip başka iki şarkıcı daha yok. Belki Ahmet Kaya ama o da bir yerde, bu ikiliden ayrılıyor: “İdeolojik” durum yüzünden sevmeyeni fazla. Bu, muhabbetlerdeki birleştirici rolünü etkilemiyor ama, bilakis körüklüyor.

Açık söyleyeyim: Zeki Müren ve Neşet Ertaş sevmeyenle anlaşamam. Sevdiklerimi sevmeyen bir sürü arkadaşım var ama çevremde bu ikiliyi sevmeyen yok. Varsa da onlarla teması asgaride tutuyorum. Muhabbetlerin tıkandığı noktada bir Neşet Ertaş türküsüne girizgâh yaptığımızda, sonrası su gibi akmaya başlıyor. Öyle etkili.
Neşet Ertaş ve Zeki Müren olmasaydı eksik kalırdık. Tanıdık, özellikle Neşet Ertaş’ı erken kaybettik. Yoklukları, öksüzlüğümüz.