Muktedirin imamı ve Onur Yürüyüşü
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Muktedirin imamı Onur Haftası için de fetva vermekten geri duramadı. Ne zaman zihninde cinselliği çağrıştıran bir uyaran olsa, muhayyilesi ona ‘bu işin içinde seks var’ sinyali yollasa ‘fıkh etmekten’ kendini alamıyor.

Oysa şu aralar mühim bir mesele üzerine ‘tefekküre’ dalmış durumdaydı; iktidarın AKP elinden gitmemesi için atılacak ilke taklalarına ve yutulacak sözlere ilahi gerekçeler bulmaya çabalıyordu. Üstelik işi yolsuzluk, rüşvet ve hukuksuzluğa kılıf bulmaktan bile daha zordu. Kolay değil ahir ömründe Müslüman Sünni Erkek ve Türk (bakınız MEST demokrasisi) bir iktidarın entelektüel, ideolojik, dini, hukuki, şeri, ahlaki ve de estetik vs otoritesi olmak ona nasip olmuştu. Hangi Allahın kulu hele bir de rivayet doğruysa dünyalığı da epey bir doğrultmayı sağlayan bu mevkiin hakkını vermekten geri durabilir? AKP olmasa idi, en fazla emeklilik hayatı cami avlularında ‘ırgatlara’ dini öğüt vermekten öte olmayacakken şimdi handiyse ‘şeyhülislam’ mertebesinde.

Sıtkı sıyrıldığından biraz soluklanıp, ‘esrimek’ istemiş olabilir; malum eşcinselliğin adı bile ‘cinsel!’ Ama eşcinseller, trans kimlikler ve intersekslerin özgürleşme ve eşitlik taleplerinin, bekçiliğini yaptığı düzen için tehdit ediciliğini bal gibi bildiğinden, fanteziden çok görev olarak bu konuya dalmış olması daha muhtemel. MEST Koalisyonunun bir nevi Allahın emri olduğunu ‘fıkh etmek’ için arayıp da bulamadığı fırsat olarak Onur Haftası’ nı görmüş de olabilir.

O da biliyor ki, Kürt, Alevi, Roman, Hıristiyan, Zerdüşt, Ezidi, Süryani, solcu, sosyalist ve kadını aşağılayıp, tahakküm altına almak için, önce topluma bir ‘ortak düşman’ göstermeli. Düşmanlaştırmakla kalmamalı, onu gayriinsanileştirerek her türden insanlık dışı nefret ve eylemin hedefine koyarak, ‘katli vacip’ hale de getirmeli.

Heteroseksüellik dışı cinselliklerin toplumun ‘hem ahlakını bozan hem de soyunu kurutan’ bir ‘lanet’ olarak inşa edilmeleri, süregiden ‘erkek egemen ve sömürüye dayalı’ iktidar yapısını kutsallaştırma, ebedileştirme ve yasallaştırma çabasından öte değil. Böylece üreme ve cinsellik bir ve aynı ‘şey’ haline getirilir ve üreme amacı ya da olasılığı olmayan cinsellikler günahın, suçun ya da hastalığın göstergesi olarak kodlanırlar. Heteroseksüellik dışı cinsellikler bir kere ‘normalin’ dışına itildiğinde insanların kadın ya da erkek olmaları ezelden beri gelen ve ebediyete kadar sürecek olan, insan olmanın şartı haline gelen vasıflara dönüştürülürler. İnsanlar bir kere kadınlık ve erkekliğe hapsedildiklerinde, haklar kadın olmanın görevleri ile erkek olmanın yetkileri olarak tanımlanabilir hale gelir. Tam da bu yüzden ‘hiç kadınla erkek eşit olur mu?’ diyebilmekteydi, kanadı kırık muktedir, gönül rahatlığıyla. Bu eşitsizlik bir kere doğanın kanunu, Allahın emri vs olarak benimsetildiğinde bütün eşitsizliklerin, bazılarının görevleri bazılarının ise yetkilerinin olmasının, kimine görev, kimine ise yetki verildiğinin, kabul ettirilmesinin/ yutturulmasının önü açılmış olur.

Böylece erkeklerin yetkileri ve kadınların görevleri ilişkisi, Müslümanların yetkileri ve gayrimüslimlerin görevleri (Hıristiyan bir dünyada da tersi); Türklerin yetkileri ve Türk olmayanların görevleri, muktedirin yetkileri ve tebaanın görevleri diye hayatın her alanına nüfuz eder.

Demem o ki LGBTİ bireylere yönelik nefret aslında ‘düzenin’ hem en güçlü ve fakat aynı zamanda en zayıf olduğu alandır. Bir kere LGBTİ özgürleşmesinin önü açılırsa bu ezme/ sömürme ilişkisi bütün çıplaklığıyla açığa çıkabilecektir. O vakit, hele de şu güncel muktedir ve düzeninin ezdiği, sömürdüğü tüm bireylerin özgürleşmek için ihtiyaç duydukları cesarete dair bir imkân filizlenebilecektir.

LGBTİ bireylerin Onur eylemlerinin başlangıcı insan onurunun maruz kaldıklarınca değil kendi eylemleriyle belirlendiği hakikatine dayanır. LGBTİ olmak utanılacak, gizlenilecek bir kabahat, suç ya da günah değil diyerek, kendi onurlarını savundukları için adı Onur Yürüyüşü. Her geçen yıl daha da büyümesi, kalabalıklaşması ve kitleselleşmesi de diğer tüm ezilen, dışlanan, yok sayılanlara cesaret aşılamasından, onların da başlangıçta ürkek ama her geçen yıl daha gururlu olmalarından.

İmama not:Ayol sevinir misin üzülür müsün bilemem ama eşcinsellik bulaşıcı değil, imrenilince olunan bir şey hiç değil. Yani eşcinselliğin özgürleşmesi tek bir heteroseksüelin bile vazgeçip eşcinselliğe geçmesine neden olmuyor.