Mülteci Katliamı’nın sorumlusu kimler?
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Yedi yüz mülteci. Çocuk, kadın, genç, yaşlı. Bin bir umutla düşmüşlerdi yollara. Kırık dökük bir tekne eşliğinde. Daha iyi bir gelecek, daha güvenli bir hayat için. Olmadı. Düşleriyle, özlemleriyle, olanca yoksulluklarıyla birlikte sulara gömüldüler. Kendileri değil, cansız bedenleri ulaştı Akdeniz’in öte yakasına. Kara Kıta’nın kara yazgılı insanları. Çatışmalardan, savaşlardan, zorbalıktan, yoksulluktan kaçıyorlardı. Daha büyük tehlikeleri göze alarak…

• • •
Bir anda serin sularda kaybolan yedi yüz beden... Yedi yüz doğulu, güneyli, üçüncü dünyalı, kara kafalı! Geçen hafta dört yüzdü sayıları. Bir hafta sonra yedi yüze çıktılar. Akdeniz’in yuttuğu isimsiz, namsız on binlere katıldılar sessiz sedasız. Karaya vuran ölü bedenleri insanlığın utancıdır. Artık yüzer yüzer, biner biner ölüyorlar. Ve ne yazık ki birer istatistiki veri olmanın ötesine geçmiyorlar.

• • •
Mare Nostrum, “Bizim Deniz”, yani binlerce mültecinin ölüm fermanını imzalayan Akdeniz. Dünyanın en büyük göçmen mezarlığı. Libyalısı, Sudanlısı, Tunuslusu, Yemenlisi, Afganı, Pakistanlısı… Afrikalı, Ortadoğulu, Asyalı… Binlercesi bu mezarlıkta gömülü. Denizin yüzlerce metre altında. Geçen yıl dört bin isimsiz göçmen gömüldü bu mezarlığa. Ocaktan bu yana iki bin kişi daha eklendi bunlara. Arkalarında büyük bir acı ve ıstırap bırakarak.

• • •
Sonrası malum. Ölenler öldükleriyle kalacak. Yine bildik açıklamalar yapılacak, timsah gözyaşları dökülecek. Toplantılar üstüne toplantılar düzenlenecek, kapalı kapılar ardında yeni fetvalar verilecek. Yerel despotlar umarsızca bakacak, büyük zorbalar ise sadece vicdanlarını rahatlatacak. Polisiye tedbirler devreye sokulacak, önlem adı altında daha fazla jandarma sınırlara yığılacak. Daha fazla göçmenin göç yollarında ölümüne neden olacaklar.

• • •
Şimdi durup düşünme değil, harekete geçme zamanı. Kanıksamamalı, kabullenmemeli. En acilinden bir şeyler yapmalı. Önce kullanılan dilden yola koyulmalı. “Kaçak” sözcüğünü dillerden çıkarmalı. Bu söylemin ölümleri meşrulaştırdığı vurgulanmalı. Israrla ama ısrarla tekrarlanmalı: “Hiç kimse kaçak değildir.” Kaçak olan yasalardır, sınırlardır, egemen düzenin kendisidir denilmeli. Açlıktan, yoksulluktan, savaş ve çatışmalardan kaçanların kaçak olmayacağı öğretilmeli. “Kaçak” yaftasıyla göçmenlerin, mültecilerin kriminalize edilmesine müsaade edilmemeli.

• • •
Yirmi birinci yüzyılın en büyük trajedisidir göçmenler. Ölümlerinden herkes sorumlu. Libya’ya, Suriye’ye, Irak’a, Tunus’a demokrasi götürmek isteyen emperyalistler. Afrika’da, Ortadoğu’da, Asya’da hegemonya mücadelesine giren küresel güçler. On yıllardır çöreklendikleri ülkelerinde acı ve gözyaşından başka bir şey vaat etmeyen işbirlikçi diktatörler. Bütün bir yerküreyi iliklerine kadar sömüren, milyonları açlığa, ölüme mahkûm eden liberal hür dünyanın sakinleri. Ve daha niceleri.

• • •
Katilleri tanıyoruz. Yanı başımızdalar. İnsanları geleceksiz, yurtsuz, düşsüz bırakanlardır failler. Her gün yüz yüze bakıyoruz. Her bir yandalar. Ortadoğu’dalar, Kuzey Afrika’da, Latin Amerika’da, Asya’da, Uzak Doğu’da, Kafkasya’da, Balkanlardalar. Washington’dalar, Brüksel’deler, Roma’dalar, Londra’dalar, Paris’teler.

• • •
Katiller, yoksullar gelmesin diye sınır boylarına beton duvarlar, tel örgüler örenlerdir. Göçmenlerin okyanuslarda, açık denizlerde ölüme terk edilmesi emrini verenlerdir. Ülkeler arasına metrelerce uzunluktaki utanç duvarları inşa edenlerdir, mayınlar döşeyenlerdir. Sınır güvenliği adı altında göçmenlere kurşunlar sıkanlardır.

• • •
Göçmenler çarpık köhnemiş sistemlerin ürünüdür. Kapitalist sömürü, emperyalist tahakküm, açlık, yoksulluk, baskı ve savaşlar olduğu müddetçe göçler de olacaktır, mülteciler de. Ama bu katliamlara göz yumanlar, arka çıkanlar, sessiz kalanlar tarihe hesap vereceklerdir. “Bugün bu duruma gözlerini kapamaya devam edenler, geçmişte soykırımlarda bir şey yapmayanların yargılandığı gibi yargılanacaktır” diyen Malta Başbakanı Joseph Muscat’ın sözleri kulaklara küpe olmalı. Başka söze gerek var mı?