Murat Ertel: Keşke dünya büyük bir festival gibi olsa
ALPER BAHÇEKAPILI ALPER BAHÇEKAPILI

Baba Zula’dan tanıdığımız Murat Ertel, doğu ve batıyı bütünleştiren orijinal üretimleriyle sadece Türkiye’de değil, ülke dışında da saygı gören değerli müzisyenlerimizden biri. Bu saygıyı görmesinde, popüler kültür sınırlarının dışında gezinen yaratıcı eserlerinin yanı sıra, seyirciyle bütünleştikleri, enerjisi hayli yüksek sahne şovlarının da etkisi büyük. 26-30 Eylül tarihleri arasında ilk defa düzenlenecek olan Red Bull Music Festival İstanbul’da onun da parmağı var. Festivalin 26 Eylül Çarşamba günü, Avusturya Başkonsolosluğu / Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde gerçekleşecek açılış gecesinin küratörlüğünü o üstleniyor. Murat Ertel’le Cahit Berkay’dan Okay Temiz’e, Ah! Kosmos’tan Şirin Pancaroğlu’na 16 farklı ismin sahne alacağı geceyi, Türkiye’deki festivalleri ve çocukları konuştuk.

Küratörlüğünü üstlendiğiniz Round Robin’de birçok farklı dönemden ve türden müzisyen mevcut. Nasıl bir gece olacak? Aralarındaki dengeyi nasıl sağlayacaklar?

Bir hayalin gerçekleşmesi bu benim için. Keyifli bir gece olacak. Bana sunulan bir teklif bu kadar güzel olabilirdi. Geceyi kurgularken doğaçlama yapabilecek kimlerin gelebileceğini hayal ettim. Oyun oynamayı çok seven bir insanım. Çocukluğum benim için çok önemliydi. Şimdi çocuklarım da var. Onlarla da oyunlar kurguluyorum. Bu geceyi kurgulamak da bir oyun gibi. Bu oyunun kuralları çok az. Herkes sırayla 10 dakika sahnede kalıyor. İlk iki müzisyenin ardından sahneye üçüncü müzisyen geldiğinde, ilk çıkan müzisyen sahneyi terk ediyor. Tek kural bu. Müzisyenlere bunu anlatmak da zordu. Fakat “Evet geleceğiz” diyen müzisyenler beni çok heyecanlandırdı.

murat-ertel-keske-dunya-buyuk-bir-festival-gibi-olsa-513848-1.

Seçtiğiniz müzisyenlerin nasıl bir önemi var?

Benim kıstasım hem o müzisyenleri çok sevmem, hem de müzik tarihini değiştiren, yönlendiren insanlar olmaları. Öncü müzisyen olarak düşündüğüm birtakım müzisyenleri davet ettim.

Davet ettiğiniz isimleri birbirinden ayırmanız zordur elbette… Fakat sizi özellikle heyecanlandıran birileri var mı?

Kişisel olarak en çok Okay Temiz ve Cahit Berkay için heyecanlandığımı söyleyebilirim. Onların müziklerinden ve üretimlerinden çocukluğumdan beri çok etkilendiğim için olabilir bu. Hem de bir saygı söz konusu. Her biri 50 yıldır müzik piyasasındalar. Hep heyecan verici işler yaptılar ve yapmaya devam da ediyorlar. Bu çok saygı duyulması, sevgi gösterilmesi gereken bir durum. Onlar dışındakiler de çok iyi, ilginç müzisyenler. Beni merakta bırakıyorlar.

Cahit Berkay’ı ve Okay Temiz’i ilk kez dinlediğiniz döneme dair neler hatırlıyorsunuz?

Okay Temiz’i ilk dinlemem TRT döneminde oldu herhalde. ‘Arıza Müzikleri’ diye adlandırdığım bir kategori vardı. Eskiden TRT’de bir teknik arıza olduğu zaman Türkiye’de bir ilin fotoğrafı ve ismi çıkardı. O arıza giderilinceye kadar da müzikler çalardı. Aslında o müziklerin TRT Ara Müzikleri diye plağı da vardır. Bende de mevcut. Okay Temiz’in Denizaltı Rüzgarları çalmıştı orada. 45’lik döneminden başlayarak, Moğollar da çok yakından takip ettiğim gruplardan biriydi.

murat-ertel-keske-dunya-buyuk-bir-festival-gibi-olsa-513849-1.

Gençlik, çocukluk döneminizde onlarla nasıl bir ilişki kurmuştunuz?

Çocukken de onları sevip, içselleştirmiştim. Büyüdüğüm zaman da bu insanların hakikaten yapılması gereken şeyleri yaptıklarını düşünmeye başladım. Daha dünya müziği diye bir kavram yokken onlar aslında o müzikleri yapıyorlardı. Okay Temiz caz müziğiyle Türk müziğini herkesten önce öyle bir şekilde birleştirdi ki, buna saygı duyulması gerekir. Moğollar ve Cahit Berkay da öyle. Türkiye’de anlaşılmadan önce iki isim de yurt dışında ilgi görüp tutunabildiler. Bazı sanat dallarında devrimci bir şey yaptığınız zaman Türkiye’de algılanması zaman alabiliyor. Bu isimler herhalde en çok önem verdiğim isimler.

Farklı müzisyenleri bir araya getirmek için çalıştığınız bu süreç size neyi öğretti? Keşfettiğiniz neler var?

Çalmadan da müzik yapmanın mümkün olduğu hissini verdi bana tüm bu süreç. Boğaziçi Üniversitesi’nde tiyatro hocamız Ahmet Levendoğlu’ydu. Bir gün, “Bunlardan hangisi olmazsa tiyatro olmaz?” diye bir soru sormuştu. Ona göre de cevap ‘sahneydi’. “Oyuncu da olmayabilir, metin de olmayabilir… Ama sahne olmazsa tiyatro olmaz” demişti. Müzik için bu söylenebilir mi bilmiyorum. Sahne olmadan da müzik olabilir gibi geliyor bana… Fakat ben müzik yapmasam da, müzik yapabilirim fikri çekici gelmeye başladı. Hiç böyle düşünmemiştim. Ortaya bir fikir atıp, müziğe hakim insanları serbest bırakıp, onları notalara mahkum etmeden, bir şey kurgulama fikri hakikaten çekiciymiş.

Festivallerin şehirlerle kurduğu ilişki hakkında ne düşüyorsunuz?

Keşke dünya büyük bir festival gibi olsa. Müziğin olduğu, barış içerisinde yaşanılan, birbirini tanımayan insanların agresif tutumlar içerisinde olmadığı ve birtakım şeyleri paylaştığı bir festival olsa dünya… Ütopik bir durum var festivallerde. Kimin nereden geldiğinin, hangi milletten olduğunun belli olmadığı festivalleri çok seviyorum. Hiçbir fikrin yok. Bir şeyin içerisindesin. Bazen çalan adam olarak böyle bir şeyin içerisindesin. Sahneden iniyorsun, seni izleyenlerle, tanımadığın insanlarla başka sahneye gidiyorsun. Açık fikirli bir ortam olabildiğini düşünüyorum festivallerin. Daha çok festival yapılmasını istiyorum. Avrupa’da küçük yerlerde de öyle festivaller görüyorsun ki… Dağda, bir köyde öyle bir festival yapıyorlar ki… Acaba burada kaç tane öyle festival var?

Türkiye’de uluslararası düzeyde festival yapmak güçleşti. Bu yüzden aslında Türkiye’nin dört bir yanında da yerel ve iyi festivaller doğmaya başladı. Bozcaada’dan Van’a kadar her yerde festivallerimiz var. Bunlar hakkında ne düşüyorsunuz?

Mutlaka yapılmalı böyle festivaller. Başka şehirlerden insanların daha küçük şehirlere gitmesi bile harika bir şey. “Neredensin?” sorusu bizde çok popüler. “Merhaba, adın ne? Neredensin?” İnsanların nereden geldiğinin belli olmaması bence çok güzel. Çünkü bu sorular belki ırkçı, sorgulayıcı bir şeye bile dönüşebiliyor. Bunların kalkması için, yerel festivaller olsun ama bir an önce uluslararası hale de gelsinler. Bu festivallerin özellikle lojistik olarak yakın olan ülkelerle ilişki kurmaları da çok güzel olur. Mesela Kuzey Kıbrıs’taki konserlere Güney Kıbrıs’tan insanların gelmesi gibi... Kültürel alışveriş olmadı mı, komşu durumunun fiziksel sınırdan öteye geçmediğini hemen anlıyorsun. Bu sınırları kaldıracak insanlar da politikacılardan önce sanatçılar. Başka ülkelerin sanatçılarıyla birlikte birtakım ortak işler yapmak da bunu hızlandıracaktır.

Çok uzun yıllardır müzik icra ediyorsunuz. Türkiye’ye çıkışlı bir üretimin parçası olmak üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye’de birçok şeyi yapamayacağımızı erkenden anlamıştık. Bütün dünyayı düşünüyorduk. Ama, “Türkiye’de, Türkiye için müzik yapmayalım” diye bir şey de düşünmedik. Hep Türkçeyi de kullandık. Bu dilde rüya görüp, bu dilde müziğimizi yaptık. Son 15 sene içerisinde olan bazı şeylerin çok daha erken gerçekleşmesini dilerdim. Alternatif müziğin daha güçlü olmasını, insanların bu kültürel coğrafyayla daha çok ilişki kuran müzikler yapmasını beklerdim. Bazı şeyler o kadar basit ve temel ki, onlar hakkında konuşmak bile gereksiz. “Çok engin bir kültürümüz var. Müthiş bir miras. Bununla ilgili müzikler yapmalısınız arkadaşlar!” demek biraz aptalca mesela... Çünkü bu çok bariz. Ama bunu tekrarlaya tekrarlaya daha farklı, daha ince şeyleri dile getiremez hale geldik.

murat-ertel-keske-dunya-buyuk-bir-festival-gibi-olsa-513850-1.

Politik ve ekonomik açıdan tuhaf ve zorlu geçen bu son yıllarda nereye bakınca mutluluk görüyorsunuz?

Çocuklara bakınca görüyorum. Onlar birtakım şeylerin farkında değiller. Birtakım şeylerin de bizden daha çok farkındalar. Benim de çocuklarım olunca gökyüzüne, aya, her şeye yeniden bakmayı öğrendim. Bazı şeylere de odaklanmayıp elinden geldiğince sanatla, müzikle değiştirmeye çalışmak bana çok çekici geliyor.

Çocukların, çocuklarınızın hayatını nasıl yönlendiriyorsunuz? Onlara neyi verebilmek isterdiniz?

Onları çok özgür bir şekilde yaratmaya teşvik etmek isterim. Kendi çocuklarımla böyle bir ilişkim olduğunu düşünüyorum. Her türlü enstrümanı çalıyorlar. Beste yapıyorlar. Şarkı söylüyorlar. Onlar çalarken çok fazla müdahalede bulunmuyorum. Ben tel değiştirirken, akort ederken, bir şey çalarken beni gözlemliyorlar. Ama kendileri çalıyorlar. Onların yöntemlerini izleyerek ben de ilham alıyorum. Onlardan esinleniyorum. Mesela orgu yere koyup, üzerine çıkıp ayaklarıyla çalabiliyorlar... Bu bana ilham veriyor.

Son olarak, çocuklara müziğe dair ne öğretiyorsunuz?

John Cage’in, “Müzik belirli bir zaman diliminde başlayıp biten seslerdir” gibi bir tanımı var. Ben de onlara bunu öğrettim. “Müzik yaptığınız zaman mutlaka bir sonu olsun” dedim. Bir şey yaptıkları zaman mutlaka sonunu getirip bir de selam veriyorlar. (Gülüyor) Çok rekabetçi, paragöz, başarı, ün odaklı bir durum var hayatta… Sosyal medyadan tutun da, müziğe kadar yansıyor bu durum... Dilediğini yapabilme özgürlüğünü insanlara, çocuklara tanımak gerekiyor.