Murat ve Ahmet’e kavuşmak için kaç tank almamız lazım?
Bülent Mumay Bülent Mumay

Gazeteci Deniz Yücel, bir yıl aradan sonra serbest. Bundan daha önemli, daha fazla mutlu edecek bir şey elbette yok. Serbest kalma sürecindeki hiçbir detay, Deniz’in özgürlüğünü gölgeleyecek kıymetiharbiyede değil. Nokta.

Ama eğri oturup doğru konuşmalı... “Kirli pazarlık” kokularını cezaevinde bile alan Deniz’in itirazlarına rağmen, ne yazık ki tutuklu gazeteciye özgürlük getiren şey adaletin kendisi değildi. Deniz’in, serbest kalır kalmaz İstanbul’daki evinde çektiği kısacık videoda aktardığı gibi: “Ne geçen sene tutuklanmam -daha doğrusu rehin alınmam- ne de bugün bırakılmamın hukuk devletiyle bir alakası var…”

Türk ve Alman pasaportuna sahip Deniz’in serbest bırakılması için kuşkusuz, iki ülkenin kamuoylarının ve meslektaşlarının yarattığı baskısı etkili olmuştur. Ama Alman hükümetinin Ankara ile yürüttüğü pazarlığın hiçbir etkisi olmadığını iddia edebilecek kimse var mı?

Binali Yıldırım’ın Merkel’le görüşmesinden önce ettiği “Serbest kalmasını diliyorum” açıklamasının, ertesi günkü özgürlük kararında bir etkisi yok mu? Yıldırım’ın sözlerine zaman ayarlı iddianameyi jet hızıyla tamamlayan yargıya teşekkür mü edeceğiz şimdi?

Gabriel’in Erdoğan ile iki kez gizlice görüşmesinin, Türkiye’de ihale kovalayan Alman sanayi devi Siemens’in CEO’sunun birkaç gün önce Saray’da ağırlanmasının hiç mi payı yok? Türkiye’ye yönelik fiili silah ambargosunun ya da AKP MKYK Üyesi Ethem Sancak’ın “yerli ve milli tank” meselesindeki ortağı Rheinmetall şirketiyle pazarlıkların etkisi yok mu?

Allah rızası için söyleyin de bilelim: 475 gündür tutuklu gazeteci arkadaşlarımız Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ı esaretten kurtarabilmemiz için kaç tane tank almamız lazım? Akın Atalay’ın özgürlüğü için kaç tane rüzgâr enerjisi tribünü gerekiyor?

Parası neyse denkleştirmeye çalışalım…

***

Deniz’in tahliyesinde yandaş mahcubiyeti: Geçen yılki manşetleri ne yapacaksınız?

murat-ve-ahmet-e-kavusmak-icin-kac-tank-almamiz-lazim-428956-1.

Die Welt Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel’in tutuklandığı dönemi hatırlayalım biraz… AKP’nin Anayasa referandumu için Almanya’da miting yapmasına Berlin yönetiminin izin vermemesi gerginliğe yol açmıştı. İki ülke arasındaki gerilimin, içeride “evet”e malzeme yapılması için “Nazi”li manşetler atıp duruyorlardı (Ki AKP’li bir yönetici, bu gerilimin “evet” oylarına 2 puan eklediğini itiraf etmişti). Tam da böylesi bir atmosferde Deniz’in tutuklanmasından sonra propaganda bültenleri coşkuyla manşetler atıyorlardı:

»Sabah: Gazeteci değil, bildiğin terörist

»Star: Gazeteci değil, PKK tetikçisi.

»Akşam: Gazeteci bu mu? İşte Deniz’in marifetleri

»Güneş: PKK’lı terörist ajan ya öterse?

Önceki gün serbest bırakılana kadar iddianamesi bile hazırlanmayan Deniz’i ilk günden mahkûm etmişlerdi. Önceki günkü tahliye kararından sonra attıkları başlıklarda nasıl bir mahcubiyet vardı inanamazsınız.

»Sabah sayfanın en dibindeki bantta şu başlığı kullanmıştı: “Alman gazeteci Deniz Yücel’e dava ve tahliye…” Deniz’in gazeteci olduğunu nihayet hatırlamışlardı.

»Star, “Yücel tutuksuz yargılanacak” başlıklı minicik haberinde, Deniz’i bu kez PKK tetikçisi değil, muhabir olarak nitelemişti.

»Akşam da kerhen girdiği “Deniz Yücel tahliye edildi” haberinde, “Deniz’in marifetleri”ni unutmuş, bir muhabirden söz etmişti.

»Güneş “PKK’lı terörist” lafını yutmuş, bir Alman vatandaşının serbest kalmasına ilişkin minicik bir haber vermişti.
Yandaş kalemlerin durumu bir başka alemdi. Türkiye’nin Deniz’i serbest bırakarak büyük oyunu bozduğunu yazan eski TKP’li dönekler mi dersiniz… “Apo başkan PKK şampiyon”cu Taraf artığı yazarın kemkümlerine hiç girmeyelim.
Neyse biz yine Mustafa Hoş’un şahane kitap başlığıyla bitirelim:

“Neo-Türkiye’nin panzehiri hafızadır.”

***

Bize yakışmadı

murat-ve-ahmet-e-kavusmak-icin-kac-tank-almamiz-lazim-428957-1.

2016 Temmuz’undan bu yana bu köşede siyasi analizlerden çok medya eleştirileri yapmaya çalışıyorum. Dünü unutturmamaya çalışarak...

Bu köşeye en çok malzeme verenler elbette yandaşlar ve hâlâ “Yeminle merkezdeyim” diyen medya grupları oldu. Ama ilk kez eleştirme sırası, gazetem BirGün’e geldi.

Elinizdeki gazete, basına yönelik baskılardan en çok bunalan gazetelerden biri... Ekonomik sıkıntılara, binlerce davayla boğulmaya çalışılmasına rağmen demokrasiyi gür sesiyle savunmaya çalışıyor.

Eleştiriye gelince... Evet biliyorum, bu köşeye sığmayacak uzunluktaki gerekçelerle, -ben dahil- hepimiz gazetecilere özgürlük meselesinde, seçici davranıyoruz. İsteyerek ya da istemeyerek... Geçmişte yaşananlardan dolayı tutuklu gazetecilerin bazılarına daha mesafeli duruluyor.

Ama yine de, dünkü 1. sayfada Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak’a verilen müebbet hapse ilişkin başlık, BirGün’e yakışmadı: “Altanların cezası belli oldu.”

Hani 3 gazetecinin, devleti yıkmak suçundan ömür boyu hapse çarptırılmalarına dair değil de, UEFA kupasında bir kura çekimi ya da yılbaşında trafik cezalarına gelecek zam oranlarından söz eder gibiydi. Kısacası, bize yakışmadı.

***

#GözdenKaçmasın

»Geçenlerde Google’a “kağıttan kaplan” diyen Turkcell Genel Müdürü, ürettikleri bir yazılımın indirme sayısı 5 milyona çıkınca bıyıklarını keseceğini açıklamış. Bıyıkları değil de, tıraşı kesmekte fayda var. O bıyıkları niye uzattığını biliyoruz. O gerekçe durduğu sürece, milyar kez indirilse bıyıklar kalacak.

»Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD’li meslektaşı ile görüşmesinden sonra, “Türkiye’deki tutuklamaların OHAL ile ilgisi yok” demiş. Hani 2019’a kadar OHAL’i kaldırmayı düşünmediklerini biliyoruz. Ama kaldırın diye baskı yapmanın da bir alemi yok. Anlaşılan, OHAL kalksa da tutuklamalar devam edecek..

»Çavuşoğlu’nun Tillerson ile görüştüğün Ankara Palas’ın önünde Perinçekçi gençler eylem yapmış. OHAL nedeniyle tüm eylemlerin yasaklandığı Ankara’da… Yankee Go Home dendiğinde çeviklerin çullandığı günlerden nerelere geldik. İleri demokrasi gibisi yok.

»Yandaşların attığı başlığa göre yerli otomobil Tesla’ya rakip olacakmış. Sahibinin 12 yıl önce üretip geçenlerde Mars’a gönderdiği Tesla’dan söz ediyoruz.. Bir de, milli ve yerli otomobilin prototibi seneye hazır olacakmış. Jet Fadıl’ın İngiltere’de yaptırdığı İmza’ya, devletimizin de birkaç yıl önce milyonlarca dolar vererek İsveçli Saab’dan getirdiği “milli” prototiplere benzemez umarım...