Müstafi hükümet ve kamu düzeni...
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

7 Haziran seçimlerinin ardından istifa eden ve yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam eden 62. Hükümet için sıkça “geçici hükümet” deyimi kullanılır. Doğru, geçici; ama bu kavram, anayasal değil. Bu nedenle, “müstafi-çekilmiş-hükümet” demek uygun düşer.

Zaten, Anayasa’da geçici hükümet ayrıca düzenlenmiş bulunuyor: 45 gün içinde 63. Hükümet’in kurulamaması ve “seçimleri yenileme” seçeneğinin kullanılması halinde (md. 116), md. 114’e göre 3 aylık süreyle kurulacak hükümet, “geçici Bakanlar Kurulu” adını alır.

ÜÇ ÖNEMLİ FARK

Bu durumda; AKP-CHP arasındaki görüşmeler koalisyon hükümeti ile sonuçlanmaz ve seçimlerin yenilenmesine karar verilirse, kurulacak hükümetin, “müstafi hükümet”ten üç önemli farkı olacak:

-“Geçici Bakanlar Kurulu”, bütün partilerin katılımıyla oluşacağı için, bir bakıma, “ulusal koalisyon” niteliği taşıyacak.

-Süre olarak; “yeni Meclis toplanıncaya kadar” görev yapacağı için, seçim sonuçlarına göre, muhtemelen yıl sonuna kadar görevde kalır.

-Görev ve yetki bakımından; müstafi hükümet, “işgüder hükümet” olarak da adlandırılır. Bunun anlamı, kamu hizmetlerinin sürekliliğinin aksamaması için günlük ve kısa vadeli icraatla yetinmesi. Aslında, kamu hizmetleri esas itibariyle idare tarafından yürütüldüğü için, siyasal organlar arasındaki el değiştirme, kamu hizmetleri ve düzeninin sağlanmasını etkilemez. Bu bakımdan; mesela bir valiler kararnamesi müstafi hükümet tarafından hazırlanmamalı. Buna karşılık, IŞİD sorusuna kızdığı için gazetecileri gözaltına aldıran valiyi hemen görevden alabilir...

Geçici Bakanlar Kurulu ise, doğası gereği, Meclis bütününün güvenine sahip olduğu varsayımına dayanır. Ulusal mutabakat çerçevesinde siyasal kararlar alma ve bunları uygulamaya koyma bakımından, “işgüder hükümet” icraatının hayli ötesine geçer...

"İSLAMİ TERÖR ÖRGÜTÜ" VE MÜSTAFİ HÜKÜMET

IŞİD ve DAEŞ gibi nitelemeler, terör örgütünün kendisine verdiği, sadece bu adların kullanılması, örgütü meşrulaştırıcı ve cinayetlerini haklılaştırıcı bir işlev görebilir. Bu nedenle, “terör ve cinayet örgütü” ya da, “IŞID (veya DAEŞ) terörü” demek yerinde olur.

Bir hatırlatma: AK Parti Hükümetlerinin (62.si dâhil), İslami terör örgütüne karşı “genel siyaseti” ne idi? Mesela, muhalif olarak algıladığı grup ve demokratik kitle örgütlerine karşı, yürürlükteki mevzuatı da ihlal ederek baskıcı ve yasakçı uygulaması ile IŞİD adına eylemde bulunanlara karşı “hoşgörülü tavrı” arasında tam bir tezat var.

Bu nedenle, en güçlü dönemlerinde IŞİD etkinliklerini görmezden gelme “genel siyaseti”, şimdi müstafi hükümetçe savaşa dönüştürülmüş oldu.

KOALİSYON HÜKÜMETİ VE ERKEN SEÇİM

Diğer hususlar bir yana, erken seçim hesabı veya beklentisi ile koalisyon görüşmeleri, etik açıdan savunulamaz.
Şimdiden belli olan ya da tahmin edilebilen, yetkili (Hükümet) ve etkili (Cumhurbaşkanı) kanatların süreye oynamaları; sadece erken seçim için değil, iki konuda daha:

-Müstafi hükümeti Geçici Bakanlar Kurulu’na eklemleyerek geçişi, Davutoğlu ile sağlamak.

-Bununla da yetinmeksizin; “Geçici Bakanlar Kurulu”nun önüne geçmek için, TBMM’ye erken seçim kararını aldırmak. Amaç: Seçime, AK Parti güdümündeki bir hükümet ile gitmek. Bu yol, “Anayasa’ya karşı hile” ile açılabilir ancak. Şimdiden uyanık oluna!

“ŞİDDETE VE ŞAVAŞA HAYIR”

TSK’nın IŞİD’e saldırısı, savunma amaçlı ve çok geç alınmış önlemler dizisinin en uç eşiği. Bunun meşruluğunu zayıflatan ise, hükümetin, “genel ülkesel saldırı” için IŞİD’i kaldıraç olarak kullanması. Öte yandan, PKK’nın yeniden terör eylemlerine yönelmesi karşısında HDP’nin sindirilmiş konumu.

Düşülen bu kısır döngü, hükümetçe “iç güvenlik yasası”nı tek yanlı olarak gündeme çıkarma vesilesi olarak görüldü. Cumhurbaşkanı, Çin’e giderayak, (şu anda AYM önünde bulunan) 6638 sayılı yasanın tam olarak uygulamaya konacağını vurguladı. Üstelik, bu kez, MHP’ye takılarak HDP’nin “devre dışı” bırakılması ve çözüm sürecine nokta konulması için düğmeye bastı. Soru: AK Parti muhaliflerine fazlasıyla uygulanan “İç güvenlik yasası”, IŞİD’e neden uygulanmıyor?

Bu gidiş karşısında, ‘90’lı yıllara geri mi dönüyoruz?” sorusu gündeme geldi. Bana göre, daha kötü bir ortama.

Bu nedenle, bu “büyük oyun”u bozmak ve Türkiye’nin iç savaşa sürüklenmemesi için, başta HDP’liler olmak üzere herkesin, amasız-fakatsız, “şiddete ve savaşa hayır!” diye haykırmada birleşmesi gerekir.