Mutantlaştıramayacaklarından olmak...
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Teenage Mutant Ninja Turtles/Ninja Kaplumbağalar adlı çizgi film serisinin yapıldığı 1987’ye kadar ‘mutant’ dendiğinde akla atom savaşı, nükleer sızıntı, radyoaktif ya da endüstriyel atıklar nedeniyle genetiği değişmiş yaratıklar gelirdi. Bu algılama biçimini Soğuk Savaş döneminin korku/bilimkurgu filmleri belirliyordu: Devasa boyutlara ulaşan böcek, kemirgen, ahtapot gibi canlıların sıradan ve huzurlu bir hayat süren insanlara saldırdığı Them! (1954), Tarantula/İnsan Yiyen Örümcek (1955), It Came from Beneath the Sea (1955) The Black Scorpion/Siyah Akrep (1957), Attack of the Crab Monsters (1957), The Deadly Mantis/Kan İçen Çekirge (1957), The Food of the Gods/Dev Tohumu (1976), Empire of the Ants/Dev Karıncalar İmparatorluğu (1977), Monster (1980) ya da sıradan insanların mutant canavarlara dönüştüğü The Mole People/Cehennem Mahlukları (1956), The Beast of Yucca Flats (1961), The Wasp Woman (1959), The Manster (1959), The Bat People (1974), The Beast Within (1982) gibi sayısız film hem anti-Sovyet atmosferi besliyor hem de var olan toplumsal durumu korumak yerine değişime gitmenin ne kadar tehlikeli olabileceğini vurgulayarak muhafazakâr aklı besliyordu.

Radyasyon etkisiyle büyüyüp dövüş yetenekleriyle donanan iyi mutant kaplumbağalar tam da Doğu Bloku ve Sovyetler Birliği’nin dağılma aşamasında, hem çizgi film hem de sinema filmi olarak (1990) ortaya çıktı. ‘İyi mutant kahraman’ hikayeleri önceden de vardı tabii -en başta Spiderman gelir- ama ‘mutant’ ve ‘mutasyon’ sözcükleri çoğunlukla olumsuz anlamlar taşırdı. Ninja Kaplumbağalar’dan sonraysa bu sözcüklerin yarattığı çağrışım ve anlamlar olumlu hale geldi. Bu yeni hikayelere göre değişim iyiydi, ama biz değil başkaları değiştiğinde...

2000’de gösterime giren X-Men’le birlikte mutantların politik bir metafor olarak portresi tamamen değişti; mutantlar her türden iktidarın dışlayıp baskıladığı, ötekileştirdiği ‘farklı insanlar’dı -filmin ‘ötekileştirme’ sözcüğünün en popüler olduğu dönemde yapılması tesadüf değil tabii… O günden bu yana, bazılarında tek bir kahramana yoğunlaşılan 10 ayrı X-Men’in yanı sıra mutasyon sayesinde olağanüstü özelliklere kavuşan karakterler içeren sayısız dizi ve film üretildi.

Bugün Marvel ve DC evreninin mutant karakterleriyle ya da içinde on farklı uzaylıya dair genetik kodların bulunduğu bir saat bileğine yapışıp kaldığı için bir sürü muhteşem özelliğe sahip olan Ben10 gibi kahramanlarla çok küçük yaşta tanışan çocuklarda mutasyonun nasıl da olumlu anlamlar içerdiğini bizzat oğlumda gözlemliyorum. Aslında herkesin ulaşmak istediği, bunun için bazen ömür boyu çalışıp didindiği bir ‘daha güçlü’ye, ‘daha zeki’ye, ‘daha iyi’ye ve diğer tüm ‘daha’lara basitçe bir örümcek ısırığıyla veya yanlış giden bir deneyle hemencecik erişebiliyor olmanın cazibesi yetişkinleri bile büyülerken çocukları etkilememesi imkansız tabii…

Ama işte tam bu noktada ve tam da bu nedenle acayip bir mutasyon nesnesine dönüşüyormuşuz gibi geliyor. Maalesef filmlerdeki gibi pozitif anlamlarla yüklü olmayan, her aşamasıyla Makyavelli’nin görüşlerini farklı biçimlerde yeniden üreten bir tür mutasyon: “Senin tam karşıtın olan onca insan arasında her zaman ve her şeyde iyi insan örneği olmak istersen kesinlikle yitip gidersin.” Veya: “İki tür mücadele tarzı vardır: Biri yasalara uyarak, öbürü zora başvurarak. Birincisi insanlara özgüdür, ikincisi hayvanlara. Ama hep olageldiği gibi, birincisi yetmediğinden ikincisine başvurmak gerekir.” Ya da daha iyisi: “Adalet daima güçlüden yanadır”...

Bireysel ve toplumsal şiddetin daha önce olmadığı denli arttığı, binlerce yıllık süreçte zar zor damıtılmış evrensel değerlerin din için, para için, beton için, iktidar için lime lime edildiği bir dönemde sıkıntı büyük: Hem mutasyonun nedenlerini hem de neye dönüştüğümüzü bilmek lazım ki bugünü ve geleceği ona göre planlayabilelim. Bunu aşırı hızlı ve epey hastalıklı bir mutasyonun ortasında olduğunu bile bilmeyen bir toplumda yapmak kolay değil tabii, ama imkansız da değil. Kafka’nın Dönüşüm’ündeki Gregor Samsa’yı hatırlayın: bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini kocaman bir hamamböceğine dönüşmüş bulan Samsa metamorfozun nedenini de bilmiyordu, bundan sonra ne yapacağını da... Bu durumda, Gregor Samsa olmadığını bilmek bile yeterince iyi bir başlangıçtır.