Müthiş organizasyon!
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

İlk karanlık odanın (camera obscura) 11.yüzyılda Araplar tarafından inşa edildiği biliniyor ve karanlık oda ilkelerinden Aristo’nun bile haberdar olduğu düşünülüyor olmasına rağmen fotoğraf, icat edilmek için 1830’lu yılları neden bekledi? Antik ve Ortaçağ simyası, elementlerin sayısız özellikleri bilinmesine rağmen ışığın maddedeki etkisini bir ‘kayıt’ aracı olarak tutmaya neden kalkışmadı?

Evet, bir tarafta koskoca bir ‘bilimler akışı’ vardı, ama öte tarafta açıkçası fotografın oluşması için optik ve kimya gibi iki bilim bir araya getirilemedi.

Ulus Baker’in bu konudaki yorumu ‘kayıt’ ve ‘tasnif’ üzerinden;

“Foucault’nun muhteşem çalışması Kelimeler ve Şeyler bir şeyi son derecede açık gösteriyor: analojiler, taklitler ve simülasyonlar çerçevesinde işleyen bir düşünme tarzı mutlaka hiyerarşik bir sisteme ihtiyaç duyar: Tanrının düzeni ve sonra, insanların dünyevi düzeni. Analoji (benzeşim) her şeyi tek bir hiyerarşik düzen içinde kapsamanın bir aracıydı... Sonluluk... Tasnif ise bambaşka bir düşünme tarzını gerektiriyor: her şeyden önce tasnif ile ‘kayıt’ arasındaki içkin bağı çözümlemek gerekir. Şeyleri tasnif ettikten sonra rahatça her şeyi o kategorilere kayıt edebilirsiniz -kadastro idaresinden canlı varlıkların anatomik, morfolojik ve jenealojik* tasniflerine varıncaya kadar.”

“Sistem her şeyi kaydetmek ve bu kaydı mutlak bir biçimde her nesne için sürdürmek zorundadır. Sistem değişebilir ancak kaydetme zorunluluğu baki kalır.”

Buradan şu çıkıyor: ‘kayıt’ olmasa sistem işlemez, ama ‘tasnif’ olmadan da kayıt yapılamaz.

Yani, Baker kayıt ile tasnif arasındaki bağ ile sınıflaşma sürecinin yaratılmış olmasından bahsediyor.

“Bin yıllar boyunca “kaydetme” aracı yazıydı,” diyor ve “icat edildiği anda bile en azından bir “sınıflaşma” süreci yaratmış olmalı.”

Yazı varolduğu anda bir anda “cahilleşen” halklar, kabileler, kavimler!.. “Sonuçta yazı bir üst kodlamadır; bu halkları, hayatı ve zenginlik kaynaklarını kategori haline getirir. ‘Kayıt toplumları’ bir bakıma Foucault’nun “disiplin toplumlarıyla” örtüşür ve 19. yüzyılı belirler.”

Kurumsal tasnifler, kayıt mekânları, hukuki tasnifler, idari bölgelendirmeler... Hatta Foucault’yu devreye sokuyor; “...vücutların, giderek kolektif vücudun tasnifi, ayrımlanması, analizi, kısacası iktidarın dolaysız hedefi haline getirilmesi.”

“Fotoğraf bu noktadan itibaren bir ‘teleskopaj’ aracı olarak iş görmeye başlayacaktır,” diyor. (Teleskopaj; yeraltında bulunan minerallerin oluşum zamanının belirlenememesinden dolayı öncelik sonralık sıralamasının yapılamaması)

Yazı ve fotoğraf, kapitalizmin elinde bir vasıta. İletişim ve medya gücünü elinde tuttukça, iktidarını pekiştiriyor ve insanlığı cahiliye dönemine çekiyor.

“...Kapitalizmin okuryazar bir sistem olduğunu asla düşünmemek gerekir. Gittikçe daha az okuyup, daha fazla seyrettiğimiz, görsel-işitsel medyumun yükselişi; ‘görmenin’ ve ‘işitmenin’ yükselişi değildir, onlarla ters orantılıdır daha çok.”

Yazı varolduğunda cahilleşen halklar, fotoğraf varolduğunda görsel-işitsel medyumun yükselişi! Mükemmel sistem. Bu başlangıçta organize bir iş miydi, yoksa icat olundukça organize işlerin medyumları mı oldular? Tam bir teleskopaj!

Her iki biçimiyle de okuma yapılabilir. Nereden baktığına bağlı. Ama her iki organizasyonun da okuması, sistemi okumayla eşdeğer.

Bu organizasyonun mu, yoksa bu sistemin mi elinde kalan desem, bilemedim, ama olan yine bizim vatandaş Temel’e oluyor galiba...

Temel, arkadaşıyla yolda giderken elinde oynadığı çakısıyla parmağını keser. Biraz ötede sağlık ocağına gidip pansuman yaptırmayı düşünür.

İçeri girince karşısına iki kapı çıkar. Birinde ‘Hastalıklar’, ötekinde ‘Yaralar’ yazılıdır.

‘Yaralar’ yazılı kapıdan girer.

Yine önünde iki kapı vardır. Birinde ‘Et’, ötekinde ‘Kemik’ yazılıdır.

‘Et’ kapısından girer.

Ve yine iki kapı daha çıkar karşısına. Birinde ‘Önemli’, ötekinde ‘Önemsiz’ yazıları vardır. ‘Önemsiz’ kapısından girince kendini sokakta bulur.

Arkadaşı sorar: “Nasıl iyi baktılar mı?”

“Hayır; ama organizasyon müthiş.”

•••

* Jenealojik: Foucault’un, Nietzsche’den etkilenerek kullandığı methot. Tarihi sabit bir çizgede mutlak bir sona varan olaylar silsilesi yerine, iktidar çatışmalarının ve dominant güçlerin oluşturduğu kuralların, doğruların ve söylemelerin altında yatan gerçeğin yorumlanması, dominant olan söylemlerin tarihin akışı içinde, nasıl bunları kullananların aleyhine döndüğünün incelenmesi gibi bişiler. (Ekşi Sözlük)

* Soy bilimi ya da jenealoji, ailelerin kökenlerini ve akrabalık ilişkilerini inceleyen bilim dalı. (türkçebilgi.com)