Mutluluk paradoksu
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Türkiye’de insanlar, TÜİK araştırmasında ortaya konduğu gibi gerçekten mutlu mu? Eğer basit bir ankete bile samimi cevap veremeyecek ölçüde korku ve endişe içerisindeler ise, bu çok vahim bir durum...

Türkiye İstatistik Kurumu›nun (TÜİK) 2017 yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması›na göre, mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı yüzde 58 iken, yurttaşlarımızın sadece yüzde 11’i mutsuzmuş. Gerçi 2016’nın yüzde 61,3 mutluluk oranına göre bir gerileme söz konusuysa da, kabataslak“mutlu bir toplumda” yaşadığımızdan söz edebiliriz…

Evliler, evli olmayanları mutlulukta yüzde 60,6’ya karşı yüzde 52,4 geride bırakırken; evli kadınlardan kendini mutlu hissedenlerin oranı evli erkeklerden yüzde 9,5 daha fazla.

Bir okulu bitirmeyenlerin mutluluk oranı yüzde 62,5 ile çeşitli düzeyde tahsillilere fark atmış. Sonuçlar bir anlamda, “Bizde şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum”diyen profesörü teyit ediyor. Ne güzel hem mutlular, hem de feraset sahibiler!

Yurttaşlarımızın genel olarak kamu hizmetlerinden de memnuniyet duydukları görülüyor: En düşük memnuniyet düzeyi adli hizmetler ve sağlık hizmetlerindeyken (yüzde 54,1 ve yüzde 54,6), asayiş hizmetlerinde zirve yapıyor (yüzde 74.4). Alt kırılımlar verilmediği için, “cop, biber gazı, darp” en çok hangi asayiş hizmetinden memnun kalındığı anlaşılamıyor…

Bireylerin yüzde 73,4’ü de, kendi geleceklerinden umutlu olduklarını beyan etmiş. Asr-ı Saadet, yani İslam tarihinde Muhammed’in hayatta olduğu döneme öykünmenin zirve yaptığı, uzun araştırmalar sonucu ihya edilen“Asr-ı Saadet” kokusunun Külliye’de RTE’ye takdim edildiği bir zamandayız. Demek ki, vatandaş hem bugününden, hem de “ maziden ve atiden” mutlu ve mesut… En azından TÜİK›e kalırsa…

Dünya Mutluluk Raporu

Peki, başka ülkeler bu mutluluk konusunda ne durumda? Birleşmiş Milletler 2012 yılından bu yana her yıl Dünya Mutluluk Raporu’nu yayınlıyor. 2017 Mart ayındaki son çalışmada, 155 ülke mercek altına alınıyor. Sıralama başlıca altı kategoriye dayandırılıyor: Şefkat, dürüstlük, cömertlik, özgürlük, kişi başına gelir ve ortalama sağlıklı yaşam süresi. Her birinin kendine göre açılımı var; örneğin şefkat, bir sorunla karşılaştığında seni kucaklayacak kişi veya kişilerin varlığı şeklinde tanımlanıyor.

Bu yılki rapor, mutluluğun sosyal temelleri üzerinde yoğunlaşıyor. Kişi başına gelir ve sağlıklı yaşam beklentisi, her ne kadar mutluluğu yüzde 50 oranında belirliyorsa da, onlar da ülkedeki sosyal bağlamdan bağımsız değil. Örneğin, işsizlik de mutluluğu aşağı çeken en belirgin etmenlerden biri.

Sağlık da, gelir düzeyi ve eğitimden; sağlık hizmetlerine erişim, kişinin sağlığını kollayabilmesi ve beslenme kanallarından doğrudan etkileniyor.

Bazen, kendisine karşı sorumluluk duyan aile bireylerinin varlığı kişinin yaşam tarzına ilişkin özgürlük alanını daraltabiliyor. Yani bir mutluluk bileşeni diğerini engelleyebiliyor. Burada en başarılı örnekler, Kuzey Avrupa ülkelerinde gözleniyor. Çünkü eğitim sistemi, hem sosyal desteği esirgemeyen, hem de yaşam tercihlerini kısıtlamayan bir zihniyet aşılıyor.

Dünya mutluluk sıralaması

Gelelim sadede,“hangi ülkeler daha mutlu?” dediğinizi duyar gibiyim. Aslında sonuçlar hiç de şaşırtıcı değil. Gerçi 2017’de en mutlu insanların yaşadığı ülke Norveç çıkmış ama birincilik kürsüsü birbirlerini çok yakından izleyen Danimarka, İzlanda ve İsviçre arasında yer değiştiriyormuş. İlk 10’a giren diğer ülkeler de Finlandiya, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya ve İsveç olarak sıralanıyor.

Neoliberalizmin en fazla kök saldığı yerler, ABD ve Birleşik Krallık yüksek gelir düzeylerine karşın 14. ve 19. sıralarda yer bulabiliyorlar. Kişi başına geliri 12 bin dolar civarında seyreden “orta gelirli” Costa Rica en üstlerde, 12’nci sırada dikkat çekiyor. Belki de altı çizilmesi gereken en önemli nokta, bu küçük Orta Amerika ülkesinin daimi bir ordusunun bulunmaması.

Ayrı bir yazının konusu olmayı hak eden ilginç bir nokta, Asya’nın ekonomik başarı öyküleri Tayvan, Japonya ve Güney Kore’nin şaşırtıcı bir biçimde 33, 51 ve 55’inci sıralarda üstleri zorlayamamaları…

En dipteki 10 sırayı ise, iç savaşın dehşetini yaşayan Suriye, Güney Sudan ve Yemen’in yanı sıra en yoksul Afrika ülkeleri paylaşıyor.

Türkiye’ye gelince; Libya’nın hemen altında, Paraguay’ın bir sıra üzerinde 69’uncu sırada bulunuyor. Anket teknikleri ve kriterleri farklı da olsa, TÜİK Araştırması›nın çizdiği pembe tablodan çok uzak bir manzarayla karşı karşıya bulunduğumuz ortada.

Konuyla ilgilenenlere, T24 sitesinde BM Mutluluk Raporu editörlerinden John Hellwell’le Habertürk’ten Nalan Koçak’ın söyleşini salık verebilirim. (Türkiye BM Dünya Mutluluk Raporunda 69. sıradaki Türkler birbirine güvenmiyor-Gündem T24).

Mutluluk endüstrisi

Mutluluk o denli masum bir kavram sayılmaz. Mutluluk arayışı adeta bir endüstri haline gelmiş durumda. İnsanlar mutluluk kitaplarından medet umuyor, yaşam koçlarına umut bağlıyor, terapilere para akıtıyor. Bazen de,“pozitif düşün” basıncı sonucunda, insanların etraflarındaki haksızlıklara, adaletsizliklere, eşitsizliklere gözlerini yumduğu bir iklim yaratılıyor.

Pek de okuma alışkanlığı bulunmayan bir toplum bilinmemize karşın,“en çok satan” listelerinde üst sıraları “kişisel gelişim” kitapları işgal ederken,“mutluluk” kodlu yayınlar da bu kategoride özel bir yer tutuyor:“Mutluluk Kürleri”, “Mutluluk Kulübü”, “Mutluluk Sanatı”, “ Mutluluk Projesi” v.b…

Aşağıdaki uzunca alıntı, mutluluk-neoliberalizm ilişkisini, bu itikadın tüketimi pompalamaya nasıl eğilimli olduğunu ortaya koyuyor:

Zoraki mutluluğun kökü neoliberalizm diye bilinen sosyoekonomik ideolojide yatar. Basitçe ortaya koyarsak, neoliberalizm ekonominin hükümetin sınırlamalarından özgür olması fikridir ve insanlar arz ve talep kurallarınca serbest piyasada neyi isterlerse alabilmeli ve satabilmelidir. Çok basitçe, kurallardan nefret eden ve sadece özgür olmak isteyen kapitalizmin asi kuzenini gözünüzde canlandırın.

Neoliberal ekonomide, her şey paraya indirgenebilir. İçki, kıyafet, yiyecek, hatta seks (Singapur’da legaldir). İnsanların neye para ödediğine bakmaksızın, neoliberal ekonomi bir ortak metaya dayanır; mutluluk veya her bireyin tahayyülündeki mutluluk fikri.“Eğer seni mutlu ediyorsa, onu alabilirsin”der neoliberal. Seni neyin mutlu edeceğini bilmiyor musun? Endişelenme reklamlar sana bunu söyler.

***

Neoliberalizm insanlara mutluluğun çığırtkanlığını yaparken, kendisi de idame-i hayat edebilmek için mutluluğa gereksinim duyar. Ekonominin bilinen bir olgusu, mutlu insanların daha fazla harcama yaptığıdır. Onlar restoranlara, kulüplere, tematik parklara, alışveriş merkezlerine daha sık gittikçe, o ölçüde daha fazla harcarlar.“Sıkı çalış, sıkı harca” neoliberal ekonominin daha fazla kazanmayı ve daha fazla harcamayı, böylelikle daha mutlu olmayı teşvik eden amentüsüdür. (Ivan How, The Happiness Paradox, millenialsofsg.com, 14 Aralık 2016).

Gerçekten mutlu muyuz?

Peki, Türkiye›de insanlar, TÜİK araştırmasında ortaya konduğu gibi gerçekten mutlu mu? Eğer basit bir ankete bile samimi cevap veremeyecek ölçüde korku ve endişe içerisindeler ise, bu çok vahim bir durum. Yok, bunca gerginliğe; her gün ekranlardan saçılan öfke nöbetlerine; ülkede demokrasi, insan hakları, hukuk standartlarının yerlerde sürünüşüne; çift haneye demir atmış enflasyon ve işsizlik rakamlarına karşın kendilerini hâlâ“mutlu-mesut” hissediyorlarsa, durum daha da vahim demektir.

Ernest Hemingway’in“Zeki insanın mutluluğu, bildiğim en nadir şeydir” şeklinde güzel bir sözü var. Bugünün Türkiyesi›nde fazlasıyla geçerli olmalı…