Müzik Köyü ve Ramazan Güngör dersi
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Havada ağır bir kan rengi. Muktedirler tarihin gördüğü en aşağı yavşaklık içinde. Neden oldukları savaşın sonuçlarını Batı’ya yükleme yüzsüzlüğü içindeler. Arkalarını dayadıkları Arap muktedirlere tek sözleri yok. İki hafta önce “Ağıtçılar geldi, ölü çocuklar nerede” diye yazmıştım. Savaşın tüm kayıplarının ve ölü çocuklarının adları sorumlu muktedirlerin toplumsal günah defterindedir.
Bunca kötü olayların arasında yine de iyi şeyler olabiliyor memlekette. Onca insanlık dışı sesin, silahın ve kör dumanın arasından iyi sesler de duyuluyor. Az da olsa. Şimdilik yetersiz de olsa. Ama her şeyden önce, kötü olana karşı bir güzel alternatiftir. Sanatla, kültürle, müzikle örülen bir alternatif.

25-30 Ağustos’ta Fethiye’nin Yanıklar Köyü’nde “Müzik Köyü” deneyimi yaşandı. Gencecik kızlar, erkekler. Ellerinde üç telli cura, sipsi, kaval, ağaçların altında dersteler. Bunca vahşetin yaşandığı zamanda, sanki gerçek dışı bir görüntü gibi. Ama gerçek. Emek verince, emeklere emekleri eklenince iyi şeyler oluyor.

Bu düşü gerçeğe dönüştürenler; Aytaç Gökdağ (proje Koordinatörü) Mehmet Günay Eser (Etkinlik koordinatörü) Emre Dayıoğlu (Genel Sanat Yönetmeni) Eren Şahin ve Şahin Yıldız (Atölye sorumluları). Hepsi de müzik, sanat, kültür ve insan sevdalısı sanatçılar. Etkinliğe ustalıklarını sunanlar; Mehmet Ali Kayabaş, Merih Aşkın, Ali Ulutaş, Gülay Diri, Adem Tosunoğlu, Uğur Önür, Selami Çiftçi, Deniz Yıldız, Doç. Dr. Cenk Günay, Gilad Weiss (İsrail) Yusuf Aykurt, Vedat Karakaya, Yusuf İhsan Bodur, Ali Bedel, Ata Özev, Cenk Güray, Deniz Şahin, İsmet Kavanozlar, İsmail Çakır, Metin Kahraman… Fotoğraflarıyla Levent Sarı. Aslında bu isimlerin her biri ayrı bir yazıyı hak ediyor doğrusu. Biz burada anmakla yetiniyoruz. Emekleri her türlü övgünün üstünde. Sema Ali Erol ile birlikte oluşturduğumuz “Kayadan Kopmadık” belgeseli de köyde kendine yer buldu. En olmaz gösterim koşullarında katılımcıların ilgisi unutulmazdı.

Müzik Köyü’nde Teke yöresi ve Yörük kültürü ağırlıktaydı. Ne de olsa burası Fethiye’dir ve Ramazan Güngör’ün memleketidir. Üç telli curayı ve özellikle şelpe tekniğini geçmişten alıp getiren, bugüne taşıyan büyük usta. Kendisi belki bunun farkında bile değildi. Fethiye’de şimdinin “barlar” bölgesindeki küçük evinde cura, bağlama yapar, kaset doldururdu. Eren Şahin’in “Ramazan Güngör’ün üç telli icra şekilleri ve kullandığı akort sistemleri” başlıklı sunumunu sağ olup da görseydi ne sevinirdi! Çekilen onca yoksulluğun bir karşılığı. Ramazan Güngör dersi, onun belki farkında bile olmadan yaptıklarının, bir gün gelip de nasıl derse dönüştüğünün kanıtı. Dahası, bir vefayı, kadirbilirliği ve değerbilirliği göstermesi açısından da çok önemli. Aynı değerbilirliği yıllar önce Erdal Erzincan’dan duymuştum; “Biz Ramazan Güngör’den bir ışık aldık. Onu geliştirdik ve zenginleştirdik” diye özetlemişti. Bu “biz” içinde Özay Gönlüm, Talip Özkan, Arif Sağ, Erdal Erzincan gibi isimler vardır.

Ramazan Güngör dersi bize sadece ustanın kullandığı akort sistemlerini öğretmedi. Üretilenin, yapılanın yitmediğini, birikip, yine insana döndüğünü gösterdi. Başta da dediğimiz gibi, kötülerin kötülükleri unutulmayacak. İyi ve güzel olanlar da öyle… İşte o zaman memleket Müzik Köyü’nde olduğu gibi insani seslerle dolacak.

Haftaya dize; “yaşamdan başka gözlerimiz yok.” (Tayfun Gerz, Erkenden Dünya, Yazılı Kâğıt Y.)