Nabza inanma, nabızsız da kalma!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Dükkâna girer girmez, “Şu söylenecek laf mı?” dedi bizim yemci. “Sen; ‘Bazı işadamlarının varlıklarını yurtdışına kaçırma gibi gayretlerinin olduğunu duyuyorum’ dersen, senin işadamının buradan kaçtığını ilan edersen, yabancı yatırımcıyı nasıl çekeceksin?”

Sanki köylüye yem satmıyor üniversitede ekonomi okutuyor; epey ders verdi bana Erdoğan’ın o sözleri üzerine.

Ne zaman kafam karışsa, çarıklı siyaset profesörlerine; bizim buranın marangozuna, lokantacısına, kasabına, berberine, yemcisine gider; nabız tutarım. Kurnazdırlar; ben onların nabzını tutayım derken onlar da benim nabza, şerbet verirler. O yüzden temkinliyim; başlığı kendime ilke edindim.

Bu ara siyaset epey hararetli ya, hafta sonu hepsini dolaştım; yazdıklarım onların anlattıkları, “şerbetli” olabilir!
Geçen sefer, başkanlık referandumunda, AKP yüzde 65 alacak diye benimle iddiaya giren, kaybedince de çamura yatan marangoz, yemin billah ediyor erken seçim olacak diye. “Durum hiç iyi değil” diyor. “Şükür, benim işlerim iyi ama millet kan ağlıyor. Esnaf mal veriyor para alamıyor. Bak gör, cumhurbaşkanlığı seçimini yerel seçimden önce yapacaklar. Her istediğine iddiaya girerim.”

Kaybedince çamura yatanla ne iddiaya gireceğim, “Boş versene” deyip geçiyorum.

Ancak, bizim çarıklı siyaset profesörünün söyledikleri, her ay araştırmalar yapıp sonucunu sadece müşterileri ile paylaşan tanınmış kamuoyu araştırmacısının söyledikleriyle tıpa tıp aynı. Tek fark, araştırmacı “Hadi iddiaya girelim” demiyor ama cumhurbaşkanlığı seçiminin yerel seçimden önce olacağı konusunda iddialı.

Ekonominin kırılganlığını, Sarraf davasını ve Erdoğan’ın kutuplaştırma stratejisine hız vermesini erken seçim belirtileri olarak sayıyor.

Ben memleketin şu kutuplaşmış halinde, hangi belge çıkarsa çıksın, o belgeden karşı tarafın hiç etkilenmeyeceğini düşünenlerdenim. “Sahte der geçerler” diyorum.

Tıraşın ortasında bizim milliyetçi berber soruyor; “Kılıçdaroğlu’nun belgeleri sahte mi gerçek mi?” “Hangisine inanmak istiyorsan o” diyor, sonra ben soruyorum; “Sence hangisi?” Cevap beklediğimin tam tersi: “Gerçek abi!”

Berber kış günü Ankara’nın yazında tıraş ettiğinden az kafa tıraş ederken, yemci köylüye verdiği yemlerin parasını alamadığından yakınırken, lokantacı “Kimsede para yok” diye ağlarken, Sarraf’ın Zafer Çağlayan’a Euro’yu milyarlarla vermiş olması dokunmuş onlara. Sanki…

İşleri yolunda ve kessen AKP’den başkasına oy vermeyecek mobilyacı da, Gökçek’in yaptıklarının yıkılmasına takmış durumda. Ne kadar zarar ederse etsin, ANKAPARK’a devamdan yana. “Devletin parası mı yok? 3000 kişiye iş olacak, az mı? Vazgeçsinler, vallahi de billahi de AKP’ye oy vermem.”

Onun yeminine inanırım. İnançlıdır, yalan yere yemin edince çarpılacağını bilir! Onu dinlerken; “Acaba” diyorum, “Gökçek’e oy vermeyenlerin pek hoşuna giden işler, oradan AKP’ye pek oy getirmezken, olandan götürür mü?”

Siyasetle yatıp kalkan bakkal, o CHP’li ama, sıkı AKP’li olup da artık AKP’den vazgeçenleri isimleriyle sayıyor. Ona bakarsan, AKP çoktan dip yaptı ama ben onun değil sağcı bildiklerimin nabzını ciddiye alıyorum.

Parti bağları çok güçlü en militan MHP’liler yelkenleri indirmiş vaziyette. “İyi Parti” demeyenler de iki arada bir derede kalmış.

Onlar pek karamsar. İyi Partililer barajı ikiye katladıkları havasında ya, arada kalanlara bakarsan “İkisi de barajı geçemez.”

AKP milliyetçi söylemi ile siyasetten beklentisi tamamen “duygusal” milliyetçi siyaset esnafını kendisine çekmiş görünüyor.

Ancak, oradan gelecek olanlar Kürt oylarındaki kaybı ve hem AB hem de ABD ile girdiği çatışmayla iyice ürküttüğü “Beyaz AKP’liler”in açığını kapatır mı, bilmem. Reis’e sadık ve asla AKP’den vazgeçmeyecek esnaftan tanıdıklarım da “Atatürkçülük” hamlelerinin kendilerine pek getirisi olmadığını söylüyor.

Hafta sonu tuttuğum nabız; AKP’den uzaklaşma var ancak o uzaklaşanları çeken bir adres yok diyor. Sürekli anketler yapan Saray da aynı nabzı tutuyorsa, erken seçim kesindir.