Nakba’dan Kudüs’e ABD-İsrail zorbalığı
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Beyaz Saray’a çıktıktan bu yana art arda krizlere imza atan Trump, bu kez de Kudüs provokasyonuna yol açtı. Trump, uluslararası toplumun ve de müttefiklerinin bütün tepkisine rağmen ABD büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı. Taşıma işini de sembolik bir tarihe, 70 yıl önce 14 Mayıs 1948’de kurulan İsrail’in kuruluş yıldönümüne denk getirerek çifte mesaj vermiş oldu. Mesajlardan birincisi, işgalin arkasında olduğunu, ikincisi ise uluslararası düzeni hiçe saydığını göstermekti.

Uluslararası hukukun ihlal edilerek, bölgede yeni çatışmaların filizlenmesine vesile olacak bu taşıma bir kez daha İsrail’in devlet terörüne sahne olurken, onlarca Filistinli İsrail askerlerince öldürüldü. Trump’ın “İsrail için harika bir gün” diye muştuladığı taşıma, mazlum Filistin halkı için kara gün olarak bir kez daha kayıtlara geçti.

Filistinliler 14 Mayıs 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasını kendileri için bir felaket olarak tanıyor. İsrail’in ilanının hemen ardından 15 Mayıs 1948’de Filistin halkı binlerce yıldır yaşadığı topraklardan kovuldu. Milyonlarca Filistinli, bölge ülkelerindeki çeşitli kamplarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu nedenle 15 Mayıs Nakba (Büyük Felaket) Günü olarak kabul ediliyor. Ve her yıl nisandan başlayarak 15 Mayıs’a kadar süren bir aylık Büyük Dönüş Yürüyüşü eylemleri ve kitlesel protestolar düzenleniyor.

Bitmeyen işgal, saldırı, katliam
İsrail, Ortadoğu’da Filistin topraklarına emperyalizmin himayesinde kurulduğu ilk günden bu yana sistemli olarak işgalciliğini ve zorbalığını sürdürdü. Batı Şeria ve Doğu Kudüs ise 1967 yılındaki 6 gün savaşında İsrail tarafından işgal edildi. Doğu Kudüs’ü 5 Haziran 1967’de işgal eden İsrail, 1980’de tek taraflı olarak kentin doğusunu ve batısını “birleşik başkenti” ilan etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BGMK), 1980’de kabul ettiği 478 sayılı kararla, İsrail’in ilhak ve başkent ilanını geçersiz saydı.

BMGK kararı çerçevesinde uluslararası toplum Doğu Kudüs’ün işgal altında olduğunu resmen kabul ediyor. İsrail yönetimini tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv’de. Küçük Latin Amerika ve Pasifik ülkeleri hariç hiçbir ülke, Kudüs’ü ya da doğu ve batı bölümlerini başkent olarak kabul etmiyor.

Trump, aralık ayında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklayarak Tel Aviv’deki elçiliğin de Kudüs’e taşınacağını ilan ederken, Amerikan Kongresi’nin 1995 yılında karar altına aldığı ancak dondurduğu kararı aktif hale getirmişti. On yıllardır hiçbir ABD Başkanı bu kararı hayata geçirmemiş, sadece kararın süresini altı ayda bir uzatmakla yetinmişti. Bir devlet politikası olan Kudüs kararı sadece Filistinlileri değil, uluslararası toplumun da tepkisini çekmişti.

Kolektif emperyalist konsensus bozulurken
Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve ABD büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı “kolektif emperyalist cephe”de de krize yol açtı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki oylama sonrasında İngiltere, Fransa, Almanya, İsveç ve İtalya, Trump’ın aldığı kararın BMGK’nin önceden aldığı kararlarla uyuşmadığı ve bölgede sağlanmaya çalışılan barışa yardım etmediği ifade etti. Ortak açıklamada, “Uluslararası olarak kabul edilmiş etkenler üzerine kurulan ve iki devletli çözümle sonuçlanacak barış sürecinin başlaması için bütün güvenilir çabaları desteklemeye hazırız” denildi.

Cephenin bileşeni Avrupa Birliği de Kudüs kararına sert tepki gösterdi. Avrupa Birliği, İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyan ABD’nin hamlesini tıpkı İran nükleer anlaşmasında olduğu gibi sert bir şekilde eleştirdi. AB’nin ortak açıklama girişimine sadece Romanya, Macaristan ve Çekya karşı çıktı. Çok sayıda AB ülkesinin büyükelçisi törene katılmadı.

Siyasal İslamcıların ikiyüzlülüğü
İsrail ile iş tutan ABD’nin taşeronluğunu yapan siyasal İslamcıların maskesi bir kez daha düştü Kudüs vesilesiyle. Yıllardır Gazze’ye ve Filistin topraklarına adım atamayan ancak her fırsatta Filistin sorununu istismar etmekten geri durmayan siyasal İslamcılar, Kudüs kararını da uzun bir süre istismar etmeye devam edeceklerdir. Ancak nafile. Üç kuruş paraya Mavi Marmara Davası’nı satabilen bir iktidarın ABD emperyalizmine ve İsrail haydutluğuna karşı tutarlı bir tavır takınmasına beklemek abesle iştigal olur.

Onurlu ve mazlum Filistin halkının direnişi devam edecek. Emperyalist haydutluğa ve katliamlara rağmen Filistinliler elbet bir gün topraklarına ve de ülkelerine kavuşacak. Haziran bildirisinde de belirtildiği üzere “Emperyalizm kovulacak, onurlu Filistin halkı kazanacak!”