NATO mermer NATO kafa
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Ama NATO’dan çıkamazlar ki! Çıkmazlar değil, çıkamazlar.

Esad ile kavganın, Putin ile kavganın geldiği yeri biliyoruz. Ama bu elbette başka bir ‘şey’. FETÖ’cü generaller NATO ile bağlantılıydı. Ama aynı zamanda cunta dışındaki generaller de hâlâ NATO generali. Ne olacak şimdi?

Dün Cumhuriyet’te Ahmet Tan yazısına ‘İşte mermer işte kafa!’ başlığını koymuş ve şöyle devam etmişti: “Yunanlılar aynen böyle diyor. ‘Na to marmari, na to kefali!’ ‘Na’nın anlamı ‘işte’. ‘To’ ise ‘bu’ demek. Yani Nato ile ilgisi yok. Biz ise asker-millet, sadık-müttefik olduğumuz ya da NATO sevdamızın özeleştirisi için mi nedir, ‘nato mermer, nato kafa’ diyoruz.”

Aslında bu söz 70’li yıllarda NATO/ABD işbirlikçiliği için kullanılırdı ve cuk otururdu. Şimdi işbirlikçilikten canları yananlar için de cuk oturuyor.

NATO demek emperyalizmin ordusu demektir. NATO demek kontrgerilla demektir. 12 Eylül faşizmi demektir. NATO İtalya’da Gladio dediği kontrgerillaya Türkiye’de Ergenekon adını verdi ve yine NATO onayıyla kendisine sadık olmadıkları varsayılan generaller ve subaylar ironik şekilde Ergenekon süreci adıyla tasfiye edildi. Benzer bir süreç bu kez AKP hedef alınarak devam ettiriliyor gibi aslında…

Unutmayalım, Türkiye’nin NATO’ya girdiği 1952’den itibaren askeri vesayet hep NATO ve ABD vesayetiydi, Kemalist vesayet değil yani… Emperyalizmin militarist gücü olmak, Kemalizm’i de etkisizleştiriyordu. Kemalistler en son 9 Mart’ta yenilmişler, 12 Mart faşizminin NATO’cu ve Atatürkçü generalleri tarafından hapse atılmışlar ve bitirilmişlerdi. Ergenekon sürecinde ise Atatürkçü subaylar hedefe alındı. Kazanan hep NATO oldu.

Bir vakitler NATO alkışçısı Star gazetesi dün ‘NATO gerekçe arıyor’ manşetiyle çıktı. NATO “düşman sensin” mesajıyla Ankara’ya “yörüngeden çıkma” tehdidinde bulunuyormuş. Bunu da ilgili hükümleri Meclis’ten gizlenen ve ABD’ye işgal hakkı veren 1959 Anlaşması’na dayandırıyormuş. Kaynağı da “emekli subay ve siyasetçi” dediği aslında 27 Mayıs cuntacısı ve antiemperyalist Haydar Tunçkanat’ın 1970’de yayımlanan ‘İkili Anlaşmaların İç Yüzü’ adlı kitabı! Devrimciler işte bu bilgiden hareketle emperyalizme karşı çıktıkları için idam edilmişler, kurşunlanmışlardı. Yeni Şafak ise buradan hareketle “Türkiye, hukuka uygun işgal edilebilir” diye feryat ediyor.

Ve Bekir Bozdağ da kalkmış “Türkiye NATO’nun kurucu ülkelerinden bir tanesi” diyor. Alçak diyor, rezalet diyor. Ayrıca NATO elimizi kolumuzu bağladı diyorlar ya, inanmayın. Türkiye NATO’ya yalvara yakara girdi. İki kere NATO üyeliği başvurusu reddedildi, sonra elini kolunu ve dahi boynunu uzatarak “bağlayın işte” diye Kore savaşında ABD cephesinde savaştı ve öyle üye olabildi. Yani Türkiye’nin NATO geçmişini bile bilmeyen Bozdağ gibiler mi ona meydan okuyacak!

NATO demek bilhassa ABD demektir. ABD demek şimdi aynı zamanda Rıza Sarraf davası da demektir. Onlar demeye getiriyor ki NATO’ya biz aldık biz çıkarırız. Ve AKP’ye diyorlar ki biz getirdik biz götürürüz! Çünkü 10 yıl kadar önce Merdan Yanardağ, CIA’dan Graham Fuller’in 2000 yılında Türkiye hakkında yaptığı şöyle bir yorumdan söz etmişti: “Türkiye, yakın bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe... Fazilet Partisi’nden kopan bir grup ılımlı İslamcı, geniş tabanlı bir siyasi oluşuma gidecek. Yeni oluşum kartopu gibi büyüyüp gelişecek. Türkiye’de yakın gelecekte ılımlı İslamcılar iktidara gelecek.” CIA’cı böyle demiş ve AKP de iktidara gelmişti. Nasıl ki tabelaya yazıp sildikleri şeyhülislamları Mustafa Sabri İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesiyse, AKP de, ABD Muhipleri Cemiyeti olarak kurulmuştu.

Şimdi gitsin deyince şaşırıyorlar.

NATO krizi içeride kısa dönemde AKP’ye bir iki puan kazandırmış olabilir. Ama krizin asıl faturasını elbette hepimiz ödeyeceğiz.

Bilhassa iktidar için ak günler de kararacak gibi görünüyor. Çünkü bir de Sarraf krizi var. Amerikan dizilerinde izlediğimiz şekilde Rıza Sarraf savcıyla anlaşmış, itirafçı olmuş. 27 Kasım günü ‘BM Güvenlik Konseyi kararları’ hilafına İran’a uygulanan ambargoyu delerken, ona kimlerin talimat verdiğini soracaklar, o da parmağını uzatıp gösterecek. Jüri de kararını verecek, tıpkı dizi filmlerdeki gibi. Ama dizi film değil şimdi AKP’nin filmi çekiliyor. Kafaları NATO mermeriyle yarılmazsa bile, Sarraf dostlarının gülüyle yare’lenecek.

27 Mayıs bile, sonradan Başbuğ adını alacak milliyetçi Türkeş tarafından radyoda “NATO’ya bağlıyız” anonsuyla duyurulmuştu. Herkes bilir ki, bütün düzen partilerinin programında NATO’ya bağlılık var. Bizim ÖDP programında sadece NATO’dan çıkılması değil NATO’nun dağıtılması da yazar.

Türkiye elbette bir gün NATO’dan çıkacak. NATO’dan çıkılacaksa onu biz yaparız ve hakikaten yaparız.