Nâzım’ın şiiri çok bereketlidir
15.07.2018 11:48 BİRGÜN PAZAR

Burak Abatay @abatayburak

Gazeteci-Yazar Enver Aysever, ‘Tepeden Tırnağa İsyan Nâzım Hikmet’ ismini verdiği Nâzım Hikmet biyografisi ile okurlarıyla buluştu. Nâzım Hikmet’in hayatını, şiirini, aşkını, kavgasını ve ideolojisini çok yönlü yönlerle ele alan Aysever ile Nâzım’ı ve kitabı konuştuk.

Bir biyografi kitabı yazma fikri ortaya nasıl çıktı?
Aslında ilk yola çıkışımda Nâzım’ın biyografisini yazmak gibi bir niyetim de yoktu. 2-3 sene önce elimde Nâzım Hikmet’in yaş günü dolayısıyla yapılacak olan bir kutlama ile ilgili bir metin vardı. Onu yazmıştım. Ona ‘müzikal masal’ demiştim. Nâzım Hikmet’in ruhunu orada farklı bir anlatımla oluşturmuştum. Ve o oluşturduğum anlatım, o dil on kere falan da sahnelendi. Çok da başarılı oldu ve çok büyük kitlelere ulaştı. Daha sonra o parçaların bendeki varlığından hareketle Nâzım’ın hayatında etkili olmuş ve dolayısıyla kendi hayatlarında da Nâzım’a yer açmış kadınları da konuşturduğum, ilk defa oluyordur belki de böyle bir şey, bir yapı vardı. Cem Erciyes ile konuştuğumda, ‘Şahane bir fikir’ dedi. Ben de Yüz Bir Parçada Nâzım Hikmet gibi böyle minimalist bir şey yapmaya niyetlendim. Fakat işin içine girince, bundan tamamen vazgeçtim. Elimdeki belgeler ve meselenin boyutu başka bir hale gelince bir yaşam öyküsü yazmanın doğru olacağı ortaya çıktı. Ve ben ilk defa hayatımda bir biyografi yazma fikriyle karşı karşıya kaldım. Yazarken tabi biyografi yazmaya dair çeşitli ilkelerden faydalandım.

Onu soracağım, nasıl hazırlandınız yazarken?
Türkiye’de Nâzım Hikmet hakkında çok kalem oynatılmış olmasına karşın ağırlıklı olarak Nâzım Hikmet üzerine yazmış kimselerin tanışıklıkları olduğunun veya hatırat gibi olduğu tanıklara da dayanan bir tarafı olduğunu görüyoruz. Oysaki biz biyografi yazarken hiç tanımadığımız insanları da terazide nesnel ölçüye koyarak temellendirmemiz gereklidir. Binlerce sayfalık kaynak içerisinde belli bir izlek üzerinden bir kütüphane oluşturduk biz. Zaten elimde birçok kaynakça vardı. Bir kısmı Nâzım’ındı ve ben zaten okumuştum. Gitmek istediğim yöne dair olanları da bir araya getirdim. Ve bir Nâzım bakışı getirmeye karar verdim. Ve şu ilkeleri edindim: Nâzım’ın yapıtlarıyla paralel, hangi yapıtını hangi dönemde yazmış bir edebiyat incelemesi yapmaktan uzak durmaya çalıştım. Daha çok Nâzım’ın yaşamını büyüteç altına almaya çalışan, bir bakışı temsil etmeye çalışan, Nâzım’a bir yerden bakmaya çalışan, yani Nâzım’ın bir komünist olarak varlığını kabul eden, sanatsal direncini, siyasal direncini bir komünist olarak sürdürdüğü tezini bilen, bunu gölgelemeye ve sulandırmaya çalışmayan bir yerden bakmaya karar verdim. Öte yandan Nâzım Hikmet’in edebiyat adamlığının ve şairliğini ifade eden, ki şairliği büyük oranda dolduruyor ama edebiyat adamlığı da var, çok ciddi kuramsal yazıları da var. Bu kuramsal yazılarını illa Nâzım’ın metinlerinden falan bakmaya gerek yok. Sadece Kemal Tahir ile yaptığı yazışmalarda bile bir edebiyat metnini nasıl anladığı ortaya çıkıyor. Bir Gorki tahlili yaptığı zaman, Gorki’yi bir komünist olarak nasıl algıladığını görebiliyoruz. Öte taraftan Nâzım’ın hiç kuşku yok ki hayatına giren ve muhatap olduğu ve hayatında müspet ve menfi yaralar bıraktığı ya da büyük mutluluklar yaşattığı kadınlar var. Orada da ilke olarak ‘Nâzım’ın kadınları’ lafına karşı durarak baktım. Hiçbir kadın Nâzım’ın kadını olmaya indirgenecek pozisyonda değil. Her birey güçlü ve değerli birer bireydir. Ve her birinin de farklı nedenlerden dolayı Nâzım Hikmet’in hayatında karşılaştığı dönemde siyasal olarak da bir karşılığı var. Bunları açığa çıkarmaya çalıştım. Ve “bence” demekten korkmadım. Nâzım’ın uzun mahpusluk yıllarında nasıl bir tutum takındığı, ne olup bittiği ona bence dedim.

nazim-in-siiri-cok-bereketlidir-487182-1.

Yahya Kemal kafasını kuma gömdü
Yahya Kemal’den bahsediyorsunuz kitapta. Nâzım’a zor zamanda arka çıkmamasından dem vuruyorsunuz…
Ben Yahya Kemal’i şair olarak zaten çok sevmem. İyi ya da kötü şairdir bağlamında söylemiyorum. Ben onun şiirine yakın değilim. Birçok sebepten olabilir. Yani bir şiir eleştiricisi gibi söylemiyorum bunu. Ama etik ölçüde baktığım zaman Yahya Kemal’in devletin çizgisi ile paralel gittiği, Nâzım Hikmet’in mücadelesinde yanında durmasını gerektiğini düşünmüyoruz ama Nâzım Hikmet’in haksızlığa uğradığı açıkken kafasını kuma gömdüğü meselesinde affedemiyoruz. Keza Nâzım Hikmet, Kemal Tahir’e çok düşkün çünkü bir dostlukları var ama ben Kemal Tahir’in de bizim anladığımız anlamda bir komünist zeminden geldiğini, bir entelektüel zeminden geldiğini düşünmüyorum. Ona öyle bir mesafe koymaya çalışıyorum.

Yahya Kemal’in Nâzım’a sahip çıkmaması bugün de paralellik gösterebiliyor mu? Mesela bugün de benzerleri ile karşı karşıya kalan birçok sanatçıyı, siyaset insanını da görebiliyoruz. Ve onların karşısında elini kolunu bağlayan dünyaca ünlü insanlar da var. Onlara ses çıkarma meselesi ile paralel mi? Orhan Pamuk mesela.
Elbette paralel. Orhan Pamuk bu anlamda ilginç bir örnek. Bu konuşmanın konusu değil ama sadece şu önemli ‘Suriye devlet başkanı istifa et ve sürgüne razı ol, yoksa ya idam edilirsin ya da ailenle birlikte hücrede çürürsün!’ sözünü Nâzım Hikmet asla söylemez. Çünkü ideolojik bir zemini vardır. Nâzım Hikmet’in hayatına baktığımız zaman ideolojik zemini olan bir sanatçıyla, ideolojik zemini olmayan tabiri caizse sanatı ince ruhluların işi ya da eğlenceliyken hayata lezzet katma gibi düşünenler arasındaki temel farkı görüyoruz. Yahya Kemal güzel dizeler yazan, musiki seven, aşk hayatını seven, yaşamayı seven ve ruhsal ve bedensel zevkleri seven ama örneğin bir anti-emperyalist kişiliğe sahip olmayan biri. Öyle bir veri yok elimizde. Örneğin Cumhuriyet Devrimi’nin ne olduğunu kavramakta güçlük çeken o sırada Sovyetler Birliği gerçekliğini göremeyen, dünya meselelerini bir sanatçı olarak sezemediğinden ötürü Nâzım Hikmet’i de sezemiyor.

nazim-in-siiri-cok-bereketlidir-487183-1.

Nâzım’ın siyasi çok sert eleştirileri var
Nâzım uzun yıllarını hapiste geçirdi ve ülkeden gitmek zorunda kaldı. Denizin diğer tarafına gitti ve Sovyetler’de yaşadı. Ola ki Nâzım İstanbul’da yaşamaya devam etseydi Nâzım’ın şiiri nasıl etkilenirdi sizce?
E birkaç şey somut. Bunlardan bir tanesi memleket hasreti. Eğer kendi memleketinde olsaydı hasret değil daha güçlü bir sevda olabilirdi bir. Oğlu Mehmet’le yaşadığı zorlu bir süreç var. Oğluna yönelik yazdıkları da var. Belki evladını kendi elleriyle büyütme olanağı olsaydı onu gözlemlerken şiire bir başka türde aynı zamanda evrilirdi ama üçüncüsü çok net. Nâzım’ın Demokrat Parti ve Menderes’e yönelik çok sert eleştirileri var. Muhtemelen de politik olarak şiirin gövdesini oluşturan o komünist Nâzım devam ederdi. Akıl yürütme olarak baktığımızda bunlar nasıl olurdu? Ya Nâzım’ı öldürmüş olurlardı ki Sabahattin Ali örneği duruyor. Ya da Nâzım yine uzun mahpusluklara giderdi belki orada hasret şiirleri yazardı. Nâzım’ın büyük sağlık sorunları olduğu için o hapishaneye ne kadar dayanırdı o da ayrı bir tartışma konusu ama mutlaka ki Nâzım dünyada ki pek çok şairde göremeyeceğimiz şekilde yaşamıyla şiiri iç içe paralel geçmiş bir şair.

Çağdaşlarıyla olan ilişki de var kitapta. A.Kadir ile, Tahir ile olan ilişkisi. Hatta Necip Fazıl’la olan ilişkisi. Hepsini görüyoruz. Nâzım bir yol gösterici miydi?
Nâzım’ın kendi mektubunda Kemal Tahir’e yazarken söylediği şu var: “Sen benim birinci ve en iyi öğrencimdin. Şimdi Orhan Kemal de bunu tamamlıyor” diyor. Orhan Kemal’i özellikle düz yazı ve romanda nasıl yüreklendirdiği ortada. Kemal Tahir’in yazdığı romanlar üzerine sert bir eleştirmeci gibi davranıp uzun uzadıya yazdığı, hatta Piraye’nin de bilgilerini alarak yazdığı ortada. Ressam İbrahim Balaban’ın gencecik bir çocukken ressam olmasında, onun şair babası olmasındaki tavrı çok açık bir şekilde ortada. A.Kadir’e baktığımız zaman da kendisinden yaşça çok küçük üstelik de Nâzım’ın mahpusa düşme konusunda büyük zaaf göstermiş gençlere bir abi gibi davrandığı da ortada. İçlerindeki yazarı ortaya çıkarttığı ve onlara dersler verdiği de ortada. Nâzım doğası gereği bulunduğu her insana ışık saçıyor. Aynı zamanda ışık saçarken birebir diyaloglarda da doğrudan ders verdiği anlar da var. Bir taraftan bir öğretmendir Nâzım. Eski tabirle söylersek bir münevver. Yeni tabirle söylersek bir aydın. Nâzım hem o münevver olma dönemini yaşamış hem aydın olma dönemini yaşamış bir büyük devrimci. Hakikaten o açıdan da herkese kattıkları çok büyük. Özellikle hapishanede en zor günlerinde bile Nâzım Hikmet’in dik durması az buz bir şey değil.

Siz güncel Türkçe şiiri takip ediyor musunuz?
Tabii ki.

Toplumcu şiir kaybolmadı
Bugün günümüz şiiri ve Nâzım şiirleri arasında bir paralellik görüyor musunuz?
Şiir sanatıyla ilgili şöyle bir değerlendirme yapmak gerekir. Toplumcu şiirin evirildiğini söyleyebiliriz. Toplumcu şiirin yok olması buharlaşması söz konusu değil. Nâzım’ın saldığı kök zaten birinci yeni dediğimiz Melih Cevdetler ile başka bir aşamaya geçmiş. Dolayısıyla oradan bu tarafa gelen şiirin dönüşümüyle ilgili olarak yeni uç verdiği bir nokta var. 12 Eylül’ün hemen sonrasında ortaya çıkan 12 Eylül’ün o karamsar ağızından bir grup içe kapanık, tam olarak nereye gittiği belli olmayan şiir de ortadan kalktı. Ve o dönemin iyileri bugüne geldi ve bize hâlâ çok büyük lezzet katıyorlar. Murathan Mungan’ın, Haydar Ergülen’in, Orhan Alkaya’nın, Seyhan Erözçelik’in gibi şairlerin şiirleri çiçeklendi ve bir yere oturdu. Benden büyüktür onlar. Benim kuşağım ve benden sonra gelenlerin şiirleri uç veriyor. İlginç bir şey söyleyeceğim. Her şair isterse kendisini Nâzım ile ilişkilendirebilir. Şiiri o kadar bereketlidir. Dolasıyla ben Nâzım’dan el aldım, Nâzım’a selam verdim, Nâzım’ın şiirine saygı duydum diyen birisine kolay kolay, ‘Hayır kardeşim senin ne alakan var?’ denemez bence. Çünkü Nâzım o kadar büyük bir kök. Ama ben Türkiye’de yazılan şiirin Nâzım ile hesaplaşmayı da yaparak geliştiğini düşünüyorum. Nâzım’ı aşmaya çalışarak bir mücadele verdiğini görüyorum. Bugünün içe kapanık ama canlı bir şiir ortamı olduğunu düşünüyorum. Ama içe kapanık olması üzücü tabi.

nazim-in-siiri-cok-bereketlidir-487184-1.

‘Tepeden Tırnağa İsyan Nâzım Hikmet’ diyorsunuz. Nedir Nâzım için isyan?
Nâzım’ın hayatı tepeden tırnağa isyan olmuş. ‘Nâzım eşittir boyun eğmemek’ diyebiliriz. Acılarını en yoğun hissettiği dönemde bedensel ve ruhsal olarak da bir aydın sorumluluğunu taşımış ve boyun eğmemiş biridir. Nâzım bir isyankar, bunu farklı devrelerde söyleyebiliriz. Moskova sürecinde de isyankar olduğunun altını çizebiliriz.

Hasret?
Nâzım’ın şiirinde ve yüreğinde hiç dinmiyor. Önce ilk gençliğinde İstanbul’dan kopuyor, bildiği toprağa hasret. Sonra ilerleyen yaşlarında yurduna hasret. Sonra yüreği sevdaya düştüğü zaman Piraye’ye hasret. Oğluna hasret, Münevver’e hasret. En sonunda da Vera’yla tam yaşayacakken, alacaklı kalıyor Nâzım ve yaşamaya hasret. Nâzım tepeden tırnağa hasret.

Nâzım memleketiniçok severdi
Memleket?
Nâzım’ın kendisi memleket. Bir ceviz ağacı diyoruz ya kök salmış, gittiği her yere Türkiye’yi ve Türkçeyi götürmüş bir büyük isim. Kendi gölgesi memlekettir Nâzım’ın. Şimdi her nereye gidersek gidelim “Türkiye’nin Nâzım Hikmet’i var” diye övünüyoruz. “Nâzım Hikmet memleket, memleket Nâzım Hikmet” dedi ya yıllar sonra İlhan çok güzel bir şey, hakikaten Nâzım ve memleket iç içe. Nâzım’ın bir sözü ile cevap verelim buna istersen. Nâzım diyor ki, bir köylü toprağa tohumu nasıl severse, bir yontucu tahtayı nasıl severse ben memleketimi öyle severim, diyor.

Ve son olarak, umut?
Nâzım’da şaşırtıcı bir özellik var. Bu belki de bugünkü Türkiye’ye dair çok önemli. Nâzım’ın umutsuz olması için çok sebep var, umutlu olması için de hiç sebep yok. Fakat Nâzım’ın yaşam sevinci ve umudu şiirlerinde hep var. Nâzım ölüme yattığı zaman bile gerici basın ona saldırırken ben yaşamak için ölüme yatıyorum, sesimi duyurmak için ölüme yatıyorum diyerek, yaşamayı ne kadar sevdiğini umudunu göstermiştir. Nâzım’ın şiiri tepeden tırnağa umuttur. Nâzım Hikmet varsa biz de umudu yitiremeyiz.