Ne günü demiştiniz?
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Pazar günü malum bir gündü, kutlayan kutladı, hediyeler alındı verildi, hoşça vakit geçirildi. Ben her zamanki gibi, küçükken okuduğum”Akıllı Keyt” kitabındaki, elâlemi zengin etmek üzerine kurulmamış “Valentine’s Day” kutlamalarını hatırlayıp dertlendim.

Ancak bu yıl, aynı tarihteki bir başka günün de kutlandığını sevinçle gördüm. Pazar günü, her ne kadar ben ‘hikâye’ demeyi tercih etsem de, resmi adıyla Dünya Öykü Günü’ydü ve pek çok yerde kutlandı. Bizim Cumartesi günü Bursa Sanat-Mahal’deki panelimiz de bir öykü kutlaması sayılır. Doğan Kitap’tan çıkan “Güçobur Öyküleri”nin editörleri Aslı Tohumcu ile Kutlukhan Kutlu ve üç hikâye yazarı olarak da bizler; Sabri Gürses, Doğu Yücel ve ben kitap hakkında konuştuk. O sıralarda Ahmet Büke gene Bursa’da, öykü günü buluşmaları onur konuğu olarak kitabını imzalıyordu.

Konak Belediyesi adına Ahmet Büke’nin düzenlediği 14. İzmir Öykü Günleri ise üç gün sürdü ve etkinliğe 40’a yakın edebiyatçı katıldı. 14. İzmir Öykü Günleri’nin teması gençlik ve barış; onur konuğu ise Necati Tosuner’di. Ayrıca İzmir’de Yakın Kitabevi’nde öykü okumaları ve Urla’da öykü buluşmaları yapıldı.

Dünya Öykü Günü İzmir dışında Eskişehir, Edirne, Kayseri, Çanakkale, Samsun, Erzurum, Bursa ve Diyarbakır’da da kutlandı. Bu yıl slogan olarak Sait Faik’in “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey,” sözü seçilmişti. Dünya Öykü Günü Bildirisi’ni ise Ayşe Kulin kaleme almıştı. Bildiri, Ankara’da okundu. Eskişehir Tepebaşı Belediyesi bu günü bir söyleşi ve öykü okumasıyla kutladı.

Kayseri’de “Öykü Günü Melikşah’ta Kutlanıyor” etkinliğine İnci Aral da katıldı ve son kitabını imzaladı. Erzurum’daki program, Erzurum Medya Sanat Evi Oda Tiyatrosu sahnesinde gerçekleşti ve Gogol Öyküleri de okundu. Diyarbakır da Kürt Yazarlar Derneği’nin düzenlediği etkinlikte 14 Şubat Dünya Öykü Günü, 21 Şubat Dünya Anadil Günü ile birlikte çok dilli öykü buluşmalarına ev sahipliği yaptı.



Lafın kısası, sevdiğin insanları hatırladığın bir gün yıllarla birlikte bir alışveriş tuzağına dönüşmüş olsa da, öykü bizim adımıza saflarımızı koruyor. Zaten son yıllardaki yükselişine paralel olarak, hiç değilse bazı şehirlerde sesini duyurmuş olması da insanın içini ısıtıyor. Büke’nin kendisi, hikâyenin sesinin artık daha çok çıkıyor olmasına katkıda bulunanlardan biri, belki de birincisidir. Bir başka iyi hikâyeci, Neslihan Önderoğlu, Filler ve Balıklar ile dikkati büsbütün üstüne çekti.

Elbette Behçet Çelik, Yekta Kopan, Cemil Kavukçu, Ayfer Tunç zengin bir listenin sadece ilk akla gelen isimleri...

Türk edebiyatının eskiden de şimdi de hikâyeci sıkıntısı çektiği söylenemez zaten. Çok de geriye gitmeden Sait Faik, Füruzan gibi hikâyeciler, gençlere esin kaynağı oldu hep. Öte yandan, hikâyenin nedense genelde romana hazırlık gibi görülmesi üzücü. İnsana, kısa film yönetmenlerinden hep uzun metraj çekmelerinin beklenmesini hatırlatıyor. Oysa kısa hikâye yazmak da, kısa film yapmak da hiç kolay iş değildir.

Gerçi aynı dert dünya edebiyatında da var. Sanki evveleski iyi hikâyeciler yokmuş gibi, Alice Munro’nun Nobel alışının hayretle karşılanması da bunun bir örneği. Hem de Munro, çok iyi bir yazar olduğu halde. Doğrusunu söylemek gerekirse, sadık hayranları o ödülü alınca şaşırmak yerine biraz üzülmüşlerdi. Neredeyse belli sayıda kişiye mahsus sırları artık cümle âleme malum oldu diye. Olsun, hikâyenin önünü açmak adına Munro’yu paylaşmaya bile razıyız.