Ne idüğü belirsiz dolarlar…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Geçen gün bir arkadaşım karşıma geçip; “Ne biçim gazetecisiniz, şunları araştırıp yazsanıza” diyerek milyarlı dolarlar sıralamaya başladı. Ne o ekonomist, ne ben. Hele ben, tam bir ekonomi cahili… Anlattıklarını, ayıp olmasın diye anlamış gibi dinledim ama ne yalan söyleyeyim pek de anlamadım.

“Araştır, yaz” dedi demesine de, o gitti anlattıkları da aklımdan uçtu gitti.

Dün gazeteleri okurken ne göreyim; yıllardır ekonomiyi Ayşe Hanım Teyze’ye, Ali Rıza Bey Amca’ya ve de benim gibi ekonomi cahillerine anlatan Prof. Güngör Uras da aynı şeyleri yazmış.

“Nereden geldiği belli olmayan dolar miktarı (Merkez Bankası buna ‘Net Hata ve Noksan’ diyor) her yıl 10 milyar doları aşmaya başladı. … Kim gönderiyor bu dolarları? Neden sahibi bilinmiyor?”

2015 yılında, sermaye hareketiyle “normal yollardan” ülkeye gelen döviz 10.1 milyar dolarken, nereden geldiği belli olmayan döviz 10.2 milyar dolarmış. 2016’da normal yollardan 22.3 milyar dolar gelmiş. Nereden geldiği belli olmayan döviz ise 11.0 milyar dolar. 2002’den 2016 sonuna kadar nereden geldiği belli olmayan döviz girişi 40.9 milyar dolarmış!

Prof. Uras, hata olur da bu kadarı olmaz diyor ve “nereden geldiği belli olmayan” bu paraya dair şehir efsanesi “açıklamalar”ın hiçbirinin inandırıcı olmadığını vurguluyor.

Şu kesin; neredeyse normal yollardan giren döviz boyutuna ulaşan o ne idüğü belirsiz dolarlar olmasa cari açık finanse edilemeyecek, döviz kıtlığı çekilecek, 1 dolar alabilmek için kim bilir kaç TL verilecek ve ekonominin çarkı dönemez olacak!

O para normal yoldan gelse; yatırım olacak, üretime dönüşecek, istihdam yaratacak, işsizlik azalacak falan… Galiba öyle olacak. Lâkin tam tersi oluyor. Kasım ayı işsizlik rakamlarını yeni açıkladı TÜİK. İşsizlikte rekor kırıyoruz; genç işsizliği, kadın işsizliği tam felaket!

Koca Prof. Uras bile bu paranın nereden geldiği sorusuna cevap “veremeyip”, “Üzümünü ye de… Bağını sorma…” ve “Gelen dolarları afiyetle yiyoruz. Kime teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz” diye kinayeli bir ifadeyle bitiriyor yazısını ama benim ekonomist olmayan arkadaşım öyle değil.

O, “Para ne için verilir?” diye sorarak sıkıştırdı beni, cevabı da “Bir şey satın almak için, değil mi?” diye kendi verdi.

“Bu kadar parayı verenler, ne alıyor bizden? Bir aralar Soros diye biri ‘Türkiye’nin en değerli ihraç ürünü ordusu’ demişti, hatırlıyor musun?” Arkadaşım bu kadarını söyleyip çıkmıştı odadan.

Prof. Uras’tan aynı şeyleri okuyunca, arkadaşımın kulak arkası ettiğim soruları tekrar karşıma dikildi.

Biz El Bab’dan derine inmeyecektik… Öyle söylemişti Cumhurbaşkanı ve manşet yapmıştı gazeteler. Sonra Trump’la telefonda konuştu, ardından CIA Direktörü geldi, dün de ABD Savunma Bakanı… Bu trafik içinde, derine inmemekten vazgeçip dibine kadar gitmeye heveskâr olduk!

TSK dün, iki gün önce Genelkurmay Başkanı’nın “Gözümüz aydın, bitti” dediği El Bab’ın “Mahallelerine ulaşılmış olup, büyük bir bölümünde kontrol sağlanmış; … şehrin tamamen kontrolüne yönelik planlı harekâtın icrasına devam edilmektedir” açıklaması yaptı!

Yeni hedef; Menbiç, Rakka! ABD Rakka’da Suriyeli Kürtleri, PKK uzantısı ve terörist ilan ettiğimiz YPG/PYD’yi değil de, Mehmetçiği ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) tercih ederse, orada da biz savaşacağız.

Bedeli ne olacak, ne kadar can vereceğiz, bir kez oralarda can vermeye başlayınca bir türlü çıkamayıp daha ne kadar kalacağız? Kolay kolay çıkamayacaksak, ileride bölgede askeri müdahale gerektiren durumlarda da biz mi koşturacağız?

Bunların bir cevabı yok şimdiden. Ancak, ekonomist olmayan ve “Adamlar bu kadar parayı veriyorlarsa, memleketi alıyorlardır” diyen arkadaşımın söylediklerine bakarsam, karşılığında ne verildiğini bilemediğimiz bir alışverişte, şu ne idüğü belirsiz dolarlarla ödeme peşin yapılıyor sanki.

Ufffff… Kaptırdım bir komplo teorisine gidiyorum. Komplo teorileriniz yoksa Ortadoğu’da hiçbir şeyi açıklayamazsınız, derler. Türkiye’nin o Ortadoğu ülkelerinden biri olmasını istemiyorum. HAYIR!