Ne iktisat ne de siyaset! Çünkü hukuk yok..
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Çağdaş hukuk devletlerinde yargıç, üç önemli işleve sahip: Demokrasi faktörü, demokrasi antrenörü ve demokrasi aktörü.
Demokrasi aktörü olarak yargıç, siyaseti temizleme misyonu ile, siyaset-para ilişkisinde ortaya çıkan yolsuzlukları yargısal karar süzgecinden geçirir. Böylece, siyasal aktörlerin etkinliklerini ‘temiz siyaset’ çerçevesinde yürütmelerini sağlar. Mali saydamlık ve siyasal denetim ölçüsünde yargısal denetim ölçülü olur. Yargıçları demokrasi sınavına tabi tutan yolsuzluk iddiaları, kendileri için tarihsel misyonları ile yüzleşme fırsatı da yaratır. Bu iddiaları gerçeklik testinden geçirebilecek tek anayasal organ, yargıdır.

Araçsallaştırmanın bedeli ağır…
Sarraf dosyasının kısa sürede kapatılması, dört bakanla ilgili soruşturmada yargı yolunun kesilmesi, yargıcın demokrasinin antrenörü olma işlevini sıfırlaması ile R. Sarraf’ın, Türkiye’yi bir bakıma ABD üzerinden ‘sanık sandalyesi’ne oturtması arasındaki ilişki açık.

Aynı ülkenin yargısı, şimdi bir bildiriden ‘bin bir dava’ çıkarmaya çalışıyor…

İlki ABD’den döndü, kimsenin tahmin edemeyeceği bir biçimde…

İkincisinin Avrupa’dan (İHAM) döneceği ise, KESİN.

Çifte liberalizmin anlamı
Pazar ekonomisine dayanan demokratik hukuk devletlerinde iktisadi alan giderek daha çok düzenlenir ve denetlenirken, siyasal alan geniş bir serbestlikten yararlanır. Sıkça vurguladığım üzere, bizde iktisadi alan hayli gevşek olduğu halde siyasal alan çok katı kurallar ile kuşatılmış durumda.

Ne var ki, son yıllarda tanık olduğumuz olaylar, iktisadi liberalizm yerine bir yağma, hatta mafya düzeninin geçerli olduğuna işaret etmekte; buna karşılık, siyasal alana denk düşen düşünce ve örgütlenme özgürlükleri konusunda katı bir yasakçılık geçerli.

R. Sarraf vak’ası, ilkine; Barış Bildirisi davaları ise, ikincisine örnek olarak belirtilebilir.

Bu çelişki sonucu belki de, Türkiye, kendi bilim insanları için en az bin sanık sandalyesi hazırlayadursun, değindiğim bu anlayış veya çelişki sonucu, Hükümet tarafından ‘iktisadi liberalizm’ adına ödüllendirilen bir tacir Türkiye’yi çoktan ‘sanık sandalyesi’ne oturttu…

Şiddete karşı çıkan ve barış talep eden bildiriye karşı adeta ‘topyekûn seferberlik’ yoluyla dünya ölçeğinde geçerli bir yaptırım uygulayan makamlarca, uluslararası dolandırıcı (R. Sarraf) yine devlet eliyle sadece kurtarılmak değil, ödüllendirildi…

Aslında hukuk yok…
Haliyle bu durum, çifte liberalizm çelişkisi ile açıklanamaz. Çünkü hukukun olmadığı yerde, ne siyaset ne de iktisat var!
Barış Bildirisi nedeniyle yargılananlar, bilimsel çalışma ve araştırmaları ile, sadece Türkiye’nin sorunlarına çözüm yolunda katkı değil, insanlığın hizmetinde bilimsel gelişmeye de katkıdan alıkonulmuştur; yargı mensupları ise, mesailerini, TCK bağlamında suç işleyen kişilere ayırarak adil yargılanma hakkına ve adaletin tecellisine katkıda bulunmak yerine, bilim insanlarını yargılamaya çalışıyor.

‘Emek hırsızlığı’ ve bilim kıyımı
Yüzlerce öğretim üyesi ve bilim emekçisi, sadece görev yaptıkları kurumlardan alıkonulmakla yetinilmiyor; dünya ölçeğinde eğitim ve bilimsel araştırma etkinlikleri engelleniyor.

Emeğin değersizleştirilmesi, bilimin ve bilimsel araştırmanın olduğu kadar insanın değersizleştirilmesi demektir. Bilim kıyımı, gelecek kuşaklara ve insanlığa karşı suç değil mi?

Yaptırımlar, aşamalı ve kapsayıcı
-Devlet adına hareket eden kişi ve organların hedef göstermesi (linç kampanyası),

-Üniversitelerin, Anayasa ve hukuk dışı soruşturma furyaları yürütmeleri, öğretim üyeleri üzerinde terör estirmeleri,
-KHK yoluyla gece yarısı işlenen ‘hukuki katliam’ sonucu, on yıllara yayılan onurlu kariyerlerinden hiç bir gerekçe gösterilmeden alıkonulması, bilimsel etkinlikte bulunma hakkına dünya ölçeğinde elkonulması…
Şimdi ise, yargı yoluyla, geriye kalan beden özgürlüğü ve yurttaşlık haklarından alıkonulmaları için koca koca yargı kurumları harekete geçiriliyor.

Öngörülen ceza, şablon iddianameye göre;

Terörle Mücadele Kanunu madde 7/2 hükmü uyarınca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir; yani, 365 çarpı 5= 1825 gün.

Ayrıca TCK 53’te belirtilen tüm kamusal, siyasal ve sosyal haklardan yoksun kılınmam amaçlanıyor.

İstanbul Adliyesi sınavda…
Üç haftadır, Çağlayan’da Ağır Ceza Mahkemelerinde görülmekte olan davalar, yargıçları, bir kez daha sadece demokrasi ile yüzleştirmiyor; aynı zamanda varlık nedenine ilişkin bir sınavdan geçiriyor: Hukuku dile getirmek (jurisdictio).

Bu sınav, güncel ve geleceğe yönelik ikili işlevle özdeş;

-OHAL’den çıkışa ve olağanlaşmaya katkıda bulunabilecekleri gibi; kişi yönetiminin kalıcılaşması yolunda meşruluk zemini oluşturabilir.

-Gelecek kuşaklara karşı; bilim insanlarının bilimsel üretimlerini sürdürmeleri mi, yoksa, ‘sivil ölüm’ün ötesinde, yurttaşlık haklarından da alıkonulmak suretiyle, gelecek kuşakların çağdaş uygarlık yolunda ilerlemesini engellemek mi?