Ne işi var babanın beşikte!
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini, tıngır mıngır sallar iken, anam düşmüş eşikten, babam düşmüş beşikten” diye masala başlarken iki buçuk yaşındaki kızım baktım “baba, ne işi var babanın beşikte” diyerek kahkahalarla gülüyor. Çocuklara masal anlatmak kolay iş değil. Ya yetişkinlere masal anlatmak, o her gün televizyonlarda bilhassa haberler safsatasında iktidar ağzıyla yapılıyor. Tutuyor da. İyi uykular yetişkinler.

Richard Dawkins masallarla ilgili olarak bir noktada Platon ile anlaşıyor: Masallardaki doğaüstü konuların çocukları bilimsel düşünceden uzaklaştırdığını, çocukların şiddet içeren, metaforik-alegorik olayları anlamayacağı ve anlatılanları doğrudan anlatıldığı gibi anlayacağını ileri sürerek etkileneceklerini söylüyorlar. Burada çocukların gerçek dünyayla masalı ayırt edemeyecekleri düşünülüyor, yani masalların içselmantığını çözemeyecekleri, metaforik anlatımı kendilerince okuyamayacakları...

Ya masalların dili, yetişkinlerin mantığıyla analiz edilmekten uzak, bizzat çocukların ruhsal ve zihinsel diline, yetişkinlerin çoktan unuttuğu bir dünyaya hitap ediyorsa? Yani ya eğer çocuklar aslında masalları bizden daha iyi okuyorsa?

Walter Benjamin, 'Öykü Anlatıcısı' adlı metninde, masalların çok boyutlu simgesel-ahlaki dünyasının, Dawkins’in anladığının tam tersine, çocuğa mitolojik güçler karşısında kılavuzluk ettiğini savunur. Benjamin’e göre, yetişkinlerce tasarlanmış tek boyutlu 'öğretici' öyküler, yalnızca sınırlı bir deneyimi aktarırken, masallar, insan deneyiminin en derin ve karmaşık öğelerini dürüstçe içerdiğinden ve bir şekilde bu öğeleri tanıma ve onları düzene sokma araçlarına sahiptirler. “Bir zamanlar insanlığın ilk hocası olan, bu yüzden de bugüne kadar çocukların hocası olarak kalan masal, hikâyede gizlice sürdürür yaşamını. İlk gerçek hikâye anlatıcısı masal anlatıcısıdır ve öyle olmaya devam edecektir. Masal bize insanoğlunun, mitosun yüreğine saldığı kabustan kurtulmak için yaptığı ilk denemeleri anlatır.”

Japon animasyon sanatçısı Hayao Miyazaki fanteziyi gerçekten kaçmak değil, gündelik hayattaki mücadeleler için güç ve bilgi kazanmak amacıyla kullanmak gerektiğini söyler. “Çünkü fantezi elbette hakikidir. Olgulara dayanmaz ama hakikidir. Çocuklar bilir bunu. Yetişkinler de bilir, zaten çoğu bu yüzden fanteziden korkar. Fantezideki hakikatin, yaşamaya mecbur edildikleri ve kabullendikleri hayatın sahteliğine, kofluğuna, gereksizliğine, sıradanlığına karşı bir meydan okuma, hatta tehdit oluşturduğunu bilirler. Ejderhalardan korkarlar, çünkü özgürlükten korkarlar.” (Ursula Le Guin)

Çocukların neyi okuması ve daha da önemlisi neyi okumaması gerektiğine kendi dünya görüşüne çoktan karar vermiş bir yetişkin; ya masalları tek yönlü ahlaki bakış açısıyla okuyorsa? Örneğin, ya Kırmızı Başlıklı Kız masalı, yetişkinlerin söylediği gibi, “işte annenin sözünden çıkarsan başına bunlar gelir,” diyen bir ahlakı değil, tam tersine, yetişkinliğe giden yolun, insanın içindeki hayvani taraf olan kurtla, doğaya ve dolayısıyla ruhun derinliklerine ait olan güçle, kendi gölgenle karşılaşma cesaretinden geçtiğini anlatıyorsa? Bu çocuk için uygun değil demek, onun yerine yargıda bulunmuş olmak demek değil mi? Masalın temel işlevi ahlaki öğreti vermek değil, çocuğun ayırt etme kapasitesini, hayal gücünü geliştirmesi olamaz mı? Masallardan mı etkilenip kötücül-çıkarcı bir karaktere sahip olur çocuklar, yoksa gerçek dünyada ve televizyonlarda tanık olunan şiddetten mi? Çocukların masallardaki gerçeküstü, kimi zaman şiddetli ve korkutucu, kimi zaman da gerçek olamayacak kadar mutlu ve şenlikli sahneleri bizzat yaşarken, bu sahnelerle arasına bir gözlemci mesafesini koymadığını mı düşünüyoruz?

Kızımın dinlerken; “ne işi var babanın beşikte,” sorusu masallardaki gerçeküstü sahnelerle arasında bir mesafe koyacağını/koyduğunu göstermiyor mu?

“Her iyi edebiyat yapıtı gibi, iyi masalın da analizi sınırlıdır, hatta yetişkinlerin keskin benlik sınırları nedeniyle bizim için daha da sınırlıdır. Her çocuk, masalda kendisiyle ve dünyayla ilişkili farklı bir gerçeklik ya da karşılaşma bulabilir. İyi bir masalın tek bir katmanı, tek bir boyutu, analiz edilebilecek tek bir mantıksal dizgesi yoktur. Masal, insan ruhunun çok boyutluluğunu kapsar. Bir masal, yetişkin tarafından tek bir ahlaki öğretinin aracı olarak kullanılamaz. Yetişkinlerin masallar üzerinden çocuklara öğretecek ahlaki bir öğretisi yoktur, tersine, masallarla beraber çocuklardan öğrenecek şeyleri vardır. Bu bakımdan da iyi masal, iyi edebiyattır.”

Kaynak; felsefepopisi.blogspot.com.tr. Masallar Okutulmalı mı?