Ne istiyor bu adamlar?
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
El Kaide, ağırlıklı olarak Sünni Arap dünyasının İslamcı teröristlerini bir araya getirdi. İslam Devleti ise, buna dünyanın 80 ülkesinden Müslüman göçmen çocuklarını ekledi. İlk başta bu durum 70’li ve 80’li yıllarda dünyanın dört bir yanından Filistin için bir araya gelen gençleri hatırlatıyor. Ancak bunun tam aksine, Afganistan’da ya da Irak ve Suriye’de İslam devleti için bir araya gelenlerin, hiçbir enternasyonal ya da sınıfsal duygusu yok…

Almanya’da 1970’li yıllarda hüküm süren “Ton Steine Scherben” adlı politik rock grubunun oldukça tanınmış bir parçası vardı: Macht kaput, was euch  kaput macht! 

“Sizi mahvedeni, mahvedin!” diye Türkçeleştirilebilecek bu şarkının adı, o yıllarda otonom hareketin, ev işgalcilerinin, anarşistlerin ve öğrenci hareketinin sloganı olmuştu. Haliyle şarkı bu çevrelerin adeta marşı da haline geldi. Şarkıda bireyin, kendini mahveden dolar, fabrika, makine, televizyon, otomobil ve mobilya gibi prangalardan kurtulup özgürleşmesi anlatılıyor, kabaca söyleyecek olursak insanı köleleştiren kapitalist sistem eleştirisi yapılıyordu. Bir tür antikapitalizmdi, antiemperyalizmdi olup biten her şey. 

Bu “sizi mahvedeni mahvedin” parolası aslında Avrupa 68’inin, Avrupa baharının da duygusuydu ve bu duygu Arap – Müslüman gençleri de sarmalıyordu. Filistin mücadelesini hatırlayın ve Avrupa Marksistlerinin, Avrupa’daki radikal sol hareketin Filistin mücadelesine verdiği desteği unutmayın. En azından o yıllarda, Almanya’da bunu silahla yapan RAF’ı hatırlamakta fayda var. Avrupalı devrimciler Filistin’e,    Müslüman devrimciler de Avrupa’daki devrimci hareketlere duyarsız değildi. Karşılıklı dayanışma ruhu içinde kendilerini mahveden sistemi mahvetmeye çalışıyorlardı. Bu mahvetme elbette sınıfsal – toplumsal – eleştirel temelde, bir muhalefet hareketi olarak kendini gösteriyordu. 

Her neyse konuyu şuraya getireceğim: Bugün Avrupa’dan ve Amerika’dan, yani refah toplumlarından binlerce genç, adını televizyonlardan duydukları memleketlerine cihat için savaşmaya gidiyor. Eşitlik, özgürlük, antikapitalizm, antiemperyalizm gibi yaşayan insanların tümünü ilgilendiren somut bir mücadele için değil, sadece Müslümanları ya da sadece kendilerini ilgilendiren soyut bir cennet mücadelesi vermeye gidiyor. İslam Devleti için cihat yapan IŞİD saflarında, birçoğu zengin refah toplumlarından oluşan 80 ülkeden gelen İslami teröristlerin olduğu belirtiliyor. 

 

Mahvolmuş gençler

IŞİD saflarında çatışan teröristlerin hemen hepsi geldikleri refah ülkelerinin “tutunamayanları”. Araştırmalar, bu gençlerin neredeyse tamamının işsiz güçsüz, meslek ya da okul eğitimi almamış, uyuşturucu ya da alkol sorunu olan, çoğu kez de parçalanmış aile çocukları olduğunu gösteriyor. Yani “mahvolmuş” gençler. 

Yani, ailelileri bu ülkelerde tutunsa da bulundukları ülkelerde mahvolmuş, tutunamamış bu gençler, ailelerinin geldiği o hayali mutlu ülkeye ya da kültüre geri dönmek istiyor. Hem de ailelerinin bile çoktan terk ettikleri entelektüel ve sınıfsal düzeyde gerçekleşiyor bu geriye dönüş. Elbette sınıfsal olarak işçi sınıfının yanında olması gereken bu kitle, bulundukları ülkenin beyaz – zengin sınıfına tepki duyuyor ama bu tepkilerini neden sınıfsal – toplumsal bir varoluşa kanalize edemiyor?   Neden kendilerini mahveden düzene karşı, kapitalizme karşı,  bulundukları ülkelerde bir “mahvetme” isteği veya bilinci gelişmiyor? Neden göçmen çocuklarını da kapsayan antikapitalizm temelli kitlesel sol bir hareket Batı’da gelişmiyor artık? Neden herkesin insanca yaşayabileceği bir düzen mücadelesi içinde yer almıyorlar? Bizim asıl cevaplamamız gereken sorular bunlar.  

Ama bu sorulara kısa cevaplar verilebilseydi zaten herkes bunu sorar ve cevaplardı da. Sorun bir yanıyla Sovyetler Birliği yıkıldıktan son   ra hala Batı kapitalizmi ve muhalefetinin yaşadığı krizlerle diğer yanıyla da dinlerin ve milliyetlerin yaşadığı rönesansla ilgili ama elbette binlerce başka ayrıntıyla da ilgisi var her şeyin. 

Faşist avcıların cirit attığı saha

Biz sonuçlara bakalım: Batı’da herkesi kapsayacak bir muhalefet hareketi oluşmadığı için Davutoğlu’nun “öfkeli gençler” dediği bu gençler, içinde yaşadıkları o kapitalist ülkelerin kurallarına uyamadıkları ya da uymak istemedikleri için, elbette başta yaşadıkları ülkeye ait olamamanın öfkesiyle, ailelerinin geldikleri ülkelere dönüyor. Ama gittikleri yerde buluştukları ortam, öfkeden kaynaklanma olasılığı bulunan muhtemel eleştirel ruhu kısa sürede cihat ruhuna teslim ediyor ve herkes birer faşist teröriste dönüşüyor. Geldiği yerde belki de öfkeli olan bu genç, cihat sahasında berbat bir teslimiyetçi, azılı bir faşist oluyor. 

Batılı refah toplumlarına ait olamamanın hıncını Batılı gazeteci kellesi keserek çıkarmaya kadar gidiyor iş. Böylelikle Ortadoğu, Batı’ya entegre olamamış Müslüman göçmen çocuklarının birer faşist avcıya dönüştüğü av sahası haline geliyor. 

Araştırmalar, Suriye’de, Afganistan’a giden gençlerden farklı bir tutum olduğunu da gösteriyor. Afganistan’da savaşmaya giden Batılı İslamcı teröristler, Avrupa ya da Amerika’ya döndüklerinde “oh be sağ salim döndüm” diye şükrediyorlardı. IŞİD saflarında savaşanlar, Batı’ya terör eylemleri gerçekleştirmeye ya da yeni terörist bulmaya dönüyor. Yani, kendilerini mahveden düzeni mahvetmek için geldiklerine inanıyorlar. Başka bir sürümle, yeni sürümle karşı karşıyayız. 

 

Yeni sürüm teröristler 

Bu yeni sürüm teröristler, IŞİD’den döndükten sonra ferdi hareket ederek ferdi terör uyguluyor. Doğal olarak, Avrupa soluyla 70’li yıllarda dirsek teması halinde olan Filistinli ya da Arap- Müslüman devrimcilerin yaptıklarının aksine bu yeni tür faşist teröristlerin hiçbir eylemi, kapitalizme, ya da askeri hedeflere yönelik değil.  Hiçbir toplumsal eleştirel tutum almadan entelektüelleri, kâfirleri, gazetecileri, Yahudileri, müzeleri ya da mezarlıkları hedef alan kör bir öfke dolaşıyor Avrupa üzerinde. 

Bu öfke El Kaide veya IŞİD saflarında bilendikten sonra Avrupa’ya dönüyor. Fransa’da Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıyı da bu çerçevede değerlendirmekte fayda var. Daha önce Belçika’da 4 kişinin öldüğü Yahudi Müzesi baskınını da bu çerçevede düşünün.  

 

En çok terörist Fransa’dan 

Şimdi rakamlara bakalım. Birleşmiş Milletler’in verdiği rakamlara göre, Ortadoğu’daki IŞİD terörü, Ürdün, Suriye, Suudi Arabistan, Irak, Fas, Tunus, Türkiye ve Kafkas ülkeleri başta olmak üzere 80 ülkeden militan buluyor. Avrupa Birliği Terörizmle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, cihatçılar arasında Avrupa’dan 3 bin kişinin bulunduğunu bildirdi. Fransa, 1150 cihatçıyla başı çekerken Almanya’dan 550, İngiltere’den 500, Belçika’dan 310 kişi IŞİD saflarına katılmış. 

Bunların hemen hepsi Müslüman göçmen çocukları ve önemli bir kısmı da bir süre Suriye’de kalıp geri dönüyor. Avrupa, uzun süredir geri dönenlerin terörünü bekliyordu.  Her ne kadar Fransa’daki katliam kadar olmasa da Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde benzer terör eylemleri de yaşandı. Avrupalı göçmen çocukları, IŞİD’ye katılarak kendilerini mahveden kapitalist düzene karşı değil, büyük bir karanlığın bütün dünyayı kaplaması için mücadele veriyor.  

Yani kendilerini mahveden düzeni mahvettiklerini düşünürken, tam tersine insanlık ve özgürlük mücadelesi verenleri hedef alıp, berbat düzenin daha da güçlenmesini sağlıyorlar. Hem Avrupa’da hem de Musul ve Kobane’de. Ancak karanlık 3 bin Avrupalı gençten daha büyük ve ne yazık ki ülke olarak biz bu karanlığın tam ortasındayız.