Ne konuşabilirler?
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Artık kimse “imkansız” diye yaklaşmıyor ABD Başkanı Donald Trump’ın bu kararlarına. Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong un’la da kısa süre içinde hazırlanmış bir zirve gerçekleştiren ABD Başkanı’nın, ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de görüşmesi kolay olmayacağı sanılan bu tür zirvelerin aslında hiç de zor olmadığını gösterdi. Yani kanıksanmış bir durum var ortada; Trump, en büyük düşmanıyla da görüşür. Bu tabii, bu tür görüşmelerden sonuç çıkacağını umanlarda artık zirvelerin “sıradan” muhabbetlere dönüşmüş görüşmeler olduğu inancını arttırdı.

Şimdi de, ekonomik olarak yok etmekle, güç yoluyla durdurmakla tehditler savurduğu İran’ın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye görüşme çağrısında bulundu Trump. Kimse de “bu lafta kalır” demiyor. Bakarsınız birkaç ay içinde Trump-Ruhani Zirvesi’ne tanık oluruz. Barack Obama’nın yaptığı İran nükleer anlaşmasından ABD’yi çekmiş olmasının sonuçları Trump’ın öngörüsünü aşan sonuçlar doğurdu malum. Küresel petrol piyasası olumsuz etkilendi, bu kesin, üstüne milyar dolarlık iş anlaşmaları iptali geldi ki, az sorun sayılmaz kimi tekeller için.

Örneğin, Total, Airbus, Siemens, Renault gibi Avrupalı şirketler, Trump’ın petrol fiyatlarının artmasına neden olan anlaşmadan çekilip yaptırım kararı almasından sonra İran’la iş yapmaları halinde ABD pazarını kaybedecekleri endişesini taşıyor hala. İran’la ticaret yapmaları durumunda çok ağır para cezaları da gözlerini korkutmuş durumda. Bu şirketlerin Trump yönetimine anlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi konusunda baskı yaptıklarını düşünmek yanıltıcı olmaz. Bu eninde sonunda Trump’ın bu anlaşmaya yeniden dönebileceği sonucunu elbette çıkarmıyor.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ABD gibi düşünmediği, İran ile yapılan anlaşmanın sürdürülmesini istediği biliniyor. Hatta öyle ki ABD’nin İran ‘a yönelik yaptırımlarıyla ticaret kuralları çerçevesinde baş edeceklerini söyleyenler de var. Fransız hükümeti sözcüsü Benjamin Griveaux bunlardan biriydi örneğin.

Trump, anlaşmadan çekilmenin, örneğin Çin’i cazibe merkezi haline getireceğini hesapladı mı acaba? Çünkü yaptırımlar nedeniyle İran’la iş yapamayacak olan birçok batılı firma Çin’e yönebilir. Ayrıca İran, Rusya’ya daha da fazla yakınlaşacaktır, Bu kişisel olarak memnun olduğum bir durumdur tabii, sadece Trump’ın neler kaybettiğini vurgulamak için belirtiyorum bunu. “Daha fazla yakınlaşacak” diyorum çünkü İran bir Rus şirketiyle daha önce petrol konulu bir ortaklık yapmış değildi. Anlaşmanın bozulmasından sonra ilk yaptıkları iş Rus şirketlerinden biriyle bu tür proje ortaklıkları gerçekleştirmek oldu. ABD firmalarının bundan hoşlandığını kimse söyleyemez.

İran’a yönelik yaptırımlar yüzünden uluslararası tekeller, bankalar İran stratejilerinde değişikliklere gidecek, bunun başa bir takım zorlukları olacağı da dile getiriliyor sık sık. Yaptırımlar nedeniyle zor durumda kalan ABD firmalarının AB ülkeleriyle daha sıkı işbirlikleri gerçekleştirecek oluşu, zaman zaman ABD ile bir çok konuda karşı karşıya gelen AB’nin Washington karşısında elini güçlendirecek haliyle.

Şimdi durum böyleyken, Trump’ın “isterlerse İran’la görüşürüm, hem de koşulsuz” demesi anlam kazanıyor. Anlaşmanın yeniden “tesis” edilmesi olanaksız değilse de zor. O zaman eğer Trump-Ruhani Zirvesi gerçekleşirse ne konuşacak iki lider? Obama’ya, dolayısıyla tüm dünyaya nükleer enerji programını kabul ettirmiş, petrol/doğal gaz piyasasını belirler konuma gelmiş İran Trump karşısında geri adım atacak değil. Çünkü ABD yaptırımları, aslında İran’ı güçlendirmiş durumda. Zaten yıllarca ticari ambargo altında kalarak, bu uzun süreli krizi idare etmek konusunda ustalaşmış İran, olası Zirve’de tek bir şey isteyecektir haliyle: Nükleer Anlaşma’ya geri dönülmesini. Trump kabul etmezse, zararları daha sonra çok net ortaya çıkacak olan sonuçlarla baş başa kalacak. İran’ın ise kaybedeceği çok şey yok.

Bakalım, Trump’ın yine “ben görüşürüm” tavrı kabul görecek mi? Eğer görürse, Zirve’den nükleer anlaşma konusunda çok ama çok ilginç bir sonuç çıkabilir. Dereyi görmeden paçayı sıvamak gibi oldu ama unutmayalım ABD tarihinin en zor dönemlerini yaşıyor.

Uzaktan görüldüğü gibi değil yani.