Ne son ne başlangıç
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR
Sayılar, yüzdeler, seçime katılım oranları üzerinden yapılan öyle olsaydı böyle olsaydı yorumları, niyet okumalar, dilekler, yönlendirme çabaları sadece bu güne dair ve duyguların belirleyici olduğu değerlendirmeler

Sayılar, yüzdeler, seçime katılım oranları üzerinden yapılan öyle olsaydı böyle olsaydı yorumları, niyet okumalar, dilekler, yönlendirme çabaları sadece bu güne dair ve duyguların belirleyici olduğu değerlendirmeler.

Erdoğan seçildiğinde sanki her şey bitecek ve siyasete kendisinin armağan ettiği deyimle her şey sıfırlanacak sanılıyor. Türkiye’de, seçimden önceki dinamiklerin seçimin sonucundan daha belirleyici olacağı bir dönem başlıyor artık.

Bu dönemde Erdoğan, başrole çıkmış gibi görünse de süreç onu da figüranlaştırabilecek çelişkileri içinde barındırıyor gibi.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla AKP’ nin nasıl bir yapısal değişime maruz kalacağı henüz bilinmiyor. Görünen, AKP’nin Erdoğan’ın aynı güçle sultası altında tutabileceği yekpare bir blok olarak kalmasının zor olduğu. Sadece medyaya yansımakla kalmayıp, artık kahve köşelerinde, ev gezmelerinde bile Erdoğan sonrası AKP’ nin ne olacağı ve kim/ler/in denetimi altına gireceği tartışılıyor. Bu tartışmalar bile AKP içinde ne olacağının belli olmadığının göstergesi.

Bu seçimin belki de en büyük kaybedeni MHP. Orta vadede MHP’nin tasfiye olarak BBP çapında bir partiye dönüşeceği düşünülebilir. Bu tasfiyenin en büyük nedeni CHP’nin Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından MHP’lileştirilmesi olacağa benziyor. Çatı aday ortaklığı MHP’yi bitirirken CHP’ye kaçınılmaz bir sağcılaşma rotası çizmişti. CHP muhafazakâr, dindar kimlikten eli boş dönünce elinde kalan milliyetçilikle MHP’lileşmeye yönelebilir. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde partiyi sağa çekmesinin sonucu başka türlü olamazdı.

Selahattin Demirtaş ise Türkiyeli sosyalist bir sol olmakla Türkiyeli bir liberal olma arasındaki farkı gösterebilmiş değil. Bu halden ne kadar o sorumlu, ne oranda sosyalistler sorumlu tartışılmalı. Ama çevresini saran ‘yetmez ama evetçi’ lerle olamayacağı da ortaya çıkmış durumda. Keşke o grup aynı hızla yeniden Erdoğan’a çevirse yönünü diyesi geliyor insanın.

 Erdoğan ise Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanabildikçe neler yapabileceğini görecek aslında. Bu konudaki niyet ve beklentileriyle gerçek hayat pratiği birbiriyle ne kadar uyumlu olacak henüz belli değil. Üzerindeki yolsuzluk suçlamalarını ne yapacak? Rant dağıtımını ve denetimini aynı güçle sürdürebilecek mi?

Erdoğan için içerdeki desteğin, dışarıda bir yansıması olup olmayacağı belli değil. Bundan sonra örneğin ‘Obama’yı arasana’ diyebileceği kimse de kalmayacak.

Ortadoğu, Irak, Suriye ve hele IŞID terörizminin Türkiye sınırlarına olan etkisi ne olacak belli değil. Örneğin 49 rehine diplomatı IŞİD’in elinden PKK güçleri kurtarırsa ne olacak?

En önemlisi, çünkü aslında seçmenin oy tercihini temel de o belirliyor, kapıda beklemekle kalmayıp, kapıyı kırmak üzere olduğu söylenen ekonomik kriz patlarsa ne olacak?

Bu seçimin en önemli sonuçlarından biri Türkiye’nin geleneksel dindar, cemaatçi bir toplum olmaktan çıkıp; seküler, modern, önceliği kendi hayat koşulları olan ‘Batılı’ bireylerin ağırlıkta olduğu bir toplumsal yapıya evrilmiş olmasını göstermesi. O bireyin tek eksiği din kaynaklı ahlaktan vazgeçse bile henüz insan kaynaklı bir ahlakı benimseyememiş olması. Bunun eksikliğinin zararlarını henüz göremediğinden ahlaki ilkeleri seçimlerinde belirleyici olarak kullanamıyor. Dinsel ahlakın bağlayıcılığından kurtulmanın neden olduğu özgürlük gibi görünen adaletsizliğin iyi bir şey olduğunu sanıyor. Bu halin özgürlük değil tersine ona daha büyük zarar verebilecek bir yağma kapış talan düzeni olduğunu yaşayarak anladığında faturayı kime keseceği de belli.