Ne umudumuzdan vazgeçeriz ne inadımızdan
24.06.2018 08:28 BİRGÜN PAZAR
Değişim isteyenler, tüm baskılara ve karanlığa rağmen siyasal iktidarı, ona ait planları ve onun gelecek düşüncesini kabul etmeyenlerdir. Değişim isteyenler, memleketten ve gelecekten umudunu kesmeyenlerdir

Gamze Yücesan Özdemir - Prof. Dr.

Memleketin ilerici, devrimci ve sol tarihi, dünü, bugünü ve yarını ile, emekçilerin elleriyle laik, tam bağımsız, özgür ve eşit bir Türkiye kurma hedefine doğru bir yürüyüştür. Bu yolda yürümek, emekçi halkın örgütlü hareketi ile memleketi değiştirebileceği fikrini, yeni bir yaşamı inşa etme yetisini, heyecanını ve coşkusunu barındırır. Yürüyüş, bazı tarihsel anlarda bu toprağın insanları ile çoğalır, bazı anlarda ise yalnızlaşır. Bu yürüyüşte her zaman kritik uğraklar ve önemli dönemeçler olmuştur ve olacaktır. Bunlardan biri de bugün gerçekleşen seçimlerdir. Bu yolda yürümeyi seçenler için bugünkü seçimleri ve sonrasını nasıl değerlendirebiliriz?

En başta şunu söylemek mümkün, bu seçimlerden nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın, emekçi halkın gerçek kurtuluşu yolunda yürüyüş devam edecek, bu topraklarda ve bu toprakların insanları ile...

Bugün bulunduğumuz uğrakta, seçimlerde, öne çıkan toplumsal eğilimlere baktığımızda ciddi bir değişim isteği, istikrar talebinden daha güçlü olarak kendisini ortaya koymaktadır. Memleket genelinde gelir ve gelecek eşitsizliğinden olumsuz etkilenenler, gericiliğe karşı olanlar, Anadolu aydınlanmacılığının kazanımlarının yitirilmesine tepki duyanlar, çocukların eğitimi, gençlerin yarınları ve kadınların hakları konularında kaygıları artanlar “TAMAM” diyerek girecekler seçimlere.
Değişim isteyenler, tüm baskılara ve karanlığa rağmen siyasal iktidarı, ona ait planları ve onun gelecek düşüncesini kabul etmeyenlerdir. Değişim isteyenler, memleketten ve gelecekten umudunu kesmeyenlerdir. Değişim isteyenler, sürekli parmak sallayan, had bildiren, yapılması gerekenleri pek de ikna edici olmayan yollarla söyleyen iktidarın karşısında kendi söylemlerini hayatın neşesi içinde kuranlardır.

“Değişim” isteğinde birçok farklı ideolojik pozisyon, siyasal program ve gelecek hedefi kendine yer bulmaktadır. Buna karşın değişim talebi, baskın ve belirli bir ideolojik pozisyon, siyasal program ve gelecek hedefi içermemektedir. Daha çok siyasal iktidardan kurtulma hedefine yoğunlaşmıştır. Diğer bir deyişle, “Gitsinler”dir hedef. Bu haliyle, değişim talebi, önemli bir toplumsal dalga yaratsa da, seçim sonrası sürece yön vermekte yetersiz kalacaktır. Bu noktada ihtiyaç duyulan ise, bağımsız solun, uzun yol yolcularının sözü ve eylemidir.

Siyaset, siyasal program ve gelecek tahayyülü
“Değişim”in siyasal programdan yoksunluğu, aşırı eklektik olmasından kaynaklanıyor. Eklektik olma (eklektizm), farklı teorik geleneklerin, bu geleneklere ait kavramların ve siyasetlerin yeni bir tarz içinde yan yana durması olarak tanımlanabilir. Hem teori hem de siyasal pratik açısından asla yan yana gelmeyecek siyasetler, bugün yan yana duruyorlar. Bu yan yana geliş, niceliksel bir güç görüntüsü oluştursa da, kimi kısırdöngüler yaratmaya da açık görünüyor. Bu yan yana gelişler, söz konusu eklektizm tartışılmadan hayata geçirildiğinde, sol için tarihsel vazgeçişler ya da tarihsel erimeler halini alıyor. Böyle durumlarda kimse kimsenin ayağına basmamak için geleceğe dair bir siyasal program da sunamıyor. Sol liberalizm ve radikal demokrasi de bu sürecin yakın geçmişteki ve günümüzdeki örnekleri olarak değerlendirilebilir.

“Her kim ki teorisiz pratik tutkunudur, O; pusulasız ve dümensiz yol alan ve asla nerede demirleyeceğini bilmeyen bir gemici gibidir”, diyen Leonardo Da Vinci’nin sözleri akla geliyor. Dolayısıyla, “değişim” diyenlerin ellerinde farklı pusulalar varken pratikte yol alma tutkusu, memleketin nereye doğru gittiği ve nereye demirleyeceği konusunda bilinmezler içermektedir.

Bu ülkenin bağımsız solu, içinde bulunduğumuz siyasal ve ekonomik krize karşı siyasete, siyasal programa ve gelecek tahayyülüne sahiptir. Kamucu, anti-emperyalist, bağımsızlıkçı ve kalkınmacı siyaseti/hattı savunacaktır. Savunulan bu hat seçim sonrasında derinleşecek ekonomik krizde emekçilerin taleplerini içeren siyasal programı oluşturma imkanını taşır. Piyasaya karşı planlama, özelleştirmeye karşı kamulaştırma, yoksul halkın değil zenginlerin vergilendirilmesi, işten çıkarmaların yasaklanması gibi talepler, krizin faturasını krizi yaratan unsurlara kesecek siyaseti üretecektir. Devrimci siyasetin zamanı değil diyenlere inat, gün tam da bugündür. Yürüdüğümüz yol budur. Asla taviz vermeyiz.

Bu ülkenin bağımsız solu, siyasal krize karşı da tavrını net koyacaktır. ABD ve NATO, Orta Doğu’da ve ülkemizde sorunların çözümü değil kaynağıdır. ABD gölgesi altında halkların çıkarına gerçek çözümler bulmak imkansızdır.

ne-umudumuzdan-vazgeceriz-ne-inadimizdan-478627-1.

Emperyalizme karşı köklü bir hesaplaşma siyasal hattımızdır. Yürüdüğümüz yol budur. Asla taviz vermeyiz.

Bu ülkenin bağımsız solu için siyasal ve toplumsal alanda laiklik, emekçi halkın birliğinin vazgeçilmezidir. Laiklik, sermaye ve emek arasındaki çelişkileri örten kalın ve gerici örtüyü kaldırmak için önemlidir. Çocukları kararlı, umutlu ve inatçı kılacak eleştirel bir eğitim, vazgeçilmezdir. Laiklik, kadınların özgürlüğünün zeminidir. Aydınlık bir ülkenin inşası laiklik mücadelesinden geçer. Yürüdüğümüz yol budur. Asla taviz vermeyiz.

Akıl, yürek ve devrimci romantizm
Değişim talebinin bir başka özelliği yarattığı dinamizm, espri ve mizah. Oldukça önemli kuşkusuz. Yüreğin sesi, muhalefeti ateşleyen kıvılcımdır. Aklın söylediği olması gerekenler, belirlediği siyasal program ve ortaya koyduğu soğuk stratejiler ancak yürekten gelen öfke ile, hiddet ile, duygu ile ve neşe ile hayata geçirilebilir.

Bugünkü değişim talebine içkin olan coşku, dinamizm ve mizah, bir siyasetle ve siyasal programla eşleşmemektedir. Anlık çıkışlar, siyasetçilerin birbirine yaptığı göndermeler... Burada deneyimlenen şey ortak hasıma atılan golün verdiği mutluluk olup halk sınıflarının ortaklaştığı, birlikte ördüğü ve güldüğü süreçlerin yarattığı enerjiden farklıdır. Burada söz konusu olan ortak bir gelecek uğraşı değil, büyük sorun karşısında diğer sorunları ertelemekten kaynaklanan geçici -ve geçici olduğu herkesçe bilinen- bir bekleyiştir. Siyasal programı olmayan, bekler. “Hele bugünler geçsin de...” Siyasal programı olmayan, sonrasına bakar. Sonrası da gelmez. Bu koşullarda ortaya çıkan coşkunluk ve mizahın seçimlerden sonraya yeni bir şey aktarması oldukça zordur.

Bu nedenle mevcut neşe ve dinamizmi örgütleyecek, siyasal bir enerjiye çevirecek, popüler kültürü bu yönde sıçratacak süreçlerin yaratılması elzemdir. Çünkü devrimci siyasetin, hegemonik olduğu dönemlerde popüler kültürü içerdiği ya da popüler kültürün sol değerlerle örüldüğü bilinen bir gerçektir. 1970’leri eşsiz kılan tam da böylesi birlikteliklerdir.

Bugün de aklın ve yüreğin birliği için mevcut mizahi potansiyeli bir “devrimci romantizm” dalgasına dönüştürmek gerekir.

Bu topraklardaki devrimci romantizm, hayalperestliği, neşeyi, inadı, hesapsızlığı ve coşkuyu içerir. Ve bu duygular ve coşkular halk sınıflarının ve onların öncülerinin bugünü yıkıp yarını kurma iddiasından kaynaklanır. Halk sınıflarının kolektivist, dayanışmacı ve eşitlikçi tarihsel damarına yaslanır. Devrimci romantizm, HES karşıtı mücadelelerde, OHAL’de grevlerde, Flormar’da direnişte, gıda tekellerine karşı eylemlerde ve Haziran Direnişi’nde, emekçi halkın gülüşü, sıkılı yumrukları, sloganları ve kahkahalarıdır. Naif bir nostalji değil, geleceği isteme cüreti, hayatı değiştirme sevincidir. Devrimci romantizm, bağımsız sol siyasetin bu topraklardaki insanlarla yan yana ve omuz omuza yoldaşlığıdır. Direnişi devrimcilikten sıyırıp, “değişim”e asla indirgemeyiz!

Son olarak, bugün seçimden nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın, bağımsız solun yürüyüşü hedeflediği yarına ve onu inşaya doğru olacaktır. Gözünü hedeften ayırmak, sözünü ertelemek, sözünü unutmak ya da zamanı değil diye söylememek asla olmaz. Sözü olmayanın kendi toplumu karşısına çıkıp onun için gelecek sunması mümkün olmaz. Yürüdüğümüz yol, mutlaka anti-emperyalist, muhakkak emekten yana ve her daim laiktir. Dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Ne umudumuzdan vazgeçeriz ne inadımızdan!