“Ne yapabiliriz” diye soranlara...
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Tarih 24 Nisan 1972. Yani, -benim bu satırları yazdığım gün / dün itibariyle- tam 44 yıl öncesi.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Milli Görüş’ün hocası Erbakan ve kadrosu ortalarda yoktu. Oylamaya katılmayarak aslında daha sonra ortağı olacağı Demirel’in elini güçlendirmişti. Kendi “elini” kirletmediğini zannederek!!
İsmet İnönü ve Bülent Ecevit, “siyasi suçlar idamla cezalandırılmamalı” diye red oyu kullanmıştı. CHP grubunun bir bölümü ve o
Ama SAĞ kararlıydı! Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, İsmet Sezgin, Nahit Menteşe, Hasan Korkmazcan, Oğuz Aygün, Necmettin Cevheri, Zeki Çelikel gibi isimlerin başı çektiği Meclisteki sağ partilerden gelen “idam oyları” yetmişti.
Meclis’in idamları onama kararını usul yönünden iptal etti. Ama, Meclis yeniden toplandı. 24 Nisan günü SON KARARI verdi.
O günlerdeki Meclis tutanakları, din istismarında birbiriyle yarışan sağ partilerle milli görüşçülerin gerçek yüzünü sergiliyordu. Tıpkı bugünkü gibi.
Evet, bugün idam cezası yok. Yani, yasalarda yok. Oysa sokaklarda / meydanlarda / “etkisizleştirme” gibi insanlık dışı ifadelerin gölgesinde idam cezaları infaz ediliyor.
Tıpkı o günlerde olduğu gibi, iktidar sahipleri kendi yasalarını bile çiğniyor. Anayasa Mahkemesi’ni, hukuku, en temel hakları hiçe sayıyor.
Ve tıpkı o günlerde olduğu gibi, iktidar sahipleri, bu ülkenin gençlerinden KORKUYOR. Çok korkuyor.
Denizler neden idam edildi sanıyorsunuz?
• • •
Tarih bu kez 30 Ekim 1968. Üniversitelerin öğrenci temsilcileri Samsun’da buluştu. “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN MUSTAFA KEMAL YÜRÜYÜŞÜ” için Ankara’ya doğru yola koyuldu.
Yolda durduruldular. Gözaltına alındılar. Mahkemeye çıkartıldılar. Ama, serbest kalır kalmaz yürüyüşe devam ettiler.
10 Kasım 1968 günü Ankara’da, saat tam 13.30’da da Anıtkabir’deydiler.
Heyecanları, “bağımsız Türkiye” yeminleriyle..
Doğru! O gençler öldürüldü, hapishanelerde yılları çalındı, hareketleri paramparça edildi.
Peki ya heyecanları ve yeminleri? Onlar yok edilebildi mi?
Sanmıyorum.
Onca yılın, darbelerin ve en sonunda dinci faşizmin ardından elbette çok yaralar alındı. Ama O YEMİN yok edilemedi.
• • •
Bugün, heyecanın yeniden yeşerdiğini ve dinci faşizmle mücadele için objektif koşulların olgunlaşmaya başladığını söyleyebiliriz.
İlgisiz görünebilir. Değil!
Toplumsal farkındalık ve tepki sayesinde, Ensar Vakfı’nın zavallı yoksul çocuklara tecavüzünü örtbas edemediler.
Can Dündar – Erdem Gül davasında, savcının “FETÖ davasıyla birleştirme” talebi reddedildi.
Akademisyenler, ilk duruşmada tahliye edildi.
CHP, nihayet “sokağın sesini” duydu. Harekete geçerek, en azından 23 Nisan’ı Meclis’te kutlamaya karar verdi.
Aşılmaz gibi görünen duvarlar, böyle küçük gediklerle yıkılır.
Haziran Hareketi de, işte bunu söylüyor. ‘YAPABİLİRİZ, BİRLİKTE BAŞARABİLİRİZ’ çağrısıyla, bu ülkenin aydınlık insanlarını 8 Mayıs Pazar günü Kartal Stadyumu’na çağırıyor.
‘Savaşa Son Verebiliriz’ , ‘Laikliği Kazanabiliriz’ , ‘Emeğimizin Hakkını Alabiliriz’ , ‘Diktatörlüğü Durdurabiliriz’ diyor çağrıcılar.
Medya Mahallesi programına mesaj gönderenler.. Ya da sokakta karşılaştıklarım hep aynı soruyu soruyor: “Bizler ne yapabiliriz?”
İşte size yanıt. 8 Mayıs günü Kartal Stadyumu’na gelebilirsiniz.. Sesinizi çoğaltabilirsiniz. İster laiklik için, ister diktatörlüğe hayır demek için haykırabilirsiniz.
Mayıs, benim kuşağım için Denizler’in katledildiği aydır. Aynı zamanda, onların inancıyla somutlaşan 19 Mayıs yürüyüşüdür.
Ve Mayıs, HAZİRAN’A GEBEDİR.
Unutmayın.

ne-yapabiliriz-diye-soranlara-130793-1.


NOT: Kitapçılarda bulabilir misiniz, bilmiyorum. Ama belki internet üzerinden elde edebilirsiniz. Denizler’in idam kararıyla ilgili Meclis görüşmelerinin tutanakları, bugüne dair çok şey anlatıyor. Demirel’in daha sonra “soğuk savaşın talihsiz sayfalarından biri” diye yorumladığı o günler, bugün “yeni soğuk savaş” dönemine ve Türkiye’deki sağ partilerin (neo)liberal / emperyalist karakterine ışık tutuyor.