Neden Ali Koç?
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Vehbi Koç’un hayatına baktığımızda Koç Grubu’nun bugünkü yapıya ve ekonomik güce kavuşmasının altında yatan gerçekleri görmek mümkün.

En önemli başlangıç hamleleri; kapitalist sistemin içine girerken nelerin öncelikli olacağını öğrenmek için o dönemin yabancı ticaret erbaplarını incelemesi ve 1931’de Avrupa’ya ve 1945’te Amerika’ya yaptığı seyahatler ile dünya ticaretini inceleyerek ne yapılması gerektiğine kesin olarak karar vermesidir.

1916’da ticaret yapma kararı ile sistemin içine giren birinin, o günkü koşullarda 20 yıl sonra geldiği noktanın analizi çok önemlidir.

Vehbi Koç, hiçbir şekilde yöresel bir figür olarak esnaf olma mantığını kabul etmeyerek, global kapitalist sistemin içinde bir aktör olma çabası ile dünyaya açılması, Türkiye’de ticaret ile uğraşan tüccar ve esnaftan farklılığını net olarak ortaya koymuştu.

En anlamlı ve can alıcı hedef nokta burasıdır.

Dünyayı algılayarak, nasıl bir değer yaratılması gerektiğinin farkına varmak, çokuluslu sistem içinde yer alan bir faktör olmasının temel nedenidir. Buradaki ABD ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler ve bunun sermaye yapısına etkisi ile siyasi hegemonyadan bahsetmiyorum.

Koç Ailesi’nin fertleri, Vehbi koç ile beraber dünyayı algılama kaygısı ve dünya ticaret sistemine entegrasyon çabası, onların farklı bir kültürün parçası olmasına neden olmuştur.

Tabii ki bunu burjuvazi kültürü olarak algılamak çok zor. Ama yeni neslin bu kültüre yakınlığı ve yaşam koşullarındaki farklılıkları, neyin, nasıl yapılması ile ilgili donanımlarını da beraber içinde barındırmaktadır.

Çünkü kültürel farklılıkları yaşayan, tarihsel bir sürecin parçası olarak ve kurumsallaşmış bir sektörde yöneticilik vasıflarına sahip olarak, uygulamalardaki farklılıkları net olarak ortaya çıkarmaktadır.

Ali Koç’un çıkış noktası burası.

Kurumsallaşmış ve dünya ticaret koşullarına uyum sağlayan ve tarihsel sürece sahip bir kurumun üyesi olarak, yönetici vasıflarına sahip olmasıdır.

Türkiye koşulları içerisine sıkışmış bir figür değildir.

Aziz Yıldırım ile ayrıştığı nokta da burasıdır.

Maalesef Azizi Yıldırım, ülke içine sıkışıp kalan ticaret anlayışının yönetici vasıflarına sahiptir. Esnaf kültürü içine sıkışıp kalmıştır.

Yabancı kurum ve kuruluşlardan ihale alınması o zihniyetin farklılaştığı anlamına gelmez.

Hele hele müteahhitlik gibi bir alanda, yabancı kurumlardan veya ülkelerde alınan ihalelerin global bir anlam içermesi mümkün değildir.

Buradaki ana faktör bir zihniyettir.

Özellikle inşaat sektöründeki gelişimlerin siyasi içerik taşıması ve devlet mekanizmaları ile bir işbirliği üzerine kurgulanmış sektör anlayışı, bu firmaları her iktidar döneminde farklılaştırmakta ve değiştirmektedir.

İhaleler ve hak edişler bu sektörün siyaset ile sıkı bir pazarlık süreci içerisine girmesine ve aynı zamanda bir açmaza neden olmaktadır.

İşte bir kulüp başkanı için kendini devlet mekanizmalarına bağlayan en hassas nokta burasıdır. Tarihsel süreç sahip ve ciddi bir seyirci potansiyeline sahip kulüplerin bir türlü borç batağından kurtulamaması ve bir türlü kurumsallaşamamasının nedeni buradadır.

Futbol, siyasetin kullanılmasına açılmış bir argüman haline getirilmiştir. Bu süreç tüm kulüpleri bağlamaktadır.

Ali Koç’un Fenerbahçe için kazandıracağı en önemli etki, kulübü kurumsal bir yönetim mekanizmasına kavuşturmak ve siyasetin uygulama alanından uzak tutmaktır.

Kulübü yönetme anlayışındaki değişkenlikler, sadece yönetim uygulamalarındaki farklıklarda değil, Fenerbahçe’nin başarıyı sürdürebilir kılmak ve istikrarlı bir başarı stratejisini sağlamak için, teknik yapıdaki hedeflere uygun isimler ve bu isimler üzerinden mekanizmaların kurulmasını sağlamaya yönelik beklentilerdir.

Bu beklenti altyapılardan, A -Takıma kadar olan beklentidir.

M United, Paris, Arsenal, M. Cıty takımlarına baktığımızda global şirket yapısı özelliklerindeki başkanlar tarafından kulüpler yönetilmektedir.

Anlaşılan teknik direktör, anlaşılan futbolcular ve diğer tüm teknik ekiplerin kalitesi ve hedef için uygunlukları, bir zihniyet farklılığını da net olarak ortaya koymaktadır.

Fenerbahçe hiçbir zaman futbolda bu kaliteye ve hedefe uygun yapılanmaya giremedi, çünkü Aziz Yıldırım’ın kendi hedefleri, egoları kulübün hep önüne geçti.

Ki; bu yanlış Türkiye’nin tüm futbol yapısında geçerli olup, tüm yapı ve birimler o birimi yönetenin egolarının esiri olmuştur.

Yıldırım’ın, hele hele aldığı futbolcuların özellikleri tamamen kendi algılarına uygunluğu ile eşdeğer olarak seçilmiştir.

Ve maalesef seyirciler de kulüp taraftarlığından, başkan taraftarlığına geçirilerek kulüp adeta kişiselleştirilmiştir.

Fenerbahçe’deki potansiyel ve tarihsel süreç, Avrupa kupalarında final oynama kurgusuna sahiptir.

Sadece bunu gerçekleştirebilecek donanımlarda bir başkana ihtiyaç vardır.

Ali Koç’un donanımları ve kültürel farklılığı, Fenerbahçe’nin hedefleri için bir avantajdır.

Bu aynı zamanda Aziz Yıldırım’ın özgürleşmesi açısından da bir fırsattır.

Çünkü Fenerbahçe’de uyguladığı baskı anlayışı, aslında kendini esir alarak, kulüp üzerinden esaret altına girmiştir.

En kötüsü de bunu bir yaşam şekli haline getirmesidir.

Yanlışı doğru olarak kabul edip, doğruya savaş açmasıdır.

Bu bir zihniyet farklılığıdır.

Ve bu zihniyetin doğrusu ile değiştirilmesi gerekir.

Bu özgürleşmeden anlaşılmaz.