Neden bu cehennem?
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Barışın birden fazla yolu var, savaşın ise tek. Barış, yaşamla kardeş. Savaş, ölümle kol kola. Barış, umuda açılan aydınlık bir yol. Savaş, sonu karanlık bir tünel. Barış, akan bir doğru. Savaş, hapseden bir çember.

Üzeri açılmamış sır değil bütün bunlar. Basit ve gerçek. Önce niyet, sonra sabır istiyor. Süreç, tek bir kişisel çıkara, sorunu çözen olma tutkusuna fırsat veriyor sadece. Geriye kalan her şey, toplumun acısına son vermek ve halkın bir arada, huzur ve güven içinde yaşamasıyla ilgili. Uzun süre gözden kaç(ırıl)an gerçeklerle yüzleşmek zor ve sancılıdır. Nefretin mazotu haline getirilen yalanlardan arınmanın yükü ağırdır. İnsanın kendini affetmesi zaman alır. Ancak yolun sonunda ışık böyle belirir. Barışın birden fazla yolu var. Savaşın ise tek. Kopkoyu bir ölüm tüneli! Savaş, her gün yeniden ve daha çok eksilmek demek. Ölüm çemberine hapsolmak demek.

Beşiktaş’ta 44 insanımız TAK’ın bombalı saldırısıyla katledildi. Ondan önce Adana, ondan önce Yenibosna, ondan önce Vezneciler, Bursa, Kızılay, Sabiha Gökçen Havalimanı... Diyarbakır Bağlar var, Şemdinli var, Gaziantep var, Elazığ, Van, Mardin Kızıltepe, Diyarbakır Sur, Atatürk Havalimanı, Mardin Midyat, İstiklal Caddesi, Sultanahmet... Bütün bu saldırılar bir yıl içinde oldu. Yüzlerce insan öldü, yüzlercesi yaralandı, sakat kaldı. Hepsinde terör lanetlendi, sosyal medya hesapları karartıldı, bayraklar asıldı, şehirlerin dört bir tarafı şehitlik oldu, terörün kökü kazınacak dendi, intikam yemini edildi. Bir tek şey konuşul(a)madı, barış! Bir tek şey sorul(a)madı. Neden yaşıyoruz bu cehennemi?

Neden, sorusunun kişiye ve muhatabına yüklediği sorumluluklar var. Hataları, eksikleri tartışmaya açarken, çözüm veya çözüm alternatiflerini üretebilecek bir zeminin oluşmasına olanak sağlıyor. O dillerden hiç düşmeyen birlik ve beraberliğin sağlanabilmesi için farz olan, o bir arada güven içinde yaşama arzusu; her bir ölüm, her bir göz yaşıyla nasıl da yara alıyor, nasıl da sıkıştırıyor bizi o karanlık tünele, şahit gerektirmiyor. Korkuyla, endişeyle, acıyla kavrula kavrula yaşıyoruz işte. Barış talebi, teröre destek olmakla, vatana ihanet etmekle bir tutulur oldu. “Analar ağlamasın”dan, “Siz de şehit olun biz de şehit olalım inşallah” temennilerine nasıl döndük, neden döndük sorularına cevap vermeden, başkasının evladı için bayrağa sarılı tabutlar dilemek, sorumluluğu reddetmek demektir. Kazananı olmayacak bir savaşın sürmesine göz yummaktır. Aileleri, sevdiklerinin tabutu başında isyan ettiren işte bu basit soruya alamadıkları cevap. Neden ölüyor çocuklarımız?

Yaşam hakkının neden korunamadığının, sistematik katliamlarla paramparça edilen bedenlerin, ruhların, hayatların hesabını halka karşı sorumlu olan devletten, hükümetten, iktidardan değil de teröristten mi soracağız? Sabahtan akşama kadar teröre lanet yağdırarak, intikam yeminleri ederek, işe yaramadığı 30 yıllık çok acı bir deneyimle kanıtlanmış yöntemleri tekrarlamanın, daha fazla ölümden başka getireceği ne olabilir? Bugün Türkiye’de insanlar markette yanında durandan şüphe ediyor. Hamile karısıyla parka giderken yanına sopa almayı düşünüyor. 10 yaşındaki çocuğunun eline öğretmeninin yağlı urgan tutuşturmasından korkuyor. Satırlı saldırı olur diye klasik müzik konserine gitmeye çekiniyor. Sosyal medyada yaptığı yorumun altına “Başınıza gelecekleri sessizce bekliyorum” diyen, belki de dün markette yan yana durduğu adamın/kadının tehdidinden, nefretinden ürküyor, hınç doluyor. Değil kalabalık yerlerde dolaşmak, sokağından evinden iki adım öteye gitmek istemiyor. Beşiktaş’ta 19 yaşındaki oğlu Berkay’ı kaybeden baba Salim Akbaş’ın söylediği gibi, “Tesadüfen oradan geçerken ölüyoruz. Hepsi bu. Sadece bu. Bu kadar basit, bu kadar ucuz.”

Şehirler yakılıp yıkıldı. Barış elçileri kurşunlandı. Siyasetçiler tutuklandı. Gazeteler kapatıldı. Yazılar yasaklandı. Şehitlikler doldu. Onlarca yıl neyi çözdü bütün bunlar? Öfke ve acıdan başka hangi birlik ve beraberliğin içindeyiz bugün? İntikam intikamın, nefret nefretin mazotu olmuş. Dönüp dolaşıp yine aynı çemberin içinde sıkışıp kaldık. 90’ların parti kapatma pratiği bugün Kürt siyasetçilerin parça parça hapsedilmesiyle revize edildi. Tarih her ne kadar önümüze, farklı ülkelerden ortak siyasal çözüm deneyimlerini koymuş olsa da belli ki bir 30 yıl daha aynı kan ve acı dolu yolda yürümeye istekli bir irade Türkiye’ye hakim olmuş durumda. Ancak hiçbir savaş sonsuza dek sürmez. Önünde sonunda neden bu cehennemi yaşadığımıza dair soru bizi barışa götüren cevabına kavuşacak.