Neden Tarkovski olamıyorsun?
08.10.2017 11:35 BİRGÜN PAZAR
Semih Kaplanoğlu’nun neden bir Tarkovski olamayacağını kültürel yetersizlik ve samimiyetsiz mesaj olarak iki ayrı başlıkta irdeleyebiliriz. İlk olarak Buğday filmi esasen Kuran’da geçen ve mülteciler, çevre kirliliği gibi güncel sorunlar eklenerek güncele taşınan kıssalara dayalıdır

Yusuf Güven - Sinema Yazarı

24. Adana Film Festivali geçtiğimiz hafta geride kaldı ama kapanış gecesinde olanlar yüzünden hâlâ güncelliğini koruyor. Artık yandaş sanatçı kategorisine koymaya kimsenin itirazı olmayacak Semih Kaplanoğlu iddialı yeni dönem filmi Buğday ile girdiği yarışmadan sanat yönetimi ve Film-Yön en iyi yönetmen ödülleri ile dönmekle yetindi. Meltem Cumbul’un yönetmenin elini sıkmayarak yaptığı protestosu karşısında girişilen toplu saldırı bir yandan da bu hayal kırıklığını örtmeye yarıyor.

Oysa Buğday’ın Adana’daki gösteriminde her ne kadar muhalif sesler yükselse de, iktidara yakın durduğunu tahmin ettiğimiz seyirci kesiminde büyük bir heyecanla karşılanmıştı. En üst makamdan dile getirilen sanatta-kültürde başarılı olamadık yakınmalarına karşı, her ne kadar devşirme de olsa, nihayet bir sinemacı çıkarmanın haklı gururlanmasıydı belki de. Meltem Cumbul’a karşı hakaret ederken Semih Kaplanoğlu’na sahip çıkan kimi yazılarda da ifade edildiği gibi, sadece Buğday’a değil, yönetmenin tüm filmografisine sahip çıkılıyor, kendi hanelerine yazılıyordu. Bu yazıları kaleme alanlar mesela bir eski tüfeği anlatan Herkes Kendi Evinde’yi izledi mi acaba? Hadi onu yönetmen de pek sahiplenmiyor diyelim Meleğin Düşüşü’nde tacize uğrayan Zeynep’in hikâyesinden ne anlıyor bu kalem erbabı?

Ama ben baştan yazayım, oluk oluk para akıtılmasına rağmen yine olmamış. Yönetmenin yapımcı şirketi Kaplan Film’in, Adana’daki dedikodular üzerine diye, açıkladığına göre filme 20 milyon TL para harcanmış. Yine bu açıklamada Kültür Bakanlığı'ndan sadece 1 milyon 750 bin TL aldık o da hibe değil geri ödenecek demişler. Bu açıklamada geri kalan paranın nereden bulunduğuna dair tek kelam edilmiyor, çünkü Kültür Bakanlığı bir filmin finansmanı için tek bilindik kamu kaynağı olmasına rağmen Buğday için olağandışı bir destek sağlanıyor. Filmin jeneriğinde yer verilen bilgilerde Başbakanlık Tanıtım Fonu'nun filme destek olduğunu düşünüyoruz. Sıradan bir durum değil tabii bu ve geriye kalan paranın çoğunun bu kaynaktan geldiğini tahmin etmek zor değil.

Buğday, Tarkovski’nin Stalker, Kurban hatta Solaris gibi bazı filmlerini anımsatıyor; hem ulvi mesajlarıyla hem de sinematografisi ile. Hani daha uzun planlar kullanılsa neredeyse Tarkovski’nin kayıp filmi diye yutturulabilir. Tarkovski dindar kimliğiyle öteden beri mütedeyyin münevverlerin ilgisini çekmiş bir sinemacı, Semih Kaplanoğlu da şimdiki haline dönüşmeden önce bile Tarkovski’ye olan hayranlığını ifade edegelmiştir. Oysa çok temel bir fark var. Tarkovski, Rus kültürüne zarar verdiğini, Ortodoks Hıristiyanlığı ortadan kaldırdığını düşündüğü için Sovyet yönetimine muhalif bir yönetmendir. Bununla da yetinmez, nükleer silahlanma çılgınlığı gibi zamanın daha küresel sorunlara karşı da duyarsız değildir. Kısacası sanatı muhaliftir, yaşadığı toplumun yozlaşmış olduğunu düşünür.

Semih Kaplanoğlu’nun neden bir Tarkovski olamayacağını kültürel yetersizlik ve samimiyetsiz mesaj olarak iki ayrı başlıkta irdeleyebiliriz. İlk olarak Buğday filmi esasen Kuran’da geçen ve mülteciler, çevre kirliliği gibi güncel sorunlar eklenerek güncele taşınan kıssalara dayalıdır. Mülteciler ve çevre kirliliği konuları filmin ilk yarısını kurtarsa da ikinci kısmında artık tamamen Kehf suresinin ve Musa ile Hızır’ın hikâyesinin görselleştirilmiş haline dönüşüyor. Fakat asıl sorun bu noktada başlıyor. Çünkü İslam'ın surete, görsel sanatlara karşı hasmane tutumu nedeniyle İslam dünyası görsel bir kültürel birikimden yoksun, kültürel arkaplan olmayınca film karikatüre dönüşüyor. Oysa örneğin Tarkovski, her filminde filmin ana fikrini ve ilgilendiği meselenin sadece kendine has olmadığını yüzyıllardır sorgulanan evrensel bir sorunsal olduğunu ortaya koyan resimler kullanır. İvan’ın Çocukluğu'nda Albrecht Dürer’in “Apocalpse”i, Andrey Rublev’de Rublev’in ikonaları, Solaris’te Bruegel’in resimleri, Nostalgia’da Piero della Francesca’nın “Madonna”sı, Kurban Leonardo da Vinci’nin resimleri ve yine ikonalar vardır. Semih Kaplanoğlu’nun hikâyesi ise böyle bir zenginlikten yoksun olarak tek bir kaynağa dayanıyor.

Filmin mesajı ise Tarksovki filmleri ile görünürde aynı gibi. Tarkovski insanlığın yok oluşa sürüklenişinden endişe ediyor, kimi zaman didaktik biçimde, uzun monologlarla dile getiriyor filmlerinde. Semih Kaplanoğlu da bize aynı endişelerle geliyor. Fakat AKP mitinglerinde rabia işaretleri yapan yeni Türkiye’nin devşirme yönetmeninin asıl samimiyetsizliği o noktada başlıyor. Ne diyor Buğday'da toprak kirlenmiş, tohum yok olmuş, özümüzü kaybetmişiz. AKP iktidarının on beş yılında eşilmedik toprağımız, kesilmedik ormanımız, kurumadık deremiz mi kaldı? Hepsi uluslararası sermayeye ve yerli ve milli yandaş uzantılarına peşkeş çekildi. Tohum tamamen yabancı şirketlerin tekeline verildi. Genetiği ile oynanmış kısır tohumları Anadolu çiftçisine fahiş fiyatlarla satıyorlar. Üründen tohum almak imkânsız, ertesi yıl yine tohum şirketinin kapısına dayanmak zorundasın.
Batı'da okuyanlara bile karşı görünürken Batı icadı sinema sanatını boşverin siz, ne yapsanız olmuyor zaten.