Nefsi müdafaa
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
O her sabah bir cinayet işliyor. Üstündeki kan kurumadan unutuyor yaptığını. Tam tersiyle yaşamaya devam edilmiyor.
O her sabah bir cinayet işliyor. Üstündeki kan kurumadan unutuyor yaptığını. Tam tersiyle yaşamaya devam edilmiyor. Öldürdükten sonra unutmak olmazsa uyunmuyor. Neyse ki kadının uyku problemi yok . Yastığa başını koyar koymaz mışıl mışıl uyuyor. Ama gözünü açar açmaz üstünde o ağırlığı hissetmiyor mu, hemen eli silahına gidiyor. Uzamasın diye geceleri sabahlarını uzatıyor. Gün geliyor aşktan sıyrılan insan bencil olmayı da öğreniyor. Sadece kendi sabahlarını, kendi gecelerini nasıl çıkartacağına bakıyor. Cani kıymete biniyor. Kılına zarar gelmesin, daha fazla kirlenmesin diye kalbi alıyor eline silahı elini kirletiyor. Çok fazla düşünmüyor bile. Zaten düşünmeye vakti olunca öldürmeye vakti olmuyor. İnan elinin bile titremediği zamanlar geliyor. Dikenli yollarda ayakları parçalandıktan sonra haliyle bir daha oralara yolu düşsün istemiyor. Sağlam bir yere sırtını yaslayıp, düğümlenmeden boğazı derin bir nefes almak istiyor.
O her sabah bir cinayet işliyor. İçinde konuşuyorken buluyor ya o adamı nasıl da sinirli uyanıyor. Adamın sesi öyle yumuşak ki, tanımasa onu, kalbini nasıl kıracağını bilmese yine inanacak ona, öyle bir ses. Bazen de bağırıp çağırıyor adam, kadının kafası zonkluyor. Ayarı yok ki adamın. Biliyor kadının onu nasıl iyi tanıdığını, bırakıyor kendini ona. İnanıyor ona, güveniyor. Daha arkasını bile dönmeden onu unutacağına inanmıyor. Her seferinde yanıltıyor adamı kadın. Her seferinde inanıyor kadına adam. Bir zamanlar kadının ona inandığı gibi. Adamın şimdiki haliyle kadının eski hali, ne çok benziyorlar birbirlerine. İşte kadın o eski halini hatırladığında yeniden depremler oluyor göğüs kafesinde. Artçıları bütün vücudunda hissediliyor. Öyle korkusuzca hesap soruyor ki adam bir de karşısına dikilip… Doğruları söyler diye ödü kopuyor aslında. Gözlerinin içinden ateşler çıkıyor ama boğazında bin ton ağırlık, bir cümle etse ağlayacak. Ama adamı bu duruma düşürmüyor kadın.
O her sabah bir cinayet işliyor. Eskiden adamı gördüğü anda bile titrerdi; heyecandan,aşktan. Utanırdı, saklamaya çalışırdı. Öyle sebepsiz bir gülümseme oluşurdu ki yüzünde, aptal gibi hissederdi ama engel de olamazdı. Şimdi de bu soğukkanlılığına engel olamıyor. Dönüp öldürdüğüne bakmıyor, gözü bile kaymadan geçip gidiyor ya yanından öyle sessizce kendi bile şaşırıyor.
O her sabah bir cinayet işliyor. Her sabah o adama aşık olarak bulduğu yanını öldürüyor. Öldürmezse adam onu öldürmekten beter edecek çünkü biliyor. Öyle saf, öyle inanmış ki o yanı. Oturup konuşsa, anlatmaya çalışsa anlamayacak, dinlemeyecek, biliyor. Hiçbir şey demeden saçlarını okşasa, yarın ağlayarak gelecek, gözyaşlarını silmek ona düşecek. İşte bu yüzden izin vermiyor. Bir hayata bir yıkıntı yetiyor. Soğuk havalarda sızlayarak kaza anını unutturmuyor bir zamanlar kırılan yanlarımız. Kadın artık ölmemek için öldürüyor. Mutsuzluğumuzun kaynaklarından biri affedemediklerimizmiş. Kadın adamı affetti. Ama o diğer yanını affetmesi zor olur diye her sabah bir cinayet işliyor. Her sabah o adama aşık olarak bulduğu yanını öldürüyor.