Nerede 87 günde 326 işçi ölür?
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

2015 yılında ilk 87 günde 326 işçi ölmüştü.

Bu insanlık bilgisi, 200 milyarlık dev bütçeyle 2022 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak "petro-dolar" istifçisi Katar'dan gelmiyordu.

Bu korkunç bilanço, ayda 150 dolara çalıştırdığı Asyalı 1200 göçmeni "rüya stat " inşaat harcına katan Katar'ı ruhsal/finansal ilham kaynağı sayan Yeni Türkiye'den gelmişti.

Hani sadece 650 metrekare mutfağı 136 bin 840 kişinin mutfak gelirine denk, parlamenter sistem altın varaklı "bekleme odasına" alınan, yargı sistemi yerine polis ve idari makamı tam yetkili kılan, anayasası torba kanunlarla "paçavra edilmiş" Yeni Türkiye'den gelmişti.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi son 87 günde en az 326 işçinin öldüğünü bildiriyordu.

Onlar, Katar'daki gibi körfezin neoliberalizm üssü İslamcı monarşilerilerin "zevk ve mimari hezimeti" plastik projelerinde çalışan  göçmen işçi değildiler.

Ama "Sömürgen" Türkiye büyümesi vatandaş veya çaresiz Suriyeli demeden bütün emekçileri ölümle eşitlerdi.

Bir "üst akıl'ın" güya durmadan kumpas kurduğu "Saray zırhlı" Yeni rejimin işçi kanı dökülmemiş bir karış yatırım toprağı kalmamıştı.

Aşırı sermaye şişkinliği ve "devlet malı deniz" kaynak aktarım boyutunu  31 inşaat işçisi ya da 29 enerji emekçisinin "ölümü" anlatsa da... 

Bu insanlara kurulan hain/ölümcül komplo  adli, idari, medyatik  zırnık kadar ilgi toplamıyordu.

87 günde 326 işçi ölümü, trendy sağlık anksiyetemiz domuz gribi kadar toplumsal halet-i ruhiyeyi etkilemezdi.

Herhalde Soma organize katliamı için "taziyeye" giden Yeni Türkiye, yerde kolluk güçlerinin tuttuğu madenci yakını tekmeleyip, kamera kapattırıp vatandaş darp ettiğine suskun şahitlik yapınca hepimiz epeyce eksilmiş olmalıydık.

Ya da ekranlarda dönüp duran "o uyanık" iş güvenliği kamu spot alt riyakar metni doğrultusunda "ölen işçi inanın kusurludur" bilincine ermiştik.

Onlar ölümlerinin yası ve kaydı tutulmayan, yaşarken "hiçkimse kitlesiydi".

Yalnızca cenazelerini kaldırırken yürümelerine izin verilen "hiçkimse kitlesiydi".

İslamcı Türkiye Kapitalizmi yerin altına sekiz taşeron halkasıyla inerken yerin üzerine de sekiz kat taşeronla yükseliyor ve küresel sisteme vahşi "Türk Usulu Emek Sömürü" modeliyle yerleşiyordu.

Sokağa çıkan, iş güvenliği arayan emekçiye "İç güvenlik" gereği gaz sıktırıp, "milli güvenlik" diye grevini sönümlendirirken "sermaye birikimini" hızlandırır.

Sonra anında dönüp ayni kitleden "şahsi iradesi" için 400 vekil isterken "oy sömürüsünün de" zirvesine çıkardı.      

Katar'daki  kıyımı yaya bırakan bu cinayet skorumuz elbette Başkanlık "hezeyanıyla" yanıp tutuşan Saray'a "kapalı istihbarat-kapalı güvenlik" ödeneği çıkartmış "pahalı kefen, sentetik kaftan" tebdil-i kıyafet kürsü kürsü dolanan Yeni Türkiye'ye vız gelirdi.

Çok zorlanırlarsa, Soma, Ermenek ilçe isimleri bir gece yarısı torba kanunla değiştirilir hatta "şok, şok, şok" medya operasyonuyla bu katliamların olmadığının belgelerine bile ulaşılırdı.

Gün o gündü...

Bir ülkenin tüm "gerçekliğini, insanlarıyla" kaybettiği gündü...