Nerede o eski bayramlar?
Murat Meriç Murat Meriç
Bayram yerleri çok zamandır kurulmuyor. İnsanlar kendilerine benzeyenlerlerle “kutluyor” artık “bayram”ı

Bayram denince aklıma iki şarkı gelir: Biri, hepimizin bildiği Barış Manço şarkısı, “Bugün Bayram”. Duyduğumda çocuktum, bir bayram günü müydü bilmiyorum ama o buruk hissi çok iyi hatırlıyorum. Sevdiklerim yanımdaydı ve onları kaybetme duygusu bana uzaktı... Art arda anneannemi ve dayımı kaybettim, şarkıyı daha iyi anladım. Sonra gidenler arttı: Dedem, babaannem, Erdoğan Amca, Ali Abi ve hatta hiç ölmeyecekmiş gibi gelen arkadaşlarım Ömer, Nuh, Ebru... Bir gün, gidenler kervanına Barış Manço da katıldı. Öldüğünü öğrendiğim an aklıma gelen, bu şarkıydı: “Sen gittin gideli / İçimde öyle bir sızı var ki / Yalnız sen anlarsın // Sen şimdi uzakta / Cennette meleklerle / Bizi düşler, ağlarsın...”

Bayramdan söz eden diğer şarkı, Edip Akbayram’dan Güler Duman’a pek çok insanın seslendirdiği Âşık Mahzuni Şerif imzalı “Bugün Bizde Bayram Var”... Bu da bir yoksunluk şarkısı. Daha doğrusu, yoksulluk. İkinci dizesi, ilk dinleyişte komik gelir ama sonra çok can yakar.

Bayram denince akla gelen şarkı çok. İbo şarkısı “Balonlarım Vardı” mesela: “Benim balonlarım vardı / Onları kimler aldı / Mutlu bayramlar vardı / Kim bilir nerede kaldı...” İbo (İbrahim Tatlıses değil, birkaç yıl önce kaybettiğimiz “şişman” İbo) 1977’de “eski” bayramları hatırlıyor ve soruyor: “Bayramları bekler / Bayramları yaşardık / Bayramlar mı eskidi / Bizler mi yaşlandık?” Yıllar sonra karşılaşacağımız Murathan Mungan dizesindeki duygu da aynı: “Biz büyüdük ve kirlendi dünya...”

Bayramlık şarkılar, bayramlık türküler ya da bayramdan söz edenler kenarda dursun, başka bir yerden ileteyim… Hep söylenir, “nerede o eski bayramlar” denir ve iç çekilir. Peki ne vardı o eski bayramlarda? “Nerede” diye aradıklarımız, peşine düştüklerimiz, özlediklerimiz, tam olarak ne? Herkesin aklında bir “bayram” var elbette. Dünya kirlenirken temiz kalanın özlenmesi doğal. Temizlik biraz da hafızamızda.

Bayram denilen şey heyecanlıydı. Bayramlıklarımızı alır, sıraya girer, büyüklerimizin ellerinden öperdik. Çocuktuk, mutluyduk. Ne zaman değişti, hangi ara “bayram”dan uzaklaştık, bilmiyorum. Bugün, öyle bir ayrımcılık var ki memlekette, neredeyse bayramı kutlayanlarla kutlamayanlar birbirine girecek!

Oysa bayram birleştirir. Bunun için bayramdır. Bugün, bayramı “kutlayan” kesim, “oruç tutmadın, ne hakkın var bayram kutlamaya” diyerek giriyor lafa... Bayramın adı bile farklı: “Ramazan bayramı” diyenlerle “şeker bayramı” diyenler kapışıyor artık. Sınırlar belli, bir araya gelmek mümkün değil.
Birleştirici dedim ya, bayramın asıl eğlencesi, bayram yeriydi. Herkesin eşit olduğu yer. Edremit’te, pazarın kurulduğu caddenin sonundaki açıklıkta tezgahlar kurulur, ortada da bir lunapark olurdu. Çanakkale’de, pazar alanındaki derenin kıyısında kurulurdu bayram yeri. Pamuk şeker satanlar, baloncular, seyyar oyuncakçılar derken panayır alanını andıran bayram yerleri en büyük eğlencemiz olurdu.

Güzel şeylerden söz edeyim: Bayram yeri tasvirine, Nükhet Duru’nun “Cambaz”ında rastlıyoruz. Mehmet Teoman - Cenk Taşkan “iş”i olan bu şahane şarkı, çocukluğumda en çok dinlediklerimden: “Herkes toplanmış bayram yerinde geziniyorlar / Elde simitler, küçük çocuklar itişiyorlar, gülüyorlar / Hava güneşli, herkes eş ahbap dost selamlıyor / Kızlar neşeli, delikanlılar bayram ediyor, gülüşüyor...”

Bayram yerleri çok zamandır kurulmuyor. İnsanlar kendilerine benzeyenlerlerle “kutluyor” artık “bayram”ı. Birkaç yıl önce, merak edip Feshane ve Sultanahmet’teki “şenlik»lere katılmıştım; “bunun ne işi var burada” tarzı bakışlardan şiddetle sıkılarak ayrılmak durumunda kaldım.

83 yıl öncesine gideyim... Sermet Muhtar Alus, 30 Haziran 1932 tarihli Akşam’da, İstanbul’un bayram yerlerini anlatırken, en “civcivlisi”nin, Beyazıt Meydanı olduğunu söylüyor: “Tiyatro, cambaz, hokkabaz çadırları… Hepsinin kapısında trampon, kranete, zilli davuldan mürekkep, çatlak ve canhıraş bir muzika gür gür gürler, kulakların zarını patlatır. (...) Köşede bucakta, nişan atma, deniz aygırı, Hindistan canavarı, Afrika ejderhası barakaları da gırla.” (“Masal Olanlar”, İletişim Yayınları, 1992)

Bir başka alıntı, Sennur Sezer - Adnan Özyalçıner imzalı “Bir Zamanların İstanbul’u / Eski İstanbul Yaşayışı ve Folkloru”ndan (İnkilâp Kitabevi, 2005): “Bir ibadet ayı olan Ramazan, İstanbul’da ibadetler kadar, bir ziyafet ve coşkunluk ayıydı.” Yazarlar, oruç bozmayı müteakip akşam namazının kılındığını, yemeğe sonra oturulduğunu yazıyor. Teravih sonrası ayrı bir curcuna.

Müsahipzade Celal, “Eski İstanbul Yaşayışı”nda (İletişim Yayınları, 1992), bu faslı şöyle anlatıyor: «Camiden çıkan halk arasında sohbet erbabı ağaç altı kahvelerine, saz söz ehli olan saz şairlerini dinlemek için Çemberlitaş civarındaki Tavukpazarı saz şairleri kahvelerine, çiftenağralı, çığırtmalı, zillimaşalı, darbukalı zurnalı semai kahvelerine dağılırlar, herkes kendi zevkine göre hoşça vakit geçirirdi.” İslam›ın bir hoşgörü dini olduğunu ısrarla tekrarlayanlar, hoşgörüden en uzakta olanlar. Hoşgörü demişken, Müsahipzade Celal, şu ifadeyi de kullanmış: “İyd-i fıtr-ı Ramazan da dediğimiz Şeker Bayramı...” Bu alıntı, “şeker bayramı” lafını yeni icat sananlar için. Bilakis, ayrıştırmak için kullanılan “Ramazan bayramı” ifadesi yeni.

Yazar, bugün hayal bile edemeyeceğimiz şeylerden de söz ediyor: “Zenginlerin, vükelânın otuz kırk odalı o mükellef yalılarının, köşklerinin, kış ise İstanbul’daki konaklarının harem selâmlık kapıları iftara yakın ardına kadar açılır. Kadın ve erkek davetli davetsiz, zengini fukarası iftara gelir, hürmetle karşılanırlardı. Dairesine göre haremde selâmlıkta bütün Ramazan’da bazı zengin konaklarında her akşam kırk elli hatta yüze yakın sofra kurulurdu.” Daha geçtiğimiz hafta, belediye başkanlarından biri, dağıttığı 100 liralarla poz vermiş, çok tepki alınca “mecburen” özür dilemişti. Böyle günlerdeyiz. Geriye bakıp “eski” bayramları özlememek mümkün değil.

Barış Manço’yla açtım yazıyı, onunla bitireyim... Fazla söze gerek yok, şarkı kendini anlatıyor zaten: «Bugün bayram, erken kalkın çocuklar / Giyelim en güzel giysileri / Elimizde taze kır çiçekleri / Üzmeyelim bugün annemizi...»

Cümleten bayramınızı kutlarım.