New York’ta bir Kızılderili

New York’taki Central Park’ın ana girişinde büyük bir anıt yer alır. Bir süvariyi tasvir eden anıtın altında adı yazılıdır: William Tecumseh Sherman. 1861-65 yıllarındaki Amerikan İç Savaşı’nda köleci Güney Eyaletleri’ne karşı savaşı yöneten bir general. İlginç olan şey, General’in adı. Çünkü “Tecumseh” bir kızılderili ismi.

Şavni (Shawnee) kızılderililerin efsane savaşçısı Tecumseh kendi “kızıldere”sinde çarpışarak ölürken (1813) geriye büyük bir onur bıraktı. Adı beyaz çocuklara bile verildi.

Gençliğinde katıldığı savaşlarda dikkat çeken Tecumseh, ağbisinin bir çarpışmada ölümünden sonra kabilelerin birliği için özel bir çabaya girişti. Ona göre savaşı kazanmanın tek yolu, parçalanmış yerli birliğini sağlamak ve ortak bir direniş geliştirmekti. Kabilelerin ayrı ayrı savaşmasını yararsız buluyordu.

Ama yerlilerin çoğu bir direniş ruhundan yoksundu. Şefler, Birleşik Devletler ile anlaşma yoluna gidiyor, topraklarının büyük kısmını terk etmeyi kabul ediyordu. Bu anlaşmalarda hükümet, aynı vaadleri tekrarlıyordu: “Yerlilerin medeniyete katılması ve avcı yaşam biçiminden çıkabilmesi için, yerleşik çiftçi ve üretici olabilmeleri yolunda destek verilmesi, vesaire vesaire.” Bizimkilerin Kürt sorununu tarif etmesi gibi: Feodalitenin aşılması, küreselleşmenin ve serbest piyasanın nimetlerinden yararlanılması vesaire vesaire.

Tecumseh bu tür anlaşmaları geçersiz sayacağını açıkladı. Yanında üç yüz savaşçıyla birlikte, aylar süren yolculuklara çıktı. Ohio, İndiana, Florida, Missouri ve New York bölgelerinde şeflerle görüştü, kabile toplantıları yaptı. Birleşik Devletler’in o zamanlar kelle başına taban fiyat uygulaması vardı. Mesela bir Apaçi kellesi yirmi pesoydu. Asi kabilelerdeki yedi yaşından büyük herkesin öldürülmesi zorunluydu. Bizim hükümetimizin bugün erdiği dahiyane “irşat ekipleri” kurma ve bol bol ibadethane açma aşamasına daha gelmemişlerdi.

“Biz beyazlara ağaçlarla kaplı dağları ve av dolu vadileri verdik. Ama karşılığında savaşçılarımıza ve kadınlarımıza ne verdiler? İncik boncuk, içki ve mezar,” demişti Tecumseh. Güney Amerika’da halkları birleştirmeye çalışan Bolivar ne idiyse, Kuzey Amerika’da Tecumseh oydu. Aradaki fark, bugün Bolivar’ın takipçilerinin olması, ama Tecumseh’in izinden gidecek bir halkın kalmaması.

“Bir ülkeyi satmak mı?” diyordu Tecumseh, “Hava neden satılmasın o zaman, bulutlar, denizler ve yeryüzü neden satılmasın?”

Kabilelerle yapılan toplantılarda, yaşlılar ve şefler Tecumseh’in önerilerinden çekiniyor, ama gençler Tecumseh’in ardına takılıyordu. Ordusunda otuz iki değişik kabileden savaşçı vardı. Ateşli konuşması ve kararlığı herkesi etkiliyordu. “Bir gün ayağımı böyle yere vurduğumda yer sarsılacak” diyordu. Ertesi kış büyük bir deprem olduğunda yerliler, ayağını yere vuracak olan Tecumseh’in sözlerini hatırladılar.

Ama her şey istediği gibi olmadı. Tecumseh henüz tam hazırlanmadığı erken bir savaşın içinde buldu kendini. Çarpıştılar, zayıf düştüler, geri çekildiler. Sınırdaki büyük savaşta yenildiler. Ve yenenler, adet olduğu üzere, kılıçlarının kanını yenilenlerin elbiselerine sildiler.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçan Benjamin, eğer İspanya’da sıkışıp intihar etmeseydi, New York’a gidecekti. Hep merak ettiği Central Park’ın girişindeki süvari anıtını görebilecek, Adorno’nun söz ettiği Park’ta kitap okuyacak, hatta günlüğünü yazabilecekti. Benjamin bir keresinde Brecht’i Danimarka’daki evinde ziyaret etmişti. Brecht’in oğlunun odasında duvara asılı olan New York haritasını görünce heyecanlanmış, Central Park’ı dikkatle incelemişti. Gri medeniyetin içindeki yeşillik adasıydı bu.

Ne Benjamin’e New York’u görmek, ne de Tecumseh’e kızılderililerin kurtuluşunu gerçekleştirmek nasip oldu. Biri Nazilerin gazabında, diğeri beyazların zulmünde can verdi.

Yenilmiş olsa da, Tecumseh’in adı bugün New York’un göbeğinde beyaz bir askerin anıtında parlıyor. Onun cesaretinin, onurunun ve “büyük davasının” büyüsünden beyazlar bile kaçamadı.

BİZİ TAKİP EDİN

360,158BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,365TakipçiTakip Et
7,986AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL