Neye niyet neye kısmet?
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

AKP’ye yöneltilen eleştirilere derhal şöyle itiraz edilir:

“Niyet okuması yapıyorsunuz! Bakalım sahiden öyle mi yapacaklar?”

Bu tepkinin tipik örnekleri, önce 2. el-Cumhuriyet’in adım adım kurulmasıyla başladı, ardından devlet eliyle bu kez kendilerinin tepeden aşağıya dinci-kinci muhafazakâr bir toplum örgütlemelerinde görüldü. Eğitim, sağlık, yargı vb. alanlarda reform deyip sonra kazık haline getirdikleri uygulamalarında sürekli yaşandı, yaşanıyor.

Hepsinde de “niyet okuyorsunuz, yok öyle şey” denmemiş miydi?

Kaldı ki muhalefetteyken iktidar karşısında iyi niyet beslemek, sadece saftorikliktir. Üstelik özellikle AKP’nin niyetinin bozuk olduğu bezirgâncılık tarzlarında, reel politik manevralarında, her şey bir yana o meşhur “torba yasalarında” açığa çıkmadı mı?

AKP’ye karşı önyargılı olmak ve niyetlerinin bozuk olduğunu baştan bilmek, felaketlerin etkisini azaltmadaki en beşeri tedbirlerden birisi sayılmalı. Çünkü “demokrasi” diye diye, tepedenciliğin, despotluğun daniskasını yapıyorlar. Elbette demokrat filan değiller, ellerine geçen her fırsatta düpedüz ceberut olduklarını ispatlamaktalar.

“Çoğunluk biziz, sandıktan biz çıktık, neylersek demokrasi kitabına uygundur” demiyorlar mı? Yani iyi niyetliler! Öyleyse biz de bir kereliğine muhalifliği bir kenara koyup “iyi niyetli” olmaya da çalışalım. Mesela üç gün önce TBMM başkanı Cemil Çiçek TESEV’in yeni anayasa panelinde, istikbalimiz hakkında bazı ipuçları verdi. AB’ye üye olmak uğruna verilen tüm taahhütlerin yeni anayasa haline getirileceğinden de söz etti. Bu durumda AKP “İkiz Sözleşmeler”de yer alan hususları da yerine getirecek mi? Yani Kürtlere self determinasyon (kendi kaderini tayin) hakkı da tanınacak mı? Haydi bakalım, öyleyse koyun Kürtlerin önüne referandum sandığını, biz de “yanılmışız” diyelim, bedeli barış olacak böyle bir yanılgıya “eyvallah” diyelim.

Öte yandan şu son 4+4+4 eğitim mucitliğinde, “kızlar eve kapatılacak, çıraklık yaşı on bire inecek” itirazına verdikleri cevap yine “niyet okumayın” olmuştu.

Ama en liberal-jakoben Ahmet Altan bile niyet okumak zorunda kaldı: “Anlayabildiğim kadarıyla AKP’nin içinde ‘eğitim’ deyince sadece “imam-hatipleri ve kız öğrencileri’ düşünen, kafası bin yıl öncede kalmış, bugünkü nesillerin gelecek yıllarda dünyadaki diğer gençlerle nasıl rekabet edeceğini hiç düşünmeyen birileri var. ...bir grup ‘takıntılı’ parlamenterin Ortaçağ’da gezinen zihniyetine esir olarak eğitim gündemini belirlememeliyiz” dedi.

Breh, breh! Yahu böyle şeyleri biz azıcık ucundan kenarından söylediğimizde, ne Ergenekonculuğumuz kalıyor, ne darbeciliğimiz! “Çoğunluğun tercihini, seçim sandığını kabul etmiyorlar” diye yaftalanıyoruz. Ne oldu? AKP-Cemaat dalaşı, liberallerin de niyetini mi bozdu? Bilmiyorum.

Bildiğim şudur: “Sandık yoluyla demokratikleşmeyi” içine sindirebildiğin koşullarda bile (geçen gün İbrahim Kaboğlu hocamızın da hatırlattığı) asgari iki koşul vardır: Bir, asker kışlaya çekilecektir; iki, din camiden çıkmayacaktır. İmamların görevi kesinlikle, polislik, savcılık filan diye tanımlanamayacaktır.

Çünkü din eliyle toplum mühendisliği, siyaset mühendisliği dinsel jakobenliktir. Dini sadece siyasete değil kapitalizmin en vahşi biçimi neo-liberalizme de alet etmektir. Zaten attıkları her adım aslında sermaye içindir. En masum gibi görünen eğitim düzenlenmesinde bile çıraklık gibi vahşi sömürü amaçlanmadı mı?

Peki sakin olalım ve Cemil Çiçek’in yeni anayasa için söylediklerinden devam edelim. Madem çoğunluğun İNANÇLARI üzerinden yaptıkları tercihler, demokrasi gereğidir... Yani “toplumun çoğu zaten öyle düşünüyor” deyip dinsel inançlar adına her şey mubah görülebiliyor... O zaman çoğunluğun İHTİYAÇLARI üzerinden yapacakları potansiyel tercihler niye demokrasi gereği sayılmıyor?

Çoğunluk yoksul! Haydi bir referandum yapalım... Devrim, üretim araçlarının kamulaştırılması filan, bunlardan vazgeçtik. Forbes dergisinde Türkiye’nin dolar milyarderleri listesi yayınlanmıştı ya... İşte referandumda “bu zenginlerin malları yoksullara eşit olarak dağıtılsın mı dağıtılmasın mı?” diye soralım! Referandumun sonucu nasıl olur?

Yemezler! Değil mi?

“Demokrasi dediysek bunu kast etmedik” derler, değil mi? İşte bunun için demokrasi dedikleri, sadece kendi işlerine gelenlerdir, sadece kendi çıkarları için bir demokrasidir, kendi işlerine gelmeyen talepler, çıkarlarına ters düşen talepler karşısında ise tıynetleri bellidir: Diktatörlük!

Böyle bir referandum yapamayacağınızı “anlayışla” karşılayabiliriz. (Bizim niyetimiz bu sorunu zaten devrimle çözmek.) Ama AB normları ve 2005 yılında AKP ve CHP oylarıyla, 37 yıldır konulan çekinceleri kaldırılan “İkiz Sözleşmeler” yeni anayasada yer alabilecekse, o halde Kürtlerin çoğunluğunun sesine neden kulak vermiyorsunuz? Haydi bırakın Kürtlerin önüne sandığı, kaderlerini tayin etsinler...

Biz zaten Kürtlerin niyetini okuduk, biliyoruz, kötü niyetli değiller.