Nezaket, hakaret, Rapunzel
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Düşünsenize pek çok yerde kadına kadın demek hala kabalık sayılıyor. Olimpiyatlarda ‘bayanlar’ yarışır, “yenge” kelimesi genellikle “Senden bir cinsel talebim yok ha” cümlesi yerine kullanılır. İnsan helaya bay ya da bayan der mi? Kimi bayabilir hela?

Rakı sofrası rindlerin sofrasıdır. Nezaket sofrasıdır. Ama nezaket, genellikle zannedilenin dışında tezahür eder. “Aman efendim” diye başlayan pek çok cümle nezakete çok uzaktır. “Ulan sen de” diye başlayan pek çok cümle de ziyadesiyle naziktir. Bu, bütünüyle durumla ilgilidir.

Sürekli tabağınızı değiştirip duran garson mu naziktir? Yoksa önceki günden kalan börülceyi servis etmeyi reddeden mi? Yahut sarhoşa rakı vermeye devam eden garson mu naziktir, yoksa reddeden mi?

HAKARET MESELESİ

Hakaret kelimeleri de hepimize lazım sonuçta. İnsan zaman zaman ağız dolusu hakaret etmek istiyor. Ama bu o kadar kolay değil. Düşünsenize Kemal Sunal’ın ağzına tek ş’li “eşoleşek,” ne kadar çok yakışır. Hakaret kelimesi olabilir mi o dünyanın en güzel gözlü hayvanı ama?

Cinsiyetçi hakaretleri dilden temizlemek de o kadar kolay değil. Yahut hastalıklar: Şizofren, sağır, kör... Ne bileyim etnik referanslar: “Çingenelik yapma”. İş karışık.

Hakaret kelimeleri nezaket kelimeleri de olabilir. Vurguya bakar. Ara ara bahsettiğim rahmetli Oğuz Abi, garsonları “kerhaneci” diye çağırırdı. Garsonlar en çok Oğuz Abiyi severdi.

Pek masum “kardeşim” kelimesi yahut. “Kör müsün?”den daha kuvvetlisi “Kör müsün kardeşim”dir. Yahut şişko yerine Allah’ın şişkosu demek? Madem bir Allah tasavvurun var, zayıflar kimin?

SİYASİ HAKARETLER

Komünist kelimesi bir komünist için övgüyken sıradan bir sağcı parlamenter hakaret için kullanır. Tersi doğru değildir ama. Faşist kelimesi onu sadece tanımlıyor olmasına rağmen bir faşist için de hakarettir.

Bir de cumhurbaşkanına hakaret mevzuu var. Her fırsatta halkın aşırı teveccühüyle seçildiğini söyleyen bir cumhurbaşkanı neden bu kadar alıngan olur?

DEYYUS İNCELEMESİ

8 Mart’ta birisi bir pankart hazırlamış. Sosyal medyada çokbinlerce kere paylaşıldı: “Topla saçlarını Rapunzel, deyyus merdivenleri kullansın!”

Pek beğenilmiş olmalı ki hala kullanılıyor, paylaşılıyor.

Bir inceleyelim bakalım:

1. Herşeyden önce bahsi geçen “deyyus” Rapunzel’i dövmeye, namus cinayeti işlemeye filan gelmiyor. Kurtarmaya geliyor. Hapisten. Kibar davranılması gerekir.

2. Sloganperver kardeşimiz belli ki masalı bilmiyor. Pankartta fiziki hata var. Çünkü kulede merdiven yok.

3. Tut ki merdiven var. Bahsedilen “deyyus” merdivenleri kullanarak Rapunzel’e öyle kolayına ulaşabiliyorsa merdivenler kullanılabilir durumdadır. Rapunzel kendisi de kullanabilir. Neden zavallı Rapunzel yüceltileyim derken salak oluyor?

4. Hadi bütün bunları geçtik. Rapunzel’i kurtarmaya gelen “deyyus” oraya merdiven varken zaten neden saç tutup da akrobasi yapsın? Merdiven çıkmak, saçla tırmanmaktan açık ara daha kolaydır.

5. Gelelim en fecisine. Deyyus ne demek, TDK’den bakalım: Karısının veya kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman (kimse). İffetsizliği kategorik olarak reddetmiş insana deyyus deniyor yani. Yahu niye hakaret kelimesi olarak kullanılıyor bu kelime. Üstelik kadın haklarını mevzu ederek. Adam gayet özgürlükçüymüş işte.

NEZAKET

Ben, başımızdaki en büyük musibetlerden birisinin nezaket kelimesi ile mesafemiz olduğunu düşünüyorum. Nezaketin ne olduğu konusunda acayip kafası karışık topraklarda yaşıyoruz. Pek çok münasebetsizlik, kabalık olduğu bilinmeden, “iyi niyetle” yapılır bu topraklarda. Örneğin yaya geçitinden yürüyen insana korna çalan şoför o zebra işaretini yol süsü sanmaktadır. Kornayı da nezaketinden çalar. Ezilmesin ister yaya. Bütün kalbiyle ezilmesin ister. Aklına beklemesi gerektiği gelmez.

Bir yandan da lüzumsuz derecede naziktir buraların insanları. Yol sorarsın, bilmedi mi özür diler. Ateş istersin yoksa özür diler. Çok şükür ki pek çok yerde de fırın sorarsın ekmeğini verir, lokanta sorarsın, sofraya buyur eder.

ADAB-I MUAŞERET

Ben çocukken ortalık abuk subuk adab-ı muaşeret kitaplarıyla doluydu. Cumhuriyetin küçümsediği “zavallı” halk için bir eğitim çalışmasıydı bunlar. Bu kitaplar yüzünden benim kuşağımda nezaketi peçete tepiştirecek yeri öğrenmek veya kalabalığa girerken önce kimin elini sıkmak gerektiğini ezberlemek zanneden epey bir insan yaşıyor.
Sanırım toplumsal kabalık kinetiğimizin sebepleri arasında bu kitaplar da var.

Düşünsenize pek çok yerde kadına kadın demek hala kabalık sayılıyor. Olimpiyatlarda ‘bayanlar’ yarışır, “yenge” kelimesi genellikle “Senden bir cinsel talebim yok ha” cümlesi yerine kullanılır. İnsan helaya bay ya da bayan der mi? Kimi bayabilir hela?

Nezaket kadına kapı açmak yahut yağmurda ceket vermek değildir. Kadınlar kendileri açabilirler. Benim rastladığım kısmı açabiliyordu. Erkeklerle aynı miktarda ıslandıkları da kesin. Nezaket önce diğerlerini düşünmek, başkasının yerine kendini koyabilmek filan gibi kolay öğrenilebilecek, hatta her insanın içinde bir köşede konuşlanmış bir şeydir.

Hepsinden önemlisi kendinden güçsüz olanı kollamaktır. Bir alttakine yol vermektir. Sokaktaki hiyerarşinin kamyon, araba, motosiklet, bisiklet, yaya, bebekli, engelli, çocuk, hayvan şeklinde gittiğini, alttakilerin her zaman haklı olduğunu bilmektir.

Çilingir adabındaki bence en temel kural olan “kimseyi rahatsız etmedikçe herşey serbesttir” cümlesi de bunu anlatır. Ve bütün hayata temel hukuk kuralı olarak uygulanabilir.

Bu hafta kadehlerimiz gururumuz tutsak akademisyenler şerefine.