Nihayetinde Hakan Şükür bi Lefter değil
ERAY ÖZER ERAY ÖZER
Şu hayatı yaşamanın binbir tane yolu var.
Şu hayatı yaşamanın binbir tane yolu var. Ve binbir yoldan hangisinde ilerleyeceğine insanın kendisi karar veriyor. Seçimler, bütün bir hayat boyunca yaptıklarınızın nasıl algılanacağını belirliyor. Siz farkında olmasanız da...

Koca bir ömrün ardından bir bakıyorsunuz ki, neyi kazandığınız değil kazandıklarınızla ne yaptığınız önemli oluyor.

Yaşlandıkça sahip olduklarınız değerini yitirirken, paylaştıklarınız anlamlı hale geliyor.

***

Bir mesleği yıllarca, en üst seviyede layıkıyla ve başarıyla yaptıktan sonra vitesi yavaş yavaş küçültmek, hayatın ritmini -öyle tamamen bir kenara çekilecek kadar değil ama- bir ‘tık’ düşürmek, anıların zihnimizin bir köşesinden dilimize dökülmesine izin vermek...

Çocuk sevmek. Torun sevmek. Dostları sevmek. Ve bunların hepsine emek harcamak.

Daha çok gülmek, hayatın o boğucu koşuşturmasının dışında kaldıkça bir çiçeğin, yazın, baharın kokusunu daha derinden duymak.

Öğretmek. Faydalı olmak. Bir yerden sonra kendiniz için çalışmayı bırakıp başkaları için çalışmak.

***

Lefter Küçükandonyanis de büyük futbolcuydu, -istediğiniz kadar inkar edin- Hakan Şükür de. İkisi de Türkiye’nin en büyük kulüplerinin tarihine damga vurdular. Rol modeli oldular. Küçücük çocukların futbolu sevmesini sağladılar. Sokak aralarında top peşinde koşan ufaklıklar ikisinin ismini sayıkladı.

İkisi de Türkiye’yle yetinmeyip Avrupa’da futbol oynadı. İkisi de ‘ilk’leri başardı.

***

Fakat ikisinin arasında çok belirgin farklar da vardı. Birisi futbolu sevdi, çok sevdi. Yaşlılığında, 70’inde bile önünden top geçse kalkıp oynayacak kadar çok sevdi. Diğeri futbolu sevmedi, sevemedi. Babasının zoruyla çıktığı yolda Allah vergisi yeteneğiyle (öyle bir yetenek ki, sıklıkla büyük bir yeteneksizliğe de benzetilir ama aslında sahiden büyük bir yetenektir) bir futbol ikonu oldu ama futbolu belli ki bir türlü sevemedi. Bir ‘iş’i vardı ve bu işini iyi yapıyordu. Hepsi bu.

***

Birisi bu ülkede iktidardaki zihniyetten çok çekti. Ona dokunmadılarsa bile, en yakınlarının Rum olduğu için bu topraklardan sürgün edilişine tanık oldu. Canı acıdı. O ve Büyükada’daki arkadaşları belki hepimizden çok bu toprakların çocuğuydu, buralıydı. Bu, canlarının yanmasına engel olamadı.

Diğer iktidardan yana hiç sorun yaşamadı. İktidar kimdeyse onunla hep bir kol mesafesinde durmayı bildi. Yakın tarihimizin en çok tartışılan başbakanını nikah şahidi yaptığı gün de, aynı başbakanın döneminde işlenen faili meçhul cinayetlerin birer birer açığa çıktığı şu günlerde de güçlü olanla mesafesi hep aynı kaldı. Mafya liderleriyle kol kola girdi, beraber tatile çıktı. Aynı insanların ‘mevcut anayasal düzeni yıkmaya çalışmakla’ suçlandığı günlerde bu kez diğer tarafla, yıkılmak devrilmek istendiği iddia edilenlerle aynı safta yer almayı başardı. Üstelik iktidarla arasındaki yakın ilişkiyle yetinmeyip bizzat iktidara talip oldu. Güçlünün yanında olmaktan vazgeçip, bizzat güçlünün kendisi olmaya karar verdi.

***

Birisi güzel yaşlandı. Yavru martıların çığlıklarıyla uyandı, baharın kokusunu içine çekti. Herkese örnek oldu. Kendisini sahada izleyemeyecek kadar genç olanların da rol modeli, sevgilisi, ikonu olmaya devam etti. Futbolu bıraktıktan yıllar yıllar sonra bile çocuklar hala sokak aralarında onun adını sayıklayarak koşuyordu.

Diğeri futbolu bıraktı, siyasetin o soğuk pelerinini kuşandı, hala vakti var ama ne baharın kokusunu içine çekebiliyor, ne de yavru martıların çığlıklarından haberdar. Ve bunu duymak onu üzer mi bilmem ama sokak aralarında çocuklar onun ismini tekrarlayarak çalımlar atmıyor artık.

***

Birisinin mesleği futboldu. Hayatı futbol. Her şeyi futbol. Futbol ona çok paralar kazandırmadı, o futbolun para kazandırmadığı günlerin kahramanıydı ama ne gam. İşi futboldu, yapacak bir şey yok. Hobisi ise Büyükada’da en sevdiği kahvede oturup top koşturan çocukları izlemekti, kahvesinden bir yudum alıp etrafına toplanan gençlere anılarını anlatmaktı...

Diğeri futboldan çok kazandı. Belki de herkesten çok kazandı. En çok o kazandı. Onun için futbol artık eski meslek. Şimdinin milletvekili o. Halkın -bir türlü çıkmayan- sesi. Hobisi de ayda 150 bin liraya futbol yorumculuğu yapmak. Paraya ihtiyacı olduğu düşüncesine kargalar güler. Hobi için yapıyor bu işi. Keyif için. Milletin vekilliğini de gereği gibi yapabiliyor mu, takdir sizin.

***

Birisi güzel yaşlandı. Çok güzel yaşadı, çok güzel yaşlandı. Hani en başta demiştim ya, yaşlandıkça sahip oldukların değil, paylaştıkların anlamlı oluyor diye. Belli ki o bunun farkındaydı. Tam da bu yüzden sadece Fenerbahçelilerin değil, hepimizin içi yanıyor. Herkes ağlıyor.

Diğeri hayatın nasıl da bir çırpıda geçiverdiğini bilmez gibi. Bu saatten, bunca paradan, şöhretten sonra azaldıkça çoğalacağından bihaber sanki. Onu takım farkı gözetmeksizin herkesin aynı derecede sevdiğini söylemek güç. Takımlarüstü olmak gibi bir derdi hiç olmadı ki... O hep kendisine iyi gelen bir takımın yanında oldu.

***

Birisine Ordinaryüs dediler. Diğerine Kral. Sadece bu bile bütün yazıyı özetliyor aslında. Başka söze gerek yok.

Nur içinde yat Lefter!