Noel dinlencesi
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Dostlarımız yanınca, çağrılı olduğumuz Belçika’ya gidiyoruz Noel’de, dört günlüğüne. İlk gece operadayız: Poulenc’nin Karmelitlerin Söyleşisi. Günümüzün önemli seslerinden Patricia Petibon da sahnede. Operanın son(Salve Regina) bölümü değil yalnızca, girişten başlayarak gezinekleri, içerisi, o tarihsel yapısı da bizi etkiliyor. AKM olayı geliyor usuma. Belçika’da yaşayanların sayısı 11 milyona yakın. Brüksel’in sayısı bir milyonu geçkin. Gent ise 250 bin dolayında. İrili ufaklı her bir yerleşimde en azından bir opera yapısı var. Belçika’dan büyük İstanbul’da, Türkiye’de diğer illerde söz edebileceğimiz tam donanımlı hangi opera yapısı var? Bir Taksim’dekine kaldık. Ola ki yapıldı AKM, kim söyleyecek, kim çalacak? Operamız, sanatçılarıyla yeterli bir sayıda, yetkin durumda mı; ve bu konu umurunda mı Kültür Bakanı’nın?...


Gent Belediyesi Kültür İzlenceleri Yöneticisi Attila Bakıroğlu. Dışarıdan sanatçıları getiriyor, örgütlüyor, özellikle dinletiler düzenliyor. 13 yıl önce çağırmıştı, Yargı’yı oynamıştım orada. Öyle tanışmıştık. Yazlarını ailesiyle Türkiye’de geçirince, dostluğumuz ilerledi süreç içinde. Noel gecesi evlerindeyiz. Yemek öncesi Attila’nın eşi sevgili Hilde De Clercq oturuyor piyanonun başına. O tek çalgısı değil. Uzmanlığı daha çok vurmalılar üzerine(darbuka, bendir, tef) Gent’te okullarda ders veriyor. Hilde’nin çeşitli özelliklerinden biri de oluşturduğu o inanılmaz defter; Türkiye’de ne türkü varsa derlenmiş toparlanmış içine konmuş gizli saklı bir hazine... ve gelelim Hilde’nin sesine... Türk halk türkülerini bu denli güzel yorumlayan kaç kişi vardır bilemem ama onun Kalan Müzik’ten çıkan CD’sini bir dinlemelisiniz derim (Sudan Sebepler / Hilde- Engin Arslan- İlkin Deniz). Sırada kızları Oya Naz var. O da, benim gözdem. Nedenlerinden biri, çok sevdiğim, kadınlar ayaktopu takımında oynaması. Bir diğeri, birçok çalgıyı çalabilse de en yetkin olduğu davul’u çalışı ki, şaşırtıcı. Annesinden duyduğuma göre ayrıca sesi oldukça iyi Oya’nın ama belki de 15 yaş çekingenliğiyle söylemedi bir türlü, duyamadık bir şarkısını.

Yemekten sonra, gece, Gent Katedrali’ne Noel Dinsel Töreni’ni izlemeye gittik. Bir saat on beş dakika o buz gibi alanda koro içimizi ısıttı...

Belçika’ya Noel’e mi gittik; operadan, katedralden, evden, cıvıl cıvıl sokaklardan yükselen seslerle sanatsal bir ortamın içinde miydik hep?!... Bizdeki bayramları, yılbaşını düşünüyorum ve geçirdiğim dört günü anımsayarak: “Nasıl yaşıyorum burada, bir köşesinden bucağından bana ulaşmayan kökleşik(klasik) müziksiz?...” Böyle diyorum, dönünce izlenimlerimi aktardığım bir arkadaşıma. “Sen tam Avrupalı olmuşsun bu gidişinde!” diyor ve hiç beklemediğim biçimde sürdürüyor; hani o din-iman vatan-millet şakımasıyla, gülmeceli(mizahi) de olsa: “Ya sev ya terk et!” “Bana uyar bu saçmalık!” diyorum. “Ne uyar?” “İkisi de...”