Noel, yeni yıl, ortaya karışık
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
2009’un son yazısını yazmak zormuş. Hafta başında kar buz hayat kilitlendi. İngiltere felç oldu. Soğuktan hayatını kaybedenler

2009’un son yazısını yazmak zormuş. Hafta başında kar buz hayat kilitlendi. İngiltere felç oldu. Soğuktan hayatını kaybedenler oldu. Onbinlerce insan tren istasyonları ve havaalanlarında mahsur kaldı. Yollar trafik kazaları ile doldu. Tam noel ve yılbaşı birileri için karlar içinde, yani profile uygun, keyifli geçecek ve diğerleri için de kabus gibi yol hikayeleri yazdıracak derken ortalık süt liman oldu. Hava yumuşadı. Herşey yavaş yavaş normale dönüyor ve sanırım terminallerde bekleyen pek kimse kalmayacak.
Senede bir defa kar yağan pek çok yer gibi burada da hemen bozuk çalmaya başlıyoruz: niye belediyeler hazırlıklı değil? Yol hizmetleri neden yolları tuzlamadı? Neden kimse bir şey açıklamıyor? Bu arada sorular genelde çok özel ve ilgili kurum, şirket ya da kişilere yönelik. Yani kimse nerede bu devlet demiyor. En azından şimdilik.
Neyse bu hazırlıksız olma hali aslında çoğumuzun işine geliyor çünkü her yıl bu sayede ekstradan bir iki gün tatil kazanıyoruz. Çalıştığınız yere ve patronun mizacına göre bunu abartma şansı olanlar da var tabii. Perşembe günü noel arifesiydi; pek çok işyeri yarım gün çalışıyor. Pek çok alışveriş merkezi ve süpermarket belki de son bir vole vurma umuduyla o gün çok erken açılıp geç vakte kadar açık kalıyorlar. Kar buz nedeniyle işe gidemeyen halkım tabii ki alışverişe de gidemediği için bu arife günü çok önemli.
Ama yine de iş günü. Ben de sabah erken çıktım. Bizim ev ana yollardan birine yakın ve normalde sabah ve akşam trafik tıkanır ve salyangoz hızıyla gidersiniz. Herkes işi okulu asmış, yol bomboştu.
Derin bir oh çektim alışverişimi çabucak yapacağım kalabalıkla boğuşmadan sakin sakin ve eve döneceğim diye. Meğer ki herkes işi asmış ama alışverişi asmamış. Alışveriş merkezine yaklaşırken trafiğe yakalandım. Normalde en fazla bir saatte bitecek alışveriş neredeyse üç saat sürdü. Alışverişten zerre kadar hoşlanmayan biri için epey ağır bir ceza yani. Kasalarda uzun kuyruklar, otopark giriş ve çıkışında uzun kuyruklar. Son dakikada çöpe gidecek bir ton hediye alacak ya herkes!
Ben de “erdener abi” modunda alın bunları marsa gönderin kumda oynasınlar geri getirin falan gibi düşüncelerle kalabalığın içinde slalomlar yapıyorum bir an önce kasaya ulaşmak için. Ama öyle eğlenceli bir his de var havada. Yani rutin aışveriş sıkıcılığı da yok itiraf edeyim. Yani benim gibi bu durumdan genel olarak hoşnutsuz olanlar için bile pozitif bir ortam. Alışveriş arabalarına çocuklarını oturtmuş onlara noel şarkıları söyleyerek alışveriş yapan anne babalar dolu ortalık. Herhalde onların ki de felekten yarım gün tatil çalmış olmaktan kaynaklı bir mutluluk.
Her yıl on milyonlarca –belki çok daha fazla- kartpostal alınıyor ve sonra da bunları nasıl çevreye zarar vermeden geri dönüştürebiliriz diye panik olunuyor. Bunun istatistiklerini bilmiyorum ama ‘ben pek noel kartı vermiyorum’ diyenler bile her yıl ortalama 10 tane kart yazıyorlar ve sevdiklerine ve bazen sevmediklerine (mesela patrona) veriyorlar. Daha iddialı ve disiplinli olanlar için sınır yok. Benim bir yakın arkadaşım örneğin garanti 50 kart yapıyordur.
Hediyelere gelince büyük mesele. Yine iddialı arkadaşlar için bu en azından bir ay öncesinden başlayan bir faaliyet. Ne almalı? Sorusu son dakikaya bırakılacak bir iş değil. Ya da şöyle diyelim sınırsız bütçeniz ve yaratıcılığınız varsa son dakikaya bırakabilirsiniz. Aksi takdirde aldığınız hediye ne sizi ne de sevdiklerinizi mutlu edecektir. Eşinize, sevgilinize veya çocuğunuza alıyorsanız isabet oranınız biraz daha yüksek ama başkaları için alıyorsanız orada durmak lazım. Bir de karşılıklılık hesabı var. Onlar size ne alıyor siz onlara ne alıyorsunuz.
Çok rekabetçi bir sektörde pazarlama planı yapmaktan daha zor; enformasyon yokluğunda doğru tahminler ve doğru kararlar vermek zorundasınız.
 Birileri oturup bunun ilmini yapmış ve israf ve hayal kırıklığını önlemek için, ya da hediye kazalarından kurtulmak için, iki öneri getirmişler. Birincisi para vermek. Tabii ki çok ayıp bir şey. Çoluk çocuğa tamam da büyüklere para vermek olmaz. Bir de kaç para vereceksin? Kaç para verirseniz verin “bana verdiğin değer bu mu?” sorusu yerinde olacaktır. İkinci alternatif öneri ise hediye çeki vermek.
Her iki durumda da inceliksiz ve soğuk tebriklerden öteye gidemiyoruz. Ama baştan söyledik işin ilmini yapmışlar.
İlim irfan dolu mutlu ve güzel bir yeni yıl dileğiyle.
İyi pazarlar ve bol şanslar.