Nora/Nurê
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
Çok kültürlü coğrafyamızın, parıldayan yüzü; Nurê.

Çok kültürlü coğrafyamızın, parıldayan yüzü; Nurê. Kimliklerin sorun olduğu, kimliksizleştirme üzerine inşa edilen bir çağ yangının, ortasında. Henrik Ibsen’in Nora’sı Kürtçe sahnelenirken bir parça umut besleyebiliyor, insan. Duyduğunun, gördüğünün gerçekliğinden şüpheye düşerek…
On dokuzdan, yirminci yüzyıla geçerken, insanoğlunun macerası ‘Modern’nizm üzerinden kurgulanmaktaydı. Bilim ve sanat ‘yeni’den başı dönerek, ardı ardına değiştirdi, yerleşik tanımları. Kapitalizm örgütlenirken, başkaldırı sokaklardan, sahnelerden ses verdi.
O geçiş günlerinde, Norveç Ulusal Tiyatrosu’nda bir yazar; edinilmiş, dayatılmış toplumsal rolleri yerle bir eden karakterlerini sahneye taşıdı.
Henrik İbsen, tiyatro bağlamında baktığımızda kuşkusuz bir devrimciydi. Bazen anarşist, bazen ütopist, bazen de neye başkaldırdığı bilinmeyen bir modernist olarak ortaya çıktı. Kült eserleri, bu devingen ruh halinde, yüzyılın gelişimini etkileyecek oyunlarla, aktı insanlığın belleğine.
‘Bir Bebek Evi-Nora’ adlı oyun bin sekiz yüz yetmiş dokuzda, erkek egemen topluma başkaldırı olarak yazıldı.
Yasaları yapan, uygulayan, iktidar ve muhalefet olan erkeklerdi. Kadın haklarını, erkek gözüyle değerlendiriyorlar diyordu, İbsen.
Eşitlik ilkesinin, kadın-erkek arasında kurulma etiği! Kocasına, kısıtlanmışlığa, hastalıklı topluma başkaldıran ve mücadele eden Nora’ydı.
Özgürlük düşüncesi; siyasal yolları değil, aile içinde kadının arayışı olarak karşımızdaydı. Ve ince üslubuyla Nora, yüzyıllar içinde referans verilen bir karakterdi işte.
Nora’dan iki binli yıllara, Nurê’ye masklarla geçilebiliyordu. Çünkü işleyiş aynıydı! Ötekileştirilmiş hayatlarını, tacize, şiddete, pozitif ayrıma sistematik olarak maruz kalmış kadın’ın hikayesiydi anlatılan. Kadınlar ağıtlarını, kendi dilinde yaktı yakmasına ama tuhaftır; değişen pek bir şey yok! İnsanlık için henüz uzak sözcükler, özgürlük, eşitlik…
On yıl önce, ‘Feminist Tiyatro’ metinlerinden hareketle kurulan Tiyatro Boyalı Kuş, bu son oyunu ile iki bin dokuz yılı İbsen Ödülü’nü aldı.
Yıllardır süren çaba malum sahnesizlik, ekonomik olanaksızlar ve tiyatroya adım atmayan yığınlardan oluşan bir dolu soruna rağmen, tiyatro ayaktaydı. Oyuncularsa Norveç’te, İbsen Festivali’nde.
Tiyatro Boyalı Kuş, son oyunları Kumbaracı50’de sahneledi. Boyalı Kuş’un, yeni oyunları, kuşkusuz daha çarpıcı giderek keskinleşen bir dilin yansıması olacak. İlgiye, takibe değer.
Boyalı Kuş, çağının tanıklığını, çağlar öncesinin diliyle aktarırken, gününün yansımaları sahnede. Hemen şimdi, orada.        
Tiyatro, özgürlük düşüncesini, olanaklılığını araştırdı; yüzlerce karakteriyle. Ve biz insanlık hâlâ araştırmaktayız bu durumu. Özgürlüğün yollarını.  Dürüstçe deniyor muyuz? Bilmiyorum.