‘Normal’ değil, normal değilsiniz; bin değil, 5 bin yıl geridesiniz
ERK ACARER ERK ACARER

Birkaç ay önce düzenlenen panelde hata yapıyoruz. İktidardaki zihniyeti, bunu canhıraş savunanları, tetikçilerini işaret ederek; “Bin yıl geridesiniz” diyoruz.

Gençten bir çocuk söz alarak, tepki gösteriyor: “Doğru değil, tepeden bir tavır. Öğretmek anlatmak, göstermek lazım!”

Sistematik örgütlü felaket
AKP Manisa Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ…

Tekil örnekten genel düşünceye ulaşmak mümkün. Çünkü AKP, ‘içinde münferit örnekler de barındıran bir zihniyet’ değil, absürt, kötü, çağdışı, ‘aynılıkta blok gibi duran’ sistematik, örgütlü bir felaket.

İyi bir örnek
Özdağ, bu açıdan ve son zamanlarda söyledikleriyle, zihniyeti türlü yönleriyle açan ve bütün olarak ortaya koyan sıkı bir örnek. Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu’nun üyesi. AKP’li vekil, Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın ‘tutuklanmasından önce’, sözüm ona bilgi almak için çağrıldığı ancak adeta sorgulandığı toplantıda ‘terör’ konusunda ayarı veriyor: “Çözeriz, çözeriz. Sri Lanka Modeli ile çözeriz!”

Kentleri yıkmak, yakmak, dümdüz etmek, ölen çocukların bedenlerini buzdolaplarında bekletmek yetmemiş demek!

İnsana düşman işte!
Sri Lanka; 30 yılı aşkın süre bağımsızlık mücadelesi veren, Tamil Kaplanlarını ortadan kaldırmak için 2008- 2009 yılları arasında düzenlenen kanlı operasyon modeli! 2011 Birleşmiş Milletler (BM) raporuna, 40 bin sivilin ölmüş olabileceği ve yüz binlercesinin göçe zorlandığı yansıyor.

Kötülük ısrarı, kötülük inadı!
AKP’nin ne idüğü belirsiz yasaları sık sık tartışılıyor. En tuhaflarından biri, çocukları hedef alan ‘ahlaksız tasarı’dan yaklaşık 6 ay önce gündeme geliyor. Sanki inat, sanki kara bir defterde kötülüğün tekrar tekrar temize çekilmesi. Aynı Özdağ ‘düşünüp’ öneriyor: “Hayvan tecavüzcüsüne verilen 6 ay çok fazla, tecavüzcüye bir şans daha verilmesini düşünüyorum. Onları hayvanlardan, hayvan sahiplenmekten men etmeyi doğru bulmuyorum.”

Ölümün, tecavüzün, kötülüğün sıradanlaştığı ülke
İhvan zihniyeti, Türkiye’ye istatistik olup yansıyor. Son yıllarda çocuk istismarındaki büyük artış, kadın cinayetlerindeki çığ gibi büyüme tesadüf değil. Dahası… Hayatımıza yansıyan fotoğrafların gün geçtikçe çoğalması… Acıyla bakan canlı resimleri: “Tecavüze uğradı öldü!”

Kedinin, köpeğin başı, gıdısı okşanır… Bunlar…

Siyasetin tepesi konuştukça, hayatımız kâbus oluyor.

Normal değiller!
İnsana, doğaya, canlıya düşman… Hepimizi tuhaf bir sarmala hapsedip ahlaksızlık üretmek istiyorlar. Sanki makatı parçalanmış çocuklardan, ölüp caddelerde yatan kadınlardan, yıkılan şehirlerden duyduğumuz acıya ince bir zevkle bakıyorlar.

Hastanelerin acil servislerinden ilginç bilgiler geliyor. En serti tecavüze uğrayan çocuklar. En hafifi… Sağlıkçı bir arkadaşımız anlatıyor: “Eskiden çocuk servislerine babalar kızlarını getirirdi. Şimdi kocalar karılarını getiriyor!”
İşte… Sanki bunlar, bu yozluk, bu yozlaşma hoşlarına gidiyor.

Yandaşı, tetikçisi, sözüm ona gazeteci olan ahlaksızı pusuda. Çocuk tasarısı mı geçecek, küçüğe söz mü verilecek!

Konsepte uygun haberler sipariş alıp konsepte uygun sayfalarca haberler yapıp… Sonra evlerine gidip çocuklarını seviyorlar. Utanmıyorlar, utanmazlar!

Az söylemişiz!
Aylar önceki panelde…

Hata yapmış, az söylemişiz. Bin yıl geride değil, beş bin yıl önceki karanlıktalar.

En başından başlatıp neyi anlatacaksın! Normal değil! Normalleşemez, normal değiller!

Muhalif diyorlar ya…

Muhalefet filan değildir yaptığımız!

Henüz başlangıç aşamasındayız. İnsana kıyma, canlıya dokunma, çocukları istismar etme!

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü…

Ne acı… Haftasında ‘Tecavüzler Meşrulaştırılmasın’ diye mücadele veriyoruz…

Ama… Bu karanlıktan elbet çıkacağız! O vakit…

***

16 AY GEÇTİ SURUÇ’TA DA ADALET YOK

Her ayın 20’sinde Kadıköy’de… Aradan 16 ay geçti. Suruç aileleri adalet bekliyor. Dosyanın üzerindeki gizlilik kararı devam ederken, henüz iddianame bile ortada yok. Her ay bir araya gelen aileler duruma isyan ediyor: “Bir arpa boyu yol alınmış değil. Kardeşlerimizin, çocuklarımızın üzerindeki özel eşyalar ve telefonlar bile halen bize teslim edilmedi. Hepsinin emniyette olduğu söyleniyor.”

Çantasından IŞİD bayrağı çıkan şahıs
Suruç’ta da tıpkı Ankara’da olduğu gibi şüpheler çok fazla. Zaten adaleti arayan Suruç aileleri de katliamların 7 Haziran’dan sonra başlayan, birbirine bağlı bir süreç olduğunu düşünüyor: “Devletin failleri gizlediğine ve saklamaya çalıştığına inanıyoruz. Ankara ve Suruç katliamını gerçekleştiren ekip aynı hücreye bağlı! Bombacılar kardeş, aileler farksız. Dosyadaki gizlilik, katliamdan önce açıkça görülen ‘yol verme durumu’ ve patlamadan sonra yaşanan ‘polis saldırısı’ bir yana tanıklardan yola çıktığımız tuhaf olaylar da var. Mesela şunu soruyoruz: Saldırının ardından yakalanan ve çantasında IŞİD bayrağı bulunan şahsı kim korudu, şimdi nerede?”
Suruç Aileleri, patlamada kamu görevlilerinin kasta varan ihmali olduğuna da değiniyor: “Bu cinayetin açığa çıkarılması faillerin yakalanıp yargılanması olayın her yönüyle açığa çıkarılması için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.”